engeller

listen to the pronunciation of engeller
التركية - الإنجليزية
(Kanun) encumbrances
impediments

Leaders are trying to do away with impediments to economic growth. - Liderler, ekonomik büyümenin önündeki engelleri ortadan kaldırmaya çalışıyorlar.

barriers

We must work hard to break down social barriers. - Bizim sosyal engelleri yıkmak için çok çalışmamız gerekmektedir.

As a citizen of the world, I know ways of overcoming cultural barriers. - Dünya vatandaşı olarak, kültürel engellerin üstesinden gelmenin yollarını biliyorum.

engel
obstacle

We have managed to overcome the first obstacle. - İlk engelin üstesinden gelmeyi başardık.

The pioneers have overcome a series of obstacles. - Öncüler bir dizi engelin üstesinden geldiler.

engeller teknolojisi
(Gıda) hurdle technology
engel
{i} stay
engel
{i} drawback
engel
{i} interference
engel
{i} let

Don't let me keep you from your work. - Seni işinden engellememe izin verme.

Don't let sports interfere with your studies. - Sporun çalışmalarınıza engel olmasına izin vermeyin.

engel
{i} drag
engel
{i} impediment

I don't consider my myopia as an impediment. - Miyopluğumu bir engel olarak görmüyorum.

Leaders are trying to do away with impediments to economic growth. - Liderler, ekonomik büyümenin önündeki engelleri ortadan kaldırmaya çalışıyorlar.

engel
hurdle

The biggest hurdle for pupils writing the exam was question fourteen. - Sınava giren öğrencilerin en büyük engeli on dördüncü sorundu.

One of the greatest hurdles facing middle school students learning English is relative pronouns. - Ortaokul öğrencilerinin İngilizce öğrenirken karşılaştıkları en büyük engellerden biri de bağ zamirleridir.

engel
{i} traverse
engel
handicap, drawback, hitch; barrier, barricade, obstacle, obstruction, hindrance, bar, impediment, block; hurdle
engel
barrier

As a citizen of the world, I know ways of overcoming cultural barriers. - Dünya vatandaşı olarak, kültürel engellerin üstesinden gelmenin yollarını biliyorum.

We must work hard to break down social barriers. - Bizim sosyal engelleri yıkmak için çok çalışmamız gerekmektedir.

engel
{i} balk

Iran balks at release of American woman. - İran, Amerikalı kadının serbest bırakılmasını engelliyor.

engel
{i} snag
engel
{i} handicap

Poor sight is a handicap to an athlete. - Zayıf görme bir atlet için bir engeldir.

You play golf? What's your handicap? - Sen golf oynuyor musun? Engelin nedir?

engel
(Gıda) inhibitor
engel
hinderance
engel
impedimentum
engel
fetters
engel
(Dilbilim) noise

Noises interfered with my studying. - Gürültü çalışmamı engelledi.

She put her hands over her ears to shut out the noise. - O, gürültünün girmesini engellemek için ellerini onun kulağının üzerine koydu.

engel
stumbling block
engel
liability
engel
embroglio
engel
(Ticaret) prevention
engel
(Kimya) barier
engel
prohibit
engel
(Konuşma Dili) the stumbling block
engel
(Konuşma Dili) a stumbling block
engel
incumbrance
engel
hold-up
engel
(Meteoroloji) obscuration
tarife dışı engeller
(Politika, Siyaset) non tariff barriers
tarife dışı engeller
(Ticaret) non-tariff barriers
teknik engeller
(Politika, Siyaset) technical barriers
engel
bar

The dog kept barking at me at the gate and kept me from coming in. - Köpek bana kapıda havlamayı sürdürdü ve içeri girmemi engelledi.

As a citizen of the world, I know ways of overcoming cultural barriers. - Dünya vatandaşı olarak, kültürel engellerin üstesinden gelmenin yollarını biliyorum.

engel
barricade
engel
hopple
engel
stop

She caught me by the arm and stopped me from going home. - O, kolumdan yakaladı ve eve gitmemi engelledi.

I came here to stop Tom from doing something stupid. - Buraya Tom'un aptalca bir şey yapmasını engellemeye geldim.

engel
slashing
engel
{i} obstruct

A large pillar obstructs the view of the lake. - Büyük bir direk göl manzarasını engelliyor.

He was accused of obstruction of justice. - O, adaleti engellemekle suçlanıyordu.

engel
hitch
engel
cramp
engel
shackle
engel
curb
engel
objection
engel
determent
engel
encumbrance
engel
block

Traffic was blocked by a landslide. - Trafik bir heyelan tarafından engellendi.

Facebook is blocked in China. - Facebook, Çin'de engellidir.

engel
hindrance
engel
obstruction

He was accused of obstruction of justice. - O, adaleti engellemekle suçlanıyordu.

engel
holdback
engel
{i} entanglement
engel
stand in the way
engel
hinders
tarife benzeri engeller
(Ticaret) para-tariff barriers
engel
{i} restraint
engel
roadblock
engel
{i} counterwork
engel
entangle
engel
{i} check
engel
{i} clog
engel
logjam
engel
hangup
engel
{i} difficulty
engel
{i} retardation
engel
{i} supersedeas
engel
hobble
engel
{i} fence
engel
{i} rub
engel
morass
engel
(yarış) stick
engel
discouragement
engel
crimp
engel
obstacle, obstruction, hindrance, impediment, blockage; difficulty, drawback; handicap
engel
sports hurdle
engel
baulk
engel
countercheck
engel
{i} disincentive
engel
barrage
engel
encumber
engel
{i} dam
engel
trammel
engel
{i} shackles
engel
{i} tie
engel
barrier, barricade
gümrük dışı engeller
(Hukuk) non-tariff barriers
idari engeller
(Ticaret) administrative impediments
tarife dışı engeller
(Hukuk) non-tariff barriers (NTB)
ticarette tarife dışı engeller
(Hukuk) non-tariff barriers to trade
التركية - التركية

تعريف engeller في التركية التركية القاموس.

Engel
hail
ENGEL
(Osmanlı Dönemi) f. İlik, düğme
ENGEL
(Osmanlı Dönemi) Sözü sohbeti çekilmeyen kaba kimse
Engel
key
Engel
mahzur
Engel
mani
Engel
köstek
Engel
muzu
Engel
güçlük
Engel
mania
Engel
duvar
Engel
ket
Engel
paçariş
Engel
mizar
Engel
beis
engel
Uskumru ailesinden küçük balık
engel
(Osmanlı Dönemi) mâni
engel
Bir şeyin gerçekleşmesini önleyen sebep, mâni, mahzur, müşkül, mania: "Bürokratik engelleri ortadan kaldıracak bir formül aradık ve bulduk."- H. Taner
engel
Bir şeyin gerçekleşmesini önleyen sebep, mâni, mahzur, müşkül, mânia
engel
Engelli koşularda, her yarışçının üzerinden atlaması gereken, çerçeve ile tabandan kurulu tahta düzen
engel
Uskumru familyasından küçük bir balık
engel
Engelli koşularda, her yarışçının üzerinden atlaması gereken, çerçeve ile tabandan kurulu tahta düzenek
engeller
المفضلات