bulaşma

listen to the pronunciation of bulaşma
التركية - الإنجليزية
transmission
contagion
infection

You seem to have an infection. - Bir bulaşman var gibi görünüyorsun.

contamination
spread
ling. contamination
coating
(Telekom) smear
involvement
bulaşmak
mess with

I don't want to mess with that. - Ben ona bulaşmak istemiyorum.

bulaşmak
{f} catch
bulaşmak
contaminate
bulaş
infect

Tom's enthusiasm is infectious. - Tom'un coşkusu bulaşıcıdır.

Mumps is an infectious disease. - Kabakulak bulaşıcı bir hastalıktır.

bulaşmak
indulge
bulaşmak
soil
bulaşmak
spread
bulaşmak
be infected
bulaşmak
be mixed up in
bulaşmak
stick
bulaşmak
infected
bulaşmak
infect
bulaşmak
embroiled
bulaşmak
to be infected
bulaşmak
mark off
bulaşmak
get involved in
mikrobik bulaşma
(Tıp) microbial contamination
bulaşmak
{f} smear
bulaşmak
smudge
başka organlara bulaşma
metastasis
bulaşmak
to be smeared, to smudge; to be infected, to spread; to get involved in, to be embroiled
bulaşmak
be transmitted by
bulaşmak
become entangled in
bulaşmak
get at
bulaşmak
have one's hand in
bulaşmak
rub on
bulaşmak
(for something messy) to get on or soil: Ellerime çamur bulaştı. My hands've gotten muddy. Sakalıma reçel bulaştı. I've got jam in my beard
bulaşmak
welter
bulaşmak
draggle
bulaşmak
(for a disease) to infect (someone)
bulaşmak
be contaminated by
bulaşmak
to pester
bulaşmak
(birine) get into a row
bulaşmak
to get mixed up in (something unpleasant)
bulaşmak
be involved
bulaşmak
have a hand in
bulaşmak
smudge; be involved
kitlesel bulaşma
(Pisikoloji, Ruhbilim) mass contagion
radyoaktif bulaşma
radioactive contamination
suça bulaşma
inculpation
التركية - التركية
Bulaşmak işi
bulaşmak
Hastalık geçmek, sirayet etmek. Çatmak, sataşmak, tedirgin etmek: "Atiye'nin ters ters yüzüne bakmasına aldırmadan yerde bir dirseğinin üstüne uzanmış keyifle yatan Seyit'e bulaştı."- L. Tekin. İstemeden veya rastlantı sonucu bir işe karışmak
Bulaşmak
(Osmanlı Dönemi) TABA'
Bulaşmak
(Osmanlı Dönemi) TADAMMUH
Bulaşmak
(Osmanlı Dönemi) ATK
Bulaşmak
(Osmanlı Dönemi) BEDG
Bulaşmak
(Osmanlı Dönemi) NATEF
Bulaşmak
(Osmanlı Dönemi) TENAZZUH
Bulaşmak
girmek
Bulaşmak
çıkmak
Bulaşmak
(Osmanlı Dönemi) LAGM
bulaşmak
İstenilmeyen bir madde bir şeye sürülmek
bulaşmak
Çatmak, sataşmak, tedirgin etmek
bulaşmak
Geçmek, sirayet etmek
bulaşmak
Bir nesne, üzerine sürülen bir şey yüzünden kirlenmek. İstenilmeyen bir madde bir şeye sürülmek: "Yüzüne gözüne yer yer kepek bulaşmıştı."- S. F. Abasıyanık
bulaşmak
İstemeden veya rastlantı sonucu bir işe karışmak
bulaşmak
Bir nesne, üzerine sürülen bir şey yüzünden kirlenmek
bulaşma
المفضلات