gösteren

listen to the pronunciation of gösteren
التركية - الإنجليزية
indicative
expressive
demonstrate
(Dilbilim,Teknik) signifier
denotative
telling
indicant
deictic
gösteren kimse
demonstrator
göster
{f} show

I showed her my room. - Ona kendi odamı gösterdim.

Oh! Show it to me please. - Ah! Onu bana göster lütfen.

yol gösteren levha
signpost
boy gösteren
emergent
göster
denote
göster
(Bilgisayar) show me

Please show me your picture. - Lütfen bana resmini göster.

Will you show me the way to the bank? - Bana bankaya giden yolu gösterir misiniz?

göster
(Bilgisayar) unhide
göster
(Bilgisayar) quote
göster
(Bilgisayar) view

I want to show you a spectacular view. - Sana muhteşem bir manzara göstermek istiyorum.

Open an image and select an image layout. Click Open for opening an image. Click Quit for quitting the program. Image Layout feature allows you to view in any layout. - Bir resim açın ve bir resim düzeni seçin. Bir resim açmak için Aça tıklatın. Programdan çıkmak için Çıkışı tıklatın. Resim Düzeni özelliği herhangi bir düzende göstermenize olanak tanır.

göster
(Bilgisayar) point

Compasses point north. - Pusula kuzeyi gösterir.

The compass points to the north. - Pusula kuzeyi gösterir.

göster
illustrate

Everyone can feed the database to illustrate new vocabulary. - Herkes yeni kelimeleri göstermek için veritabanını besleyebilir.

The chart illustrates how the body works. - Tablo vücudun nasıl çalıştığını göstermektedir.

iyelik gösteren
possessive
skolyoz gösteren
(Tıp) scoliotic
tepki gösteren
(Ticaret) reactionary
göster
indicate

I went in the direction my friend indicated. - Ben arkadaşımın gösterdiği yönde gittim.

A closed fist can indicate stress. - Kapalı bir yumruk stres gösterebilir.

göster
{f} displayed

Tom displayed the contents of his wallet. - Tom cüzdanının içindekileri gösterdi.

She displayed her talents. - O, yeteneklerini gösterdi.

göster
{f} mirror

This figure is a mirror of the decrease in imports of crude oil. - Bu şekil ham petrol ithalatının azaldığının bir göstergesidir.

The painting shows a young woman combing her hair before a mirror. - Tablo, aynanın önünde saçlarını tarayan genç bir kadını gösteriyor.

göster
{f} shown

It is clearly shown in Johnson's investigation that passive smoking is very harmful. - Pasif içiciliğin çok zararlı olduğu Johnson'ın araştırmasında açıkça gösterilmektedir.

Filiberto has not shown a very brave character. - Filiberto çok cesur bir karakter göstermedi.

göster
{f} indicated

I went in the direction my friend indicated. - Ben arkadaşımın gösterdiği yönde gittim.

The red flag indicated the presence of danger. - Kırmızı bayrak tehlikenin varlığını gösterdi.

göster
{f} screened
göster
{f} displaying

Dan began displaying symptoms of Alzheimer's. - Dan, Alzheimer belirtileri göstermeye başladı.

göster
{f} screen

Her health screening showed no negative results. - Onun sağlık taraması olumsuz sonuçlar göstermedi.

There's a good movie screening today. - Bugün iyi bir film gösterimi var.

göster
{f} indicating

There is no sign indicating that this is a meeting room. - Bunun bir toplantı odası olduğunu gösteren hiçbir işaret yok.

göster
{f} display

Warning: unsupported characters are displayed using the '_' character. - Uyarı: desteklenmeyen karakterler '_' karakteri kullanarak gösterilir.

He never made a display of his learning. - O asla öğrendikleri ile ilgili bir gösteri yapmadı.

göster
{f} screening

There's a good movie screening today. - Bugün iyi bir film gösterimi var.

Her health screening showed no negative results. - Onun sağlık taraması olumsuz sonuçlar göstermedi.

göster
{f} showing

Thanks for showing me the way. - Bana yolu gösterdiğiniz için teşekkürler.

The teenager is showing off his new car. - Delikanlı yeni arabasını gösteriyor.

göster
{f} baring

If you see the lion baring its teeth, don't think that the lion is smiling at you. - Aslanın dişlerini gösterdiğini görürsen, sana gülümsediğini sanma.

göster
{f} bared
göster
designated
özen gösteren
solicitous
Araba devrildikten sonra yol gösteren çok olur
(Atasözü) It is easy to be wise after the event
aynı özellikleri gösteren
showing the same characteristics
göster
demonstrate

African Americans demonstrated for civil rights. - Afrikalı Amerikalılar sivil haklar için gösteri yaptılar.

You should make the most of this rare opportunity to demonstrate your talent. - Yeteneğini göstermek için bu az bulunur fırsatı en iyi şekilde kullanmalısın.

ağacın yaşını gösteren halkalar
annual ring
cephe gösteren hedef
(Askeri) bow-on target
cesaret gösteren
braving
davetlilerin masadaki yerlerini gösteren kart
place card
denizcilik gösteren
seamanlike
derece gösteren
ordinal
direnç gösteren
resistive
dolaylı nesneyi gösteren
datival
dolaylı nesneyi gösteren
dative
elektriklenme ve derecesini gösteren alet
electroscope
gelişim gösteren kimse
developer
gemicilere yol gösteren işaret
sea mark
geçmişi gösteren sahne
flashback
giyimine özen gösteren kimse
dresser
grevcilere şiddet gösteren görevli
goon
göster
bespoke
göster
performance

There were no tickets available for Friday's performance. - Cuma gösterisi için mevcut hiç bilet yoktu.

After the performance, she went backstage. - O, gösteriden sonra kulise gitti.

göster
bespeak
göster
reveal

These letters reveal her to be an honest lady. - Bu mektuplar onun dürüst bir kadın olduğunu gösteriyor.

göster
revealing
göster
bespoken
heceleri gösteren işaretler tablosu
syllabary
kuzeyi gösteren cayro
(Askeri) north-seeking gyro
mağazada müşteriye yol gösteren görevli
shopwalker
neden gösteren
causative
nesneleri geometrik gösteren sanat
cubism
olduğundan güzel gösteren
flattering
prova gösteren hedef
(Askeri) bow-on target
resimle gösteren
exhibiter
resimle gösteren
exhibitant
sayı veya şahıs gösteren
finite
sebep gösteren
causal
sesleri gösteren
phonetic
sevgi gösteren
affectionate
soyundan farklı özellikler gösteren canlı
sport
sökülmüş hali gösteren çizim
exploded view
tarihi gösteren bir kol saati görebilir miyim
May I see a wristwatch that shows the date
tekerlek kırıldıktan sonra yol gösteren çok olur
(Atasözü) People are always most eager to offer you advice when it's too late
tepki gösteren
reactive
uçağın yerini gösteren lâmba
sidelight
vücut içini gösteren alet
endoscope
yapmacık samimiyet gösteren
unctuous
yazıyı algılamada bozuklukla kendini gösteren hastalık
dyslexia
yaşının gerisinde gelişme gösteren kimse
late developer
yol gösteren
polar
yol gösteren
governing
yol gösteren
guiding
yol gösteren sinyal
beacon
üstünlük derecesini gösteren
comparative
ıngiliz hükümetinin mallarını gösteren ok işareti
broad arrow
şekilleri yamuk yumuk gösteren ayna
distorting mirror
التركية - التركية
Gösterilenle birleşerek göstergeyi oluşturan ses veya sesler bütünü
gösteren
المفضلات