farkında

listen to the pronunciation of farkında
التركية - الإنجليزية
{s} aware

He was aware of being watched. - İzlendiğinin farkındaydı.

I'm aware of the fact. - Gerçeğin farkındayım.

awake

I think I am the only one awake. - Sanırım yalnızca ben farkındayım.

conscious

I was not conscious of a man looking at me. - Bana bakan adamın farkında değildim.

Even after I went to bed, I was conscious of the voices in the parlor. - Ben yatmaya gittikten sonra bile, salondaki seslerin farkındaydım.

conscious, aware (of)
sensible
alive

We were alive to what was going on. - Biz ne olup bittiğinin farkındaydık.

We were alive to what was going on. - Biz ne olduğunun farkındaydık.

aware (of)
alive to

I was fully alive to the danger. - Ben tamamen tehlikenin farkındaydım.

We were alive to what was going on. - Biz ne olduğunun farkındaydık.

aware of the fact
fark
{i} difference

The difference is this: he works harder than you. - Fark bu: o senden daha çok çalışıyor.

Difference between Facebook and Twitter is, Twitter is a microblogging service. - Facebook ve Twitter arasındaki fark, Twitter'ın bir mikroblog servisi olmasıdır.

farkında olmak
be aware of

We have to be aware of that. - Onun farkında olmak zorundayız.

farkında olma
awareness
farkında olan
cognizant
farkında olmayan
unwitting
farkında olmayan
unaware
farkında değil
not aware
farkında değil
unaware

He was unaware of the danger. - O, tehlikenin farkında değildi.

He seems to be unaware of his mistake. - Hatasının farkında değil gibi görünüyor.

farkında değil
not aware of
farkında değil
insensible of
farkında olan
awake
farkında olan
aware

Tom, aware that he would soon have to board the train to Boston, had passionately clung to Mary on the station platform. - Az sonra Boston trenine binmek zorunda olacağının farkında olan Tom, peronda Meryem'e tutkuyla sarıldı.

farkında olan
hip
farkında olarak
(Hukuk) aware (in resolutions), conscious that (in protocol)
farkında olma
cognizance
farkında olmadan
unawares
farkında olmadan
unconsciously
farkında olmadan
unwittingly

Unwittingly he told her all that she wanted to know. - Farkında olmadan ona bilmek istediğinin hepsini anlattı.

Unwittingly, he told her exactly what she wanted to know. - Farkında olmadan ona tamda bilmek istediğini anlattı.

farkında olmak
be hip to
farkında olmak
sense
farkında olmak
be awake to smth
farkında olmak
be aware

We have to be aware of that. - Onun farkında olmak zorundayız.

farkında olmak
to be aware of, to be awake to sth, to be alive to sth
farkında olmak
to notice, be aware of
farkında olmama
oblivion
farkında olmama
unconsciousness
farkında olmamak
to be unaware of, to be oblivious to
farkında olmamak
be unaware of
farkında olmamak
not to be aware of
farkında olmamak
be insensible of
farkında olmamak
be unconscious of
farkında olmayan
insensible
farkında olmayan
unconscious
farkında olmak
(Fiili Deyim ) aware of

We have to be aware of that. - Onun farkında olmak zorundayız.

fark
distinctness
fark
distinction

It is important for English learners to remember the distinction between 'fun' and 'funny'. - İngilizce öğrenenlerin 'eğlence ve 'eğlenceli' arasındaki farkı hatırlamaları önemlidir.

farkında olmak
wit
fark
{i} gap

There is a generation gap between them. - Onlar arasında kuşak farkı var.

The age gap between them is rather large. - Aralarındaki yaş farkı oldukça fazla.

fark
odd

Tom noticed something odd. - Tom tuhaf bir şey fark etti.

Tom noticed something was odd. - Tom bir şeyin tuhaf olduğunu fark etti.

fark
(Gıda) gradient
fark
divaricate
fark
(Ticaret) spread

The cancer had spread to several organs. - Kanser farklı organlara yayıldı.

fark
undertaking
fark
matter

It doesn't matter to me. - Benim için farketmez.

Even if it is true, it matters little. - Doğru olsa bile çok az fark eder.

fark
(Bilgisayar) variance
fark
divergence
farkında olmak
alive to something
farkında olmak
be awake to
farkında olmak
recognize
farkında olmak
be alive to
farkında olmak
(Dilbilim) alive to
farkında olmak
to be aware of
farkında olmamak
(Dilbilim) blind to
fark
majority
fark
dissimilitude
fark
contrast
fark
divergency
fark
disparity
fark
discrepancy
fark
diversity

Diversity is what gives us strength. - Bize güç veren şey farklılıktır.

farkında olmak
appreciate
fark
in difference
fark
to notice

Nobody is going to notice, I suppose. - Sanırım kimse fark etmeyecek.

He's bound to notice your mistake. - Onun hatanı farketmesi kesin.

farkında olmak
aware

We have to be aware of that. - Onun farkında olmak zorundayız.

farkında olmak
to be aware
farkında olmak
realize
fark
contradistinction
fark
{i} odds

Tom is well aware of the odds. - Tom ihtimallerin farkındadır.

fark
difference, disparity; distinction; discrepancy; contrast
fark
variation
fark
differentiation
fark
cachet
fark
disproportion
fark
division
farkında olmadan
unknowing
farkında olmadan
unconscious
farkında olmadan
unwitting

Unwittingly, he told her exactly what she wanted to know. - Farkında olmadan ona tamda bilmek istediğini anlattı.

Unwittingly he told her all that she wanted to know. - Farkında olmadan ona bilmek istediğinin hepsini anlattı.

الإنجليزية - الإنجليزية

تعريف farkında في الإنجليزية الإنجليزية القاموس.

fark
Fuck, as interjection of surprise, etc
fark
To subject a website to a high volume such that the server stops responding. See slashdot effect
التركية - التركية

تعريف farkında في التركية التركية القاموس.

FARK
(Osmanlı Dönemi) Başın tepesi, baştaki saçın ikiye ayrıldığı yer
FARK
(Osmanlı Dönemi) Ayrılık, başkalık. Ayırma, ayrılma, seçilme
fark
Bir kimse veya nesnenin bir başkasıyla karıştırılmamasını sağlayan ayrılık; benzer şeyleri birbirinden ayıran özellik, başkalık, ayrım
fark
Ayrım
fark
Bir kimse veya nesnenin bir başkasıyla karıştırılmamasını sağlayan ayrılık, benzer şeyleri birbirinden ayıran özellik, başkalık, ayrım: "Aralarında sekiz, on yaş fark bulunmasına rağmen, iki akran gibiydiler."- R. N. Güntekin
fark
Çıkarma işleminin sonucu
farkında
المفضلات