beklenmeyen

listen to the pronunciation of beklenmeyen
التركية - الإنجليزية
unforeseeable
improbable
unprovided for
unexpected

That is rather unexpected. - O, oldukça beklenmeyen bir durumdur.

For Tom, getting fired was an unexpected shock. - Tom için, kovulmak beklenmeyen bir şoktu.

unapt
unanticipated
beklenmeyen dosya biçimi
(Bilgisayar) unexpected file format
beklenmeyen hal
(Hukuk) imprecision
beklenmeyen hal
(Kanun) frustration
beklenmeyen kayıp
(Ticaret) unexpected loss
beklenmeyen durma
(Bilgisayar,Teknik) unexpected halt
beklenmeyen durum
unexpected situation
beklenmeyen enflasyon
(Ticaret) unanticipated inflation
beklenmeyen harp
(Askeri) unpremeditated war
beklenmeyen hata
(Bilgisayar,Teknik) graunch
beklenmeyen kar
(Ticaret) windfall profit
beklenmeyen kar
(Ticaret) unexpected profit
beklenmeyen kimlik
(Bilgisayar) unexpected id
beklenmeyen lütuf
godsend
beklenmeyen misafir
unexpected visitor
beklenmeyen nesne
unexpected object
beklenmeyen terslik
(Kanun) contretemps
bekle
expect

Don't expect too much. - Çok fazla şey bekleme.

The math homework proved to be easier than I had expected. - Matematik ev ödevi beklediğimden daha kolay çıktı.

bekle
hold on

If you hold on a moment, I will get Jane on the phone. - Eğer biraz beklerseniz, Jane'i telefona alacağım.

Please hold on a moment. - Lütfen biraz bekleyin.

bekle
hang on

Now, hang on a second. - Şimdi, bir saniye bekle.

Hang on a minute. I'll call Jimmy. - Bir dakika bekle. Jimmy'yi arayacağım.

bekle
held on
bekle
wait

You shouldn't wait here. - Burada beklememen gerekir.

Carlos waited a moment. - Carlos bir müddet bekledi.

bekle
{f} expected

The garden was larger than I had expected. - Bahçe beklediğimden daha büyüktü.

The math homework proved to be easier than I had expected. - Matematik ev ödevi beklediğimden daha kolay çıktı.

bekle
(Bilgisayar) pause

Tom hit the pause button. - Tom bekletme butonuna bastı.

Tom put the key in the lock and paused a moment before he turned it. - Tom anahtarı kilide taktı ve onu çevirmeden önce bir süre bekledi.

bekle
hold your horses
bekle
(Bilgisayar) waitfor
bekle
(Konuşma Dili) not so fast
bekle
{f} waiting

We men are used to waiting for the women. - Biz, erkekler kadınları beklemeye alışığız.

He kept me waiting for more than an hour. - O beni bir saatten daha fazla bekletti.

bekle
await

Awaiting your quick response . . . - Hızlı yanıtın bekleniyor.

Tom is in jail, awaiting trial. - Tom duruşmayı beklerken hapistedir.

bekle
bide

We just need to bide our time. - Sadece uygun zamanı beklemeliyiz.

We need to bide our time. - Zamanımızı beklemeliyiz.

bekle
watch to
bekle
{f} bided
bekle
watch for
bekle
{f} biding
bekle
bode
bekle
look forward

We always look forward to Tom's annual visit. - Tom'un yıllık ziyaretini her zaman sabırsızlıkla bekleriz.

I'll look forward to it. - Onu sabırsızlıkla bekleyeceğim.

bekle
{f} awaited

Maria awaited him, but he did not come. - Maria onu bekledi ama o gelmedi.

bekle
wait for

Please wait for thirty minutes. - Lütfen yarım saat bekle.

Please wait for me at the station. - Lütfen beni istasyonda bekleyin.

bekle
hold#on
bekle
look#forward
beklenmeyen
المفضلات