etkisiyle

listen to the pronunciation of etkisiyle
التركية - الإنجليزية
influence
etki
effect

Do you think you have to be able to pass for a native speaker to be an effective spy? - Yerli bir konuşmacı olmana rağmen etkili bir casus olmak için sınavı geçebilmek zorunda olduğunu düşünüyor musun?

He could not take effective measures. - O etkin önlemler alamadı.

etki
influence

I think that our living together has influenced your habits. - Sanırım birlikte yaşamamız alışkanlıklarını etkiledi.

He has a great influence on his country. - Ülkesinin üstünde büyük etkisi var.

etki
impression

He made a good impression. - O iyi bir etki yaptı.

Tom made quite an impression on Mary. - Tom Mary'yi epeyce etkiledi.

etki
impact

The Belo Monte dam in Brazil is a controversial project because of its impact on the environment and native people. - Brezilya'daki Belo Monte barajı çevre ve yerli halk üzerindeki etkisinden dolayı tartışmalı bir projedir.

The impact of science on society is great. - Toplum üzerinde bilimin etkisi büyüktür.

etki
{i} action

The invasion of other countries is a shameful action. - Başka ülkelerin işgali utanç verici bir etkinliktir.

The government's actions were condemned worldwide. - Hükümetin etkinlikleri dünya çapında kınandı.

etki
force

Persuasion is often more effectual than force. - İkna genellikle zorlamaktan daha etkilidir.

etki
act on
etki
{i} effectiveness

Many fear that cuts in the defense budget will undermine the military's effectiveness. - Birçokları, savunma bütçesindeki kesintilerin ordunun etkinliğini baltalayacağından korkuyorlar.

etki
affect

Most living creatures in the sea are affected by pollution. - Denizde yaşayan canlıların çoğu, kirlilikten etkilenir.

His speech deeply affected the audience. - Konuşması dinleyicileri derinden etkiledi.

etki
{i} purchase
etki
{i} bearing
etki
incidence
etki
penetration
etki
(İnşaat) bias
etki
repercussion

I don't think you understand the repercussions your actions have caused. - Hareketlerinin neden olduğu etkileri anladığını sanmıyorum.

No one correctly predicted the repercussions of these policies. - Hiç kimse bu politikaların etkilerini doğru bir şekilde öngöremedi.

etki
act

What's your favorite summer activity? - Favori yaz etkinliğin nedir?

What activity do you spend most of your time doing? - Zamanının çoğunu hangi etkinliği yaparak geçirirsin?

etki
(Ticaret) personal power
etki
(Kimya) act upon
etki
(İnşaat) exposure
etki
impulse
etki
(Gıda) stimulant
etki
{i} virtue
etki
ring
etki
mark

The stock market crash of October 1987 in New York is still vividly remembered. - New York'ta Ekim 1987 borsa krizi hâlâ etkili bir şekilde hatırlanmaktadır.

etki
pull

The bus driver was not impressed when Tom pulled out a $50 note to pay his fare. - Otobüs şoförü, Tom'un bilet ücreti için elli dolar uzatmasından etkilenmedi.

etki
sound

Tom sounds impressed. - Tom etkilenmiş görünüyor.

etki
power
etki
stress

Stress can have an enormous negative impact on your health. - Stresin sağlığınız üzerinde çok büyük olumsuz etkisi olabilir.

Stress balls are very effective. - Stres topları çok etkilidir.

etki
punch
etki
{i} reflection
etki
domain of
etki
activity

What's your favorite summer activity? - Favori yaz etkinliğin nedir?

What activity do you spend most of your time doing? - Zamanının çoğunu hangi etkinliği yaparak geçirirsin?

dürtü etkisiyle
compulsively

Tom compulsively writes sentences every day. - Tom dürtü etkisiyle her gün cümleler yazar.

You complain compulsively. - Sen dürtü etkisiyle şikayet ediyorsun.

dürtü etkisiyle yapılan
compulsive
esrarın etkisiyle görülen hayal
pipe dream
etki
{i} weight

Sugary drinks have no nutritional value and contribute significantly to weight gain. - Şekerli içeceklerin hiçbir besin değeri yoktur ve kilo almaya önemli ölçüde etki ederler.

etki
leavening
etki
{i} efficacy
etki
{i} potency
etki
{i} clout
etki
{i} point
etki
{i} hold

Nancy has a hold on her husband. - Nancy'nin kocası üzerinde bir etkisi var.

etki
{i} forcefulness
etki
{i} interest

We want to make learning effective, interesting, and fascinating. - Biz öğrenmeyi, etkili, ilginç ve etkileyici yapmak istiyoruz.

Mrs. Tanaka, the new teacher, is offering Japanese as an extra curricular activity twice a week to interested students. - Bayan Tanaka, yeni öğretmen, Japoncayı haftada iki kez ilgili öğrencilerine müfredat dışı etkinlik olarak öneriyor.

etki
{i} leaven
etki
{i} stamp
etki
{i} drift
etki
impress

I want to learn to speak Hawaiian, so I can impress my girlfriend. - Havaiili konuşmayı öğrenmek istiyorum, böylece kız arkadaşımı etkileyebilirim.

The exhibition was very impressive. - Sergi çok etkileyiciydi.

etki
{i} jolt
etki
{i} efficiency
etki
effect, action; impact; impression; influence, clout
etki
drag
etki
imprint
etki
reflexion
etki
{i} sway
etki
effect, influence
etki
(Hukuk) effect, force, impact
içkinin etkisiyle rahatsız olmak
hang over
içkinin etkisiyle yapılan
drunken
uyuşturucu etkisiyle uçma
mind-blowing
التركية - التركية

تعريف etkisiyle في التركية التركية القاموس.

etki
Bir kimse veya nesnenin başka bir kişi veya şey üzerindeki gücü, tesir
etki
Bir kimse üzerinde bırakılan izlenim: "Sustu, istediği etkiyi tam olarak yapmak için olmalıydı bu."- T. Buğra
Etki
(Hukuk) TESİR
Etki
dahiye
Etki
yardım
etki
Büyü, tılsım
etki
Bir etken veya bir sebebin sonucu
etki
Bir kimse üzerinde bırakılan izlenim
etki
Bir kimse veya nesnenin başka bir kişi veya şey üzerindeki gücü, tesir: "Bu etki, genç kuşak konservatuvar mezunlarında yerini daha doğal bir Türkçeye bırakıyor."- H. Taner
etki
(Osmanlı Dönemi) tesir
etkisiyle
المفضلات