giydir

listen to the pronunciation of giydir
التركية - الإنجليزية
{f} garb
{f} attire
clothe

Put the kid into these clothes. - Çocuğa bu kıyafetleri giydir.

They dressed Vassili in fine clothes and next day he was married to Anastasia. - Vassili'ye güzel kıyafetler giydirdiler ve o ertesi gün Anastasia ile evlendi.

{f} robe
{f} vested
{f} clothed
{f} vest
{f} clothing
tog up
{f} robed
{f} attired
togup
enclothe
enrobe
tog#up
{f} coat
giy
wore

Tom wore gloves to avoid leaving his fingerprints on the murder weapon. - Tom cinayet silahında parmak izlerini bırakmaktan kaçınmak için eldivenler giydi.

Tom wore a new coat to school today. - Tom bugün okula giderken yeni bir ceket giydi.

giy
{f} worn

She has worn the same hat for a month. - Bir ay boyunca aynı şapkayı giydi.

Tom realized right away that he should have worn a heavier coat. - Tom daha kalın bir palto giymesi gerektiğini hemen fark etti.

giy
have on

What do you have on for tomorrow night? - Yarın gece için ne giyersin?

Why do you have only one glove on? - Neden sadece bir eldiven giyiyorsun?

giy
{f} wear

The shoes you are wearing look rather expensive. - Giydiğin ayakkabılar oldukça pahalı görünüyorlar.

She wears high heels to make herself look taller. - O kendini daha uzun göstermek için yüksek topuklu ayakkabılar giyiyor.

giy
endue
giy
put on

He put on his sweater wrong side out. - O kazağını ters yüz giydi.

Tom put on his shoes. - Tom ayakkabılarını giydi.

giydir
المفضلات