düşman

listen to the pronunciation of düşman
التركية - الإنجليزية
enemy

We anticipated where the enemy would attack. - Biz düşmanın nereden saldıracağını önceden tahmin ettik.

Security is the greatest enemy. - Güvenlik en büyük düşmandır.

foe

Entering the foe's camp is full of danger. - Düşmanın kampına girmek tehlike doludur.

Are you friend or foe? - Dost musun yoksa düşman mısın?

adversary

An adversary yesterday is a friend today. - Dün bir düşman bugün bir dosttur.

at enmity with
enemy, foe, adversary, antagonist; hostile, antagonistic
one who consumes much (of something): pilav düşmanı a great pilaf eater
antagonist
inimical
antagonistic
opponent
hostile

I see that I am surrounded by hostile faces. - Düşman yüzler tarafından kuşatıldığımı görüyorum.

I don't feel hostile toward you. - Kendimi size karşı düşman hissetmiyorum.

opposer
foeman
venomous
düşman etmek
antagonize

Tom didn't want to antagonize Mary. - Mary'yi düşman etmek istemiyordu.

düşman ülke
(Politika, Siyaset) enemy state
düşman olmak
war
Düşman Hava Savunmasının Baskı Altına Alınması
(Askeri) suppression of enemy air defenses
düşman ağzı calumny
(...)
düşman başına
(Konuşma Dili) I wouldn't wish (it) on my worst enemy
düşman etmek
to antagonize, to turn sb against sb
düşman etmek
turn against
düşman etmek
make an enemy of smb
düşman istihbarat servisi
(Askeri) hostile intelligence service
düşman için çalışan gizli örgüt
fifth column
düşman kanadını çevirmek
(ordu) outflank
düşman kesilmek
to behave like an enemy
düşman konum korelasyon unsuru
(Askeri) enemy situation correlation element
düşman kuvvetleri
enemy
düşman olmak
to turn against sb
düşman olmak/kesilmek
to become an enemy (of)
düşman olmayan zayiat
(Askeri) nonhostile casualty
düşman radarını şaşırtma
window jamming
düşman savaş esiri
(Askeri) enemy prisoner of war
düşman savaş esiri/sivil stajyer
(Askeri) enemy prisoner of war/civilian internee
düşman terrorist zayiatı
(Askeri) hostile terrorist casualty
düşman ticaret gemilerine saldıran savaş gemisi
raider
düşman zayiatı
(Askeri) hostile casualty
düşman çatlatmak
to spite one's enemies by parading one's successes
baş düşman
archenemy

The Joker is Batman's archenemy. - Joker, Batman'ın baş düşmanıdır.

Lex Luthor is Superman's archenemy. - Lex Luthor Süpermen'in baş düşmanıdır.

Su uyur düşman uyamaz
(Atasözü) A foe is wideawake at all times
dost düşman
everybody
beş düşman uçağı düşüren pilot
ace
dost başa, düşman ayağa bakar
(Atasözü) People who don't know you judge you by your appearance
dost muyuz düşman mıyız
are we friends or enemies
dost, düşman tanıma sistemi
(Askeri) identification, friend or foe
dost, düşman, tarafsız tanıma sistemi
(Askeri) identification, friend, foe, or neutral
dost-düşman tanıma sistemi
(Askeri) identification friend-or-foe
dost/düşman tanıma / seçmeli tanıma özelliği
(Askeri) identification, friend or foe/selective identification feature
ele geçirilmiş düşman malzemesi
(Askeri) captured enemy equipment
elektronik muharebe düzeni; düşman muharebe düzeni
(Askeri) electronic order of battle; enemy order of battle
gizli düşman
snake in the grass
herkesi kendine düşman görme
persecution mania
herkesi kendine düşman görme
persecution complex
hükümet izniyle düşman gemiye saldırmak
(tic. gemi) privateer
istihkâmları düşman ateşinden korumak
defilade
karşıt düşman, rakip
(Askeri) a person or group that is oppsed to an Army force mission but is not engaging Army forces in combat operations
müşterek düşman hava savunmasının etkisizleştirilmesi
(Askeri) joint suppression of enemy air defenses
vazife, düşman, birlik, arazi ve hava durumu, sivil varlık üstüne değerlendirmel
(Askeri) mission, enemy, terrain and weather, troops available and civilian
vazife, düşman, dost kuvvetler, arazi, hava ve mevcut zaman
(Askeri) mission, enemy, terrain and weather, troops and support available-time available
التركية - التركية
Bir şeyin yaşamasına, barınmasına engel olan (güç, tutum vb.)
Bir şeyi büyük ölçüde kullanıp tüketen
Bir şeyin yaşamasına, barınmasına engel olan güç, tutum vb
Birinin kötülüğünü isteyen, ondan nefret eden, ona zarar vermeye çalışan kimse, yağı, hasım
Birbirleriyle savaşan devletler ve bu devletlerin asker, sivil bütün uyrukları
r şeyi büyük ölçüde kullanıp tüketen kimse
Bazı şeylerden nefret eden, tiksinen kimse
Aralarında birbirleriyle çatışmaya varacak ölçüde anlaşmazlık olan taraflar: "Dostumuza güvenmeyelim de, düşmanımıza mı güvenelim?"- B. R. Eyuboğlu
Aralarında birbirleriyle çatışmaya varacak ölçüde anlaşmazlık olan tarafların her biri
Birinin kötülüğünü isteyen, ondan nefret eden, ona zarar vermeye çalışan kimse, yağı, hasım: "Ben ki dans salonlarına, barlara düşman bir adamımdır."- S. F. Abasıyanık
Birbirleriyle savaşan devletler ve bu devletlerin asker, sivil bütün uyrukları: "Her sokak düşmanlarla doluyken o, sevinçli sevinçli şarkı söylüyor."- A. Gündüz
(Osmanlı Dönemi) UDAT
(Osmanlı Dönemi) DIDD
(Osmanlı Dönemi) DEYLEM
yağı
(Osmanlı Dönemi) NEVAT
adu
(Osmanlı Dönemi) adüv
düşman ağzı
Düşmanın uydurduğu söz, bir durumu kötü gösteren söz
düşman olmak
Kin beslemeye başlamak
dost düşman
Herkes (herkese)
düşman
المفضلات