belâlı

listen to the pronunciation of belâlı
التركية - الإنجليزية
{s} troublesome
bully
calamitous, troublesome
calamitous, troublesome; toughy, bully
(Konuşma Dili) pimp, fancy man
plaguesome
pesky
calamitous
difficult

Why are you being so difficult? - Neden bu kadar belalı oluyorsun?

thorny
plaguy
hard-bitten
distressing
thorn
hard bitten
pesky
calamitous
calamity
belâ
calamity
bela
trouble

You're in trouble if you ate that cake! - O pastayı yediysen başın belada!

The lie got him in trouble when his boss found out the truth. - Patronu gerçeği öğrendiğinde yalan onun başını belaya soktu.

belâ
{i} trouble

The lie got him in trouble when his boss found out the truth. - Patronu gerçeği öğrendiğinde yalan onun başını belaya soktu.

You're in trouble if you ate that cake! - O pastayı yediysen başın belada!

belâlı olarak
plaguily
belâ
{i} pest
bela
problem
belâ
{i} plague

The plague has devastated entire cities. - Bela bütün şehri mahvetti.

The boll weevil has long plagued cotton crops. - Pamuk kurdu uzun zamandır pamuklu bitkilerin başına bela olmuş durumda.

belâ
{i} ill
bela
(Konuşma Dili) a hornet's nest
bela
visitation
bela
misadventure
bela
annoyance
bela
(Konuşma Dili) hornets' nest
bela
(Otomotiv) mess

Tom was the one who got us into this mess. - Başımızı belaya sokan kişi Tom'du.

bela
evilest
bela
evilness
bela
destruction
bela
eviler
bela
predicament
bela
evil

Marriage, if one will face the truth, is an evil, but a necessary evil. - Evlilik,eğer insan gerçekle yüz yüze kalacaksa bir beladır fakat gerekli bir bela.

bela
scrape
bela
scourge
bela
bugger
bela
tartar
bela
hassle
bela
scourges
belâ
{i} bore
bela
misfortune

Misfortunes always come in threes. - Belalar hep üçerli gelir.

bela
grief
bela
trouble, misfortune, calamity, evil; nuisance, plague, pest
belâ
affliction
belâ
damnation
belâ
{i} misfortune

Misfortunes always come in threes. - Belalar hep üçerli gelir.

belâ
{i} nuisance

The telephone can be a nuisance. - Telefon bir baş belası olabilir.

Just how well can masks block the, even smaller than pollen, yellow sand dust? I think it much more of a nuisance than pollen. - Maskeler sarı kum tozunu,polenlerden dahada küçük,ne kadar iyi engelleyebilir?Sanırım o polenden oldukça daha fazla bir baş belasıdır.

belâ
{i} curse
belâ
evil

Marriage, if one will face the truth, is an evil, but a necessary evil. - Evlilik,eğer insan gerçekle yüz yüze kalacaksa bir beladır fakat gerekli bir bela.

belâ
{s} darned
belâ
tribulation
belâ
scourge
belâ
rock
belâ
destruction
belâ
misadventure
التركية - التركية
Yorucu, üzücü, can sıkıcı
Yolsuz kadınların zorba dostu
cibil
BELALI
Yorucu, üzücü, can sıkıcı: "Bu belalı işin iyi gitmeye başlamasının daha ucundayız."- H. R. Gürpınar
BELALI
Yolsuz kadınların zorba dostu: "Belalıları başından taşkın kadınlarla uğraşacak yaşta değiliz."- R. H. Karay
BELALI
Kavgacı, şirret
belâ
sınamak,denemek ve imtihan etmek için Allah tarafından insanlara verilen gam,tasa,musîbet,afet ve sıkıntı gibi nefsin hoşuna gitmeyen şeyler
BELA
(Osmanlı Dönemi) Farsçada "Belî" diye söylenir
BELA
(Osmanlı Dönemi) Evet. (Nefiyden sonra isbat için söylenir.) Meselâ: Kur'ân-ı Kerim'de mezkûr; Cenab-ı Hakkın ruhlara karşı, "Ben Azîmüşşan sizin rabbiniz değil miyim?" diye sorduğunda, ruhlar $ Yâni: "Evet sen bizim Rabbimizsin" dediler. (Bak: Bezm-i Elest)
BELÂ
(Osmanlı Dönemi) (c.: Belâyâ) Afet. Sıkıntı. Tasa, kaygı. Musibet. Mücazat. İmtihan. Dâhiye
BELÂ
(Osmanlı Dönemi) Yaramaz nesne. (Bak: Sadaka)(Ey insan! Mâdem canavar sûretinde bir hayvan, insanların hânesine misafir geldiği vakit berekete medar oluyor; öyle ise, mahlukatın en mükerremi olan insan; ve insanların en mükemmeli olan ehl-i iman; ve ehl-i imanın en ziyade hürmet ve merhamete şâyan aceze, alil ihtiyareler; ve alil ihtiyarların içinde şefkat ve hizmet ve muhabbete en ziyâde lâyık ve müstahak bulunan akrabalar; ve akrabaların içinde
Bela
hezep
Bela
(Osmanlı Dönemi) SANDİD
Belâ
(Osmanlı Dönemi) BİLV
Belâ
(Osmanlı Dönemi) DI'BİL
Belâ
(Osmanlı Dönemi) HAYTEUR
Belâ
(Osmanlı Dönemi) DEYLEM
Belâ
(Osmanlı Dönemi) ŞİBDİ'
Belâ
(Osmanlı Dönemi) SAYADİD
Belâ
(Osmanlı Dönemi) ADMER
Belâ
(Osmanlı Dönemi) SAMMA
Belâ
(Osmanlı Dönemi) YESTEUR
Belâ
(Osmanlı Dönemi) DERDEBİS
Belâ
(Osmanlı Dönemi) SAMAM
Belâ
(Osmanlı Dönemi) KUŞ'AM
bela
içinden çıkılması güç durum
bela
Büyük zarar ve sıkıntıya yol açan olay veya kimse: "Hayatta dipdiri yanmak belasından da kurtulmuştum."- Y. K. Beyatlı
bela
Hak edilen ceza
bela
İçinden çıkılması güç, sakıncalı durum
bela
Büyük zarar ve sıkıntıya yol açan olay veya kimse
الإنجليزية - التركية

تعريف belâlı في الإنجليزية التركية القاموس.

bela
sınamak,denemek ve imtihan etmek için Allah tarafından insanlara verilen gam,tasa,musîbet,afet ve sıkıntı gibi nefsin hoşuna gitmeyen şeyler
belâlı
المفضلات