تعريف electrically في الإنجليزية التركية القاموس.
- çıngı gücüyle
- elektrik gücüyle
- elektrik kuvvetiyle
- elektriksel olarak
- electrical
- {s} elektrikli
Şirket elektrikli eşya üretiyor.
- The company manufactures electrical goods.
İkinci el elektrikli cihazlarda, muhakkak kullanılmış olduklarını gösteren izler bulunur.
- ׂSecond-hand electrical equipment always shows signs of use.
- electric
- elektrikli
O her sabah elektrikli tıraş makinesi ile tıraş olur.
- He shaves with an electric razor every morning.
Elektrikli arp çalarken, o elektrik çarpmasından öldü.
- He was electrocuted while playing the electric harp.
- electric
- {s} elektrik
Isı odanın her tarafına elektrik sobasıyla yayıldı.
- Heat was spread throughout the room by the electric stove.
Elektrikli ısıtıcımızla ilgili doğru gitmeyen bir şey var.
- Something is wrong with our electric heater.
- electrical
- {s} elektrik
Elektrikli teçhizatlardan uzak durun.
- Keep away from the electrical equipment.
Ütü soğuduktan sonra Mary elektrik kablosunu ütüye sardı, ütüyü tekrar rafa koydu, ütü masasını katladı ve onu yine dolaba kaldırdı.
- After the iron had cooled off, Mary wrapped the electrical cord around the iron, put the iron back on the shelf, folded up the ironing board, and put it away back in the closet.
- electrically charged
- çıngıyla yüklü
- electrically driven
- elektrikle hareket eden
- electrically driven
- çıngıyla hareket eden
- electrically heated boiler
- elektrikle ısıtmalı kazan
- electrically erasable programmable read only memor
- elektriksel silinir programlanır salt okunur belle
- electrically neutral
- elektriksel notr
- electrically suspended gyro navigation
- (Askeri) elektrikli olarak durdurulan cayro yön bulma cihazı
- electric
- {s} heyecan verici
- electric
- (Elektrik, Elektronik) elektrik (ile ilgili)
- electric
- çok heyecanlı
- electric
- çıngılı
- electric
- çıngılık
- electric
- çıngıyla ilgili
- electrical
- çıngıyla ilgili
- electrical
- elektriksel
Şimşek, elektriksel bir olaydır.
- Lightning is an electrical phenomenon.
- electrical
- çıngılık
- electrical
- çıngı
- electric
- elektik
- electric
- elektriksiz
- electric
- {s} elektro
Benim bir elektro gitarım var.
- I own an electric guitar.
Kardeşim bir elektrogitar aldı.
- My brother bought an electric guitar.
- electric
- (Tıp) (al) Elektriğe ait, elektriki, elektrikli
- electric
- {s} gerilimli
- electric
- elektriki
- electric
- {s} elektrikle ilgili
- electric
- elektriksel
Şimşek, elektriksel bir olaydır.
- Lightning is an electrical phenomenon.
- electric
- electric blue çelik mavisi
- electric
- electric eel Güney Amerika nehirlerine mahsus elektrik saçan bir çeşit iri yılan balığı
- electric
- electric chair elektrikli sandalye
- electric
- heyecan veya ürperme veren
- electrical
- {s} elektro
- electrical
- electricallyelektrik kuvvetiyle
- electrical
- {s} elektrikle ilgili
- electrical
- electrical engineer elektrik mühendisi
- electrical
- elektriğe ait