beklenmeyen

listen to the pronunciation of beklenmeyen
التركية - الإنجليزية
unforeseeable
improbable
unprovided for
unapt
unexpected

The unexpected windfall has put my brother and his wife on easy street. - Beklenmeyen bir para erkek kardeşimin ve karısının maddi durumunu düzeltti.

That is rather unexpected. - O, oldukça beklenmeyen bir durumdur.

unanticipated
beklenmeyen dosya biçimi
(Bilgisayar) unexpected file format
beklenmeyen hal
(Kanun) frustration
beklenmeyen hal
(Hukuk) imprecision
beklenmeyen kayıp
(Ticaret) unexpected loss
beklenmeyen durma
(Bilgisayar,Teknik) unexpected halt
beklenmeyen durum
unexpected situation
beklenmeyen enflasyon
(Ticaret) unanticipated inflation
beklenmeyen harp
(Askeri) unpremeditated war
beklenmeyen hata
(Bilgisayar,Teknik) graunch
beklenmeyen kar
(Ticaret) unexpected profit
beklenmeyen kar
(Ticaret) windfall profit
beklenmeyen kimlik
(Bilgisayar) unexpected id
beklenmeyen lütuf
godsend
beklenmeyen misafir
unexpected visitor
beklenmeyen nesne
unexpected object
beklenmeyen terslik
(Kanun) contretemps
bekle
expect

The number of students who were late for school was much smaller than I had expected. - Okula geç kalan öğrencilerin sayısı beklediğimden çok daha azdı.

Did that hotel meet your expectations? - Otel beklentilerini karşıladı mı?

bekle
hold on

Hold on a minute, please. - Bir dakika bekle,lütfen.

Please hold on a moment. - Lütfen biraz bekleyin.

bekle
hang on

Now, hang on a second. - Şimdi, bir saniye bekle.

Hang on a minute. There's quite a few black chess pieces over there. - Biraz bekleyin. Orada fazlasıyla siyah satranç taşı var.

bekle
wait

I'll wait here until she comes. - O gelene kadar burada bekleyeceğim.

Carlos waited a moment. - Carlos bir müddet bekledi.

bekle
held on
bekle
{f} expected

The math homework proved to be easier than I had expected. - Matematik ev ödevi beklediğimden daha kolay çıktı.

The number of students who were late for school was much smaller than I had expected. - Okula geç kalan öğrencilerin sayısı beklediğimden çok daha azdı.

bekle
(Bilgisayar) pause

Tom put the key in the lock and paused a moment before he turned it. - Tom anahtarı kilide taktı ve onu çevirmeden önce bir süre bekledi.

Tom hit the pause button. - Tom bekletme butonuna bastı.

bekle
hold your horses
bekle
(Bilgisayar) waitfor
bekle
(Konuşma Dili) not so fast
bekle
{f} waiting

We men are used to waiting for the women. - Biz, erkekler kadınları beklemeye alışığız.

Five patients were in the waiting room. - Bekleme salonunda beş hasta vardı.

bekle
await

Tom is in jail, awaiting trial. - Tom duruşmayı beklerken hapistedir.

Go over there, and await further instructions. - Oraya git ve daha fazla talimat bekle.

bekle
bide

We just need to bide our time. - Sadece uygun zamanı beklemeliyiz.

We need to bide our time. - Zamanımızı beklemeliyiz.

bekle
watch to
bekle
watch for
bekle
wait for

I'll wait for him for an hour. - Onu bir saat bekleyeceğim.

We can hardly wait for the party on Friday. - Cuma günkü partiyi bekleyemeyiz.

bekle
bode
bekle
{f} bided
bekle
{f} biding
bekle
{f} awaited

Maria awaited him, but he did not come. - Maria onu bekledi ama o gelmedi.

bekle
look forward

If we are to judge the future of ocean study by its past, we can surely look forward to many exciting discoveries. - Okyanus araştırmasının geleceğini onun geçmişiyle tahmin edeceksek birçok heyecan verici keşifleri elbette dört gözle bekleriz.

May we look forward to receiving your order? - Siparişinizi almayı dört gözle bekleyebilir miyiz?

bekle
hold#on
bekle
look#forward
beklenmeyen
المفضلات