تعريف durum (m) في التركية الإنجليزية القاموس.
- durum
- situation
He can't cope with difficult situations.
- Zor durumlarla başa çıkamıyor.
If you want to discuss the situation, please let us know.
- Durumu görüşmek istiyorsanız, lütfen bize bildirin.
- durum
- circumstance
He can't accommodate himself to his circumstances.
- O bulunduğu duruma kendini alıştıramaz.
But there was one curious circumstance.
- Fakat tuhaf bir durum vardı.
- durum
- case
It is difficult for me to handle the case.
- Durumla başa çıkmak benim için zor.
In any case, it's none of your business.
- Her durumda, bu seni ilgilendirmez.
- durum
- condition
The condition of the patient turned for the better.
- Hastanın durumu daha iyiye doğru yöneldi.
The condition of the patients changes every day.
- Hastaların durumu her gün değişir.
- durum
- status
What's the status of my 2016 tax refund? - Benim 2016 vergi iadesi durumum nedir?.
Employers cannot refuse to hire workers because of their race, religion, ethnic origin, skin colour, sex, age, marital status, disability or sexual orientation.
- İşverenler ırkları, dinleri, etnik kökenleri, deri renkleri, cinsiyetleri, yaşları, medeni durumları, engellilikleri ya da cinsel yönelimleri nedeniyle işçileri işe almayı reddemezler.
I want a status report.
- Bir durum raporu istiyorum.
- durum
- state
To all appearance his statement was true.
- Görünüşe göre onun durumu gerçekti.
Part of Hokkaido still remains in its natural state.
- Hokkaido kısmı hâlâ doğal durumunda duruyor.
- durum
- (Hukuk) position
He explained his position to me.
- O, durumunu bana açıkladı.
Tom didn't make his position clear.
- Tom durumunu netleştirmedi.
- durum
- occasion
Your speech was appropriate for the occasion.
- Konuşman duruma uygundu.
His story wasn't appropriate for the occasion.
- Onun hikayesi durum için uygun değildi.
- özel durum
- occasion
Tom never drinks except on special occasions.
- Özel durumlar dışında Tom asla içki içmez.
I only wear a tie on special occasions.
- Ben sadece özel durumlarda kravat takarım.
- insanı kamçılayan bir durum
- challenge
- mali durum
- circumstances
- durum
- instance
We have many things in common: hobbies, educational backgrounds, for instance.
- Ortak çok şeyimiz var: örneğin hobilerimiz, eğitim durumu.
- zor durum
- crunch
- durum
- event
What would you do in the event of a zombie apocalypse?
- Bir zombi kıyameti durumunda ne yapardın?
In the event of misfortune, celebrations are the best.
- Talihsizlik durumunda kutlamalar en iyisidir.
- durum
- score
- durum
- matter
There are complicated circumstances behind the matter.
- Sorunun ardında karmaşık durumlar vardır.
The common state of this matter is solid.
- Bu maddenin normal durumu katıdır.
- durum
- aspect
The instrumental case is one of the most graceful aspects of the Russian language.
- Araç durumu Rus dilinin en zarif yönlerinden biridir.
- durum
- state, condition, case, things; situation, circumstance; status; position; case
- durum böyle
- there it is
- durum değerlendirmesi yapmak
- take stock
- durum komedisi
- sitcom
Friends is a popular sitcom that first aired in the '90s.
- Friends ilk kez 90'larda yayınlanmış popüler bir durum komedisidir.
- medeni durum
- marital status
What's your marital status?
- Medeni durumun nedir?
Employers cannot refuse to hire workers because of their race, religion, ethnic origin, skin colour, sex, age, marital status, disability or sexual orientation.
- İşverenler ırkları, dinleri, etnik kökenleri, deri renkleri, cinsiyetleri, yaşları, medeni durumları, engellilikleri ya da cinsel yönelimleri nedeniyle işçileri işe almayı reddemezler.
- ruhsal durum
- state of mind
My poor state of mind made me distraught.
- Berbat ruhsal durumum beni çıldırttı.
Dan was worried about Linda's state of mind.
- Dan, Linda'nın ruhsal durumu hakkında endişeliydi.
- zor durum
- predicament
- zor durum
- hole
- özel durum
- incident
- kötü durum
- predicament
- tatsız durum
- predicament
- acil durum
- (Politika, Siyaset) urgency case
- acil durum
- emergency
Please push this button at once in case of emergency.
- Acil durumda derhal bu düğmeye basınız.
In case of emergency, call 119.
- Acil durumda, 119'u arayın.
- acil durum duruşu
- (Bilgisayar) emergency stop
- acil durum kadrosu
- (Askeri) emergency establishment
- acil durum kolu
- (Askeri) emergency lever
- acil durum kuruluşu
- (Askeri) emergency establishment
- acil durum planı
- emergency plan
- acil durum yedeği
- (Ticaret) contingency reserve
- acil durum yönetimi
- emergency management
- acil durum yönetimi
- disaster management
- aksi durum
- otherwise
- beklenmedik durum
- contingency
- beklenmedik durum plan
- contingency plan
- beklenmedik durum planı
- contingency plan
- beklenmedik durum planı
- (Bilgisayar) contingency measure
- berbat (bir durum)
- abject
- bitkisel durum
- (Pisikoloji, Ruhbilim) vegetative state
- bu durum karşısında
- under these circumstances
- bu durum karşısında
- under the circumstances
- bu durum karşısında
- with this
- bu durum üzerine
- therefore
- bu durum üzerine
- so that
- ciddi durum
- plight
- durgun durum
- (Ticaret) steady state
- durum
- frame of mind
- durum
- complexion
- durum
- (Bilgisayar) mode
In most cases, modernization is identified with Westernization.
- Çoğu durumda, modernizasyon batılılaşma ile tanımlanır.
- durum
- capacity
- durum
- iteration
- durum
- point
It is important that a lawyer should leave no stone unturned even on minor points and harp on the same subject to achieve a break through in an impasse.
- Bir avukatın zor bir durumda küçük konularda bile her taşın altına bakması ve aynı konuda sonuca ulaşmak için ısrarla belirtmesi önemlidir.
One's point of view depends on the point where one sits.
- Bir kişinin bir şeye bakma tarzı onun durumuna bağlıdır.
- durum
- things
They are content with things as they are.
- Onlar mevcut durumdan memnun.
We have many things in common: hobbies, educational backgrounds, for instance.
- Ortak çok şeyimiz var: örneğin hobilerimiz, eğitim durumu.
- durum
- way
The situation of the villagers is better than ten years ago in many ways.
- Köylülerin durumu birçok yönden on yıl öncesine göre daha iyi.
A person's way of looking at something depends on his situation.
- Bir kişinin bir şeye bakış şekli onun durumuna bağlıdır.
- durum
- predicament
- durum
- layup
- durum
- (Biyokimya) phase
- durum
- state of play
- durum
- (Askeri) quality
Both quantity and quality are important in most cases.
- Hem miktar hem de kalite birçok durumlarda önemlidirler.
- durum
- configuration
- durum
- standing
- durum
- showing
- durum
- (Bilgisayar) status of
- durum
- stand
I'll always stand by you in case of trouble.
- Ben her zaman sorun durumunda hep yanında olacağım.
- durum
- set-up
- durum
- shape
Your gums are in bad shape.
- Diş etleriniz kötü durumda.
His business affairs are in good shape.
- Onun iş ilişkileri iyi durumda.
- durum
- (Fizik,Teknik) inertia
- durum
- metamorphosis
- durum
- order
Sami's SUV is in perfect working order.
- Sami'nin SUV'u mükemmel çalışır durumda.
She always keeps her room in good order.
- Odasını her zaman iyi durumda tutar.
- ekonomik durum
- economic conditions
- en iyi durum
- (Bilgisayar) optimize
- ender durum
- exception
- eritici durum
- solvency
- fiziksel durum
- existence
- fiziksel durum
- (Bilgisayar) physical state
- fiziksel durum
- physical condition
- genel durum
- general situation
The general situation is advantageous to us.
- Genel durum bizim için avantajlı.
- genel durum
- context
- gerçek durum
- fact
- geçerli durum
- (Bilgisayar) in-state
- geçerli durum
- (Bilgisayar) current state
- geçerli durum
- (Bilgisayar) current status
- güç durum
- impasse
- güç durum
- mess
- güç durum
- scrape
- güç durum
- straits
- güç durum
- dilemma
- hassas (durum)
- touchy
- her durum
- any case
- hukuki durum
- (Ticaret) statute
- hukuki durum
- (Latin) status
- ilk durum
- (Bilgisayar) restore
- ivedi durum planı
- (Bilgisayar) emergency plan
- kritik durum
- critical state
- kural dışı durum işleme
- exception-handling
- mali durum
- financial standing
- mevcut durum
- present situation
- mevcut durum
- (Askeri,Ticaret) status quo
- mevcut durum
- existing state
- mevcut durum
- present condition
- mevcut durum
- current situation
How do we deal with the current situation?
- Mevcut durumu nasıl ele alacağız?
The current situation is unsustainable.
- Mevcut durum sürdürülemezdir.
- nazik (durum)
- delicate
- ruhi durum
- mood
- son durum
- (Bilgisayar) last status
- son durum incelemesi
- postmortem
- sosyal durum
- social conditions
- sürekli durum
- steady state
- sıkıntılı bir durum
- adversity
- sıkıntılı durum
- pickle
- taban durum
- (Denizbilim) ground state
- tehlikeli bir durum
- distress
- teslimat durum bildirimi
- (Bilgisayar) delivery status notification
- toplumsal durum
- position
- zor durum
- (Otomotiv) mess
- zor durum
- (Askeri) plight
- zor durum
- emergency
- zor durum
- (Askeri) duress situation
- zor durum
- difficult situation
He can't cope with difficult situations.
- Zor durumlarla başa çıkamıyor.
Without your help, I couldn't have gotten over that difficult situation.
- Yardımın olmadan o zor durumu atlatamazdım.
- çalışır durum
- order
Sami's SUV is in perfect working order.
- Sami'nin SUV'u mükemmel çalışır durumda.
- üzücü durum
- dumps
- en uygun durum
- optimum
- sabit durum
- steady
- durum
- ball game
We have ourselves a whole new ball game.
- Bambaşka bir durumumuz var.
- acil durum düğmesi
- emergency button
- askerlik durum belgesi
- military service status
- bu durum
- current state
- durum / vaziyet
- (Hukuk) case
- durum eki
- attachment status
- engin bir durum almak
- take a deep state
- farklı durum ve yapıda olma
- be in different situations and structures
- istenmeyen durum
- unintended consequences
- kötü durum, içinden çıkılmaz iş
- worst case, jigsaw puzzle
- mevcut durum
- status
- tehlike, endişe veren durum
- risk, which concerns state
- tehlikeli bir durum yaratmak
- To create a dangerous situation
- uygunsuz durum
- inconvenience
- Acil Durum Cevap ve Kurtarma Dairesi
- (Askeri) Emergency Response and Recovery Office
- Acil Durum Ulaştırma Dairesi
- (Askeri) Office of Emergency Transportation (DOT)
- Acil durum Tedarik Harekatları Merkezi
- (Askeri) Emergency Supply Operations Center
- Ana Üs İstihkam Acil Durum
- (Askeri) Prime Base Engineer Emergency Force
- Başkanın acil durum faaliyet dokümanı
- (Askeri) Presidential emergency action document
- Ekonomik Destek Fonu; acil durum destek işlevi
- (Askeri) Economic Support Fund; emergency support function
- Federal Acil Durum Yönetim Dairesi
- (Askeri) Federal Emergency Management Agency
- Merkezi Acil Durum Döner Sermayesi (Birleşmiş Milletler)
- (Askeri) Central Emergency Revolving Fund (UN)
- Milli Acil Durum İdare Timi
- (Askeri) National Emergency Management Team
- Milli Kan Bankası Programı (Federal Acil Durum Yönetim Merkezi (FEMA)); Milli Dı
- (Askeri) National Flood Insurance Program (FEMA); National Foreign Intelligence Program
- Muhtemel Durum Harekat Alanı Hava Kontrol sistemi otomatik planlama sistemi
- (Askeri) contingency Theater Air Control System automated planning system
- Muhtemel Durum Planlama Tesisleri Listesi; ateş koordinasyon hattı
- (Askeri) Contingency Planning Facilities List; coordinated fire line
- Personel Durum İzleme Sistemi
- (Askeri) Personnel Status Monitoring System
- Savunma Bakanlığı Lojistik Dairesi (DLA) muhtemel durum destek timi
- (Askeri) Defense Logistics Agency (DLA) contingency support team
- Ulaştırma Bakanlığı acil durum teşkilatı
- (Askeri) Department of Transportation emergency organization
- Ulusal Çapta Acil Durum Muhabere Sistemi
- (Askeri) Nationwide Emergency Telecommunications System
- Yerey Dalga Acil Durum Ağı H
- (Askeri) Ground Wave Emergency Network
- acil bir durum
- It's an emergency
- acil bir durum
- a state of emergency
- acil durum
- state of emergency
- acil durum
- exigency
- acil durum
- exigence
- acil durum anahtarı
- emergency switch
- acil durum araştırma ve kurtarma biykını
- (Askeri) emergency locator beacon
- acil durum bariyer
- (Havacılık) emergency barrier
- acil durum butonu
- emergency button
- acil durum cevap takımı (FEMA)
- (Askeri) emergency response team (FEMA)
- acil durum demiri
- sheet anchor
- acil durum demiri
- waist anchor
- acil durum düzeni
- emergency function
- acil durum düşük görüş yaklaşımı
- (Askeri) emergency low visibility approach
- acil durum ekibi
- (Askeri) emergency squad
- acil durum fişek
- (Havacılık) emergency cartridge
- acil durum gücü
- (Askeri) emergency power
- acil durum havası
- (Havacılık) emergency air
- acil durum hizmet takımı; acil durum destek takımı (FEMA); yol destek takımı
- (Askeri) emergency service team; emergency support team (FEMA); en route support team
- acil durum hizmetleri dairesi
- (Askeri) office of emergency services
- acil durum kartı
- emergency response card
- acil durum kaçış solunum cihazı
- (Askeri) emergency escape breathing device
- acil durum kiti
- emergency kit
- acil durum komuta önceliği; istihkam değişiklik tekilifi
- (Askeri) emergency command precedence; engineering change proposal
- acil durum kuruluşu, acil durum kadrosu
- (Askeri) emergency establishment
- acil durum malumatı
- emergency information
- acil durum motoru
- (Askeri) emergency diesel
- acil durum oksijen
- (Havacılık) emergency oxygen
- acil durum paraşüt
- (Havacılık) emergency parachute
- acil durum planlama talimnamesi
- (Askeri) emergency planning handbook
- acil durum pozisyon belirtici telsiz beykını
- (Askeri) emergency position-indicating radio beacon
- acil durum savağı
- emergency spillway
- acil durum süreci
- (Hukuk) emergency procedure
- acil durum sıhhi hizmetleri
- (Askeri) emergency medical services
- acil durum sıhhi teknisyeni; acil tıbbi tedavi
- (Askeri) emergency medical technician; emergency medical treatment
- acil durum sığınağı
- emergency shelter
- acil durum taktik hava kontrolü; nihai taarruz kontrolörü
- (Askeri) emergency tactical air control; enlisted terminal attack controller
- acil durum tespiti için kullanılan tüm telsiz göndermeçleri
- (Askeri) emergency locator transmitter
- acil durum yardımı
- emergency supply
- acil durum yolu
- (Bilgisayar,Teknik) emergency route
- acil durum çalışanı
- emergency worker
- acil durum çalışma usulleri
- (Askeri) emergency operating procedures
- acil durum çukuru
- (Askeri) emergency pit
- acil durum çıkışı
- emerceny exit
- acil durum önceliği
- (Askeri) emergency priority
- acil durum şeridi
- emergency lane
- akustik durum
- (Askeri) acoustic condition
- aleyhe dönen durum
- boomerang
- aleyhte durum
- disadvantage
- arama ve kurtarma durum özet raporu
- (Askeri) search and rescue situation summary report
- askeri insan gücü seferberlik ve yükümlülük durum raporu
- (Askeri) military manpower mobilization and accession status report
- beklenmedik durum
- happenstance
- beklenmedik durum sigortası
- (Ticaret) contingency insurance
- beklenmeyen durum
- unexpected situation
- belirsiz durum
- borderline case
- belli olmayan durum
- twilight zone
- belli olmayan durum
- twilight world
- beyaz durum
- (Askeri) threatcon white
- bildirilen durum
- (Bilgisayar) reported state
- bilinmeyen durum
- (Bilgisayar) unknown state
- bilinmeyen durum
- (Bilgisayar) unknown status