ayakta

listen to the pronunciation of ayakta
التركية - الإنجليزية
standing

She left me standing there for two hours. - O iki saat boyunca beni orada ayakta bıraktı.

I'm worn out, because I've been standing all day. - Bütün gün ayakta durduğum için yoruldum.

on one's legs
standing, on foot
up
1. standing, on one's feet. 2. excited, aroused. 3. med. ambulatory
stood

I don't like being stood up. - Ayakta durmayı sevmiyorum.

She stood silently, her head tilted slightly to one side. - Başı bir tarafa doğru hafifçe eğik, sessizce ayakta durdu.

on foot
on one's feet
up and about
{s} afoot

Big changes are afoot. - Büyük değişiklikler ayakta.

ayakta durmak
stand

The train was so crowded that I had to stand up the whole trip. - Tren o kadar kalabalıktı ki yolculuk boyunca ayakta durmak zorunda kaldım.

The train was so crowded that we were obliged to stand all the way to Osaka. - Tren o kadar kalabalıktı ki Osaka'ya giden bütün yol boyunca ayakta durmak zorunda bırakıldık.

ayak
foot

He followed in his father's footsteps. - O, babasının ayak izlerini takip etti.

There are footprints of a cat on the table. - Masanın üstünde bir kedinin ayak izleri var.

ayakta tutmak
sustain
ayakta kalmak
keep up
ayakta durma
standing

I'm just tired of standing up. - Sadece ayakta durmaktan usandım.

It was all I could do to keep standing. - Yapabildiğim bütün şey ayakta durmaya devam etmekti.

ayakta durmak
to stand

Since the train was very crowded, I had to stand all the way to Ueno. - Tren çok kalabalık olduğu için Uone'ya kadar bütün yol boyunca ayakta durmak zorunda kaldım.

The train was so crowded that I had to stand up the whole trip. - Tren o kadar kalabalıktı ki yolculuk boyunca ayakta durmak zorunda kaldım.

ayakta yapılan
standing
ayakta izlenen konser
prom
ayakta alkışlanmak
Receive a standing ovation

After her glamorous performance , she received a standing ovation.

ayakta kalma
survival
ayakta alkış yağmuruna tutma
standing ovation
ayakta alkışlama
standing ovation
ayakta duracak hali kalmamak
to feel fatigued
ayakta duracak hali kalmamış
ready to drop
ayakta duracak hali kalmamış
fit to drop
ayakta duramama
grogginess
ayakta duramama
astasia
ayakta duramayan
groggy
ayakta durmak
to stand, remain standing
ayakta izlenen konser
promenade concert
ayakta kalan kimse
standee
ayakta kalmak
1. to be left without a seat. 2. to remain standing; to have lasted
ayakta kalmak
to stand, to remain standing
ayakta olmak
to be on one's feet
ayakta oluşan çatlak
kibe
ayakta tedavi
ambulatory treatment
ayakta tedavi
outpatient treatment
ayakta tedavi edilen
ambulant
ayakta tedavi edilen
ambulatory
ayakta tedavi edilen hasta
outpatient
ayakta tedavi gören hastalar
ambulant patients
ayakta tedavi gören yaralı
walking wounded
ayakta tutmak
to keep (sb/sth) alive
ayakta uyuma
drowsiness
ayakta uyuma
oscitation
ayakta uyumak
drowse
ayakta uyuyan
drowsy
ayakta uyuyan kimse
sleepyhead
ayakta yapılan
stand up
ayak
feet

After an uphill struggle against great odds they finally got the company on its feet again. - Büyük anlaşmazlıklara karşı zorlu bir mücadeleden sonra, onlar nihayet şirketi tekrar kendi ayakları üzerinde durdurdular.

Your feet are swollen because your shoes are too small. - Ayakkabıların çok küçük olduğu için ayakların şişmiş.

ayak
plates
ayak
(Jeoloji) face
ayak
(Astronomi) rigel
ayak
pillar
ayak
rung
ayak
mount

I heard that footprints of an abominable snowman were found in the Himalayan mountains. - İğrenç bir kardan adamın ayak izlerinin Himalaya dağlarında bulunduğunu duydum.

I heard that they discovered the footprints of an abominable snowman in the Himalayan mountains. - İğrenç bir kardan adamın ayak izlerini Himalaya dağlarında keşfettiklerini duydum.

ayak
standard
ayak
pier

Tom sat on the pier with his feet in the water. - Tom ayakları suda iskelede oturdu.

Tom sat on the pier, dangling his feet in the water. - Tom ayaklarını suya sarkıtarak iskelede oturdu.

ayak
step

They stepped on board the airplane. - Onlar uçağa ayak bastılar.

Don't step on my toes. - Ayak parmaklarıma basmayın.

ayak
pod
ayakta kalmak
survive

Small businesses will have to tighten their belts to survive. - Küçük işletmeler ayakta kalmak için kemerlerini sıkacaklar.

It's really difficult to survive in a big city like Tokyo without endebting oneself. - Borca girmeden Tokyo gibi büyük bir şehirde ayakta kalmak zor.

ayakta kalmak
be left standing
ayakta tutmak
keep up
ayakta tutmak
support
ayakta uyumak
dead on one's feet
perde (ayakta)
web
ayak
pes
ayak
stillage
ayak
act
ayak
stand

I could scarcely stand on my feet. - Ayaklarımın üzerinde güçlükle durabiliyordum.

The train was so crowded that we were obliged to stand all the way to Osaka. - Tren o kadar kalabalıktı ki Osaka'ya giden bütün yol boyunca ayakta durmak zorunda bırakıldık.

ayak
counterfort
ayak
histrionics
ayak
pous
ayak
foot of
ayak
foot steps
ayakta tedavi
out patient
ayak
footpound
ayak
step (in stairs)
ayak
body part located at the end of the leg; hoof; footsy
ayak
buttress; plates
ayak
foot; leg; step, rung; tributary; gait, pace; rhyme; act, put-off , histrionics
ayak
shaft (of a loom)
ayak
easel
ayak
outlet (of a lake)
ayak
folk poetry rhyme; rhyme word
ayak
foot (measure)
ayak
base, pedestal, footing
ayak
intersection between two lines or between a line and a plane
ayak
{i} buttress
ayak
arch
ayak
tootsie
ayak
tootsy
ayak
snatch
ayak
tod
ayak
{i} hoof

The shoe fell off the horse's hoof. - Ayakkabı atın toynağına düştü.

ayak
leg

It crawls on all fours as a baby, then learns to walk on two legs, and finally needs a cane in old age. - Bir bebek olarak dört ayak üzerinde emekler, sonra iki bacak üstünde yürümeyi öğrenir, sonunda yaşlılıkta bir değneye ihtiyacı olur.

She sat down and crossed her legs. - Oturdu ve ayak ayak üstüne attı.

ayak
footer
ayak
stanchion
ayak
gait, pace
ayak
bearing
ayak
rocker
ayak
footsie; stand
ayak
treadle (of a sewing machine)
dimdik ayakta durmak
not to have been destroyed, to survive intact
dimdik ayakta durmak
draw oneself up
dimdik ayakta durmak
not to collapse
geç vakte kadar ayakta kalmak
be up late
sinirleri altüst/ayakta olmak
to be very upset, angry, or irritated
التركية - التركية
Ayağa kalkmış durumda: "Kahvelerimizi ayakta içtik."- A. Gündüz
Ayağa kalkmış durumda
Telaşlı, heyecanlı bir biçimde
ayak
Bacakların bilekten aşağıda bulunan ve yere basan bölümü
Ayak
kadem
Ayak
bukanak
Ayak
(Hukuk) PA
Ayak
gam
Ayakta durmak
dikelmek
Ayakta durmak
dikilmek
Ayakta tedavi
ayak tedavisi
ayak
Halk edebiyatında uyağa verilen ad
ayak
30,4 cm değerinde İngiliz uzunluk ölçüsü birimi, fut
ayak
Halk edebiyatında uyak
ayak
Birtakım şeylerin yerden yüksekte durmasını sağlayan destek
ayak
Türk halk müziğinde makama verilen ad
ayak
Halk edebiyatında kafiye: "Mânicilerin kafa yormadan buldukları ayaklar Cenab'ı şaşkınlıktan şaşkınlığa sürükler."- S. Birsel
ayak
Buzdolabı için kullanılan ölçü birimi
ayak
Yürüyüşün ağırlık veya çabukluk derecesi
ayak
Halk edebiyatında koşuklarda kısa yedekli dizelere verilen ad
ayak
Yarım arşın veya 30,5 cm uzunluğundaki ölçü birimi, kadem
ayak
Mayalardan önce, makama uygun olarak çalınan veya söylenen beste
ayak
Kömürün maden ocaklarından kazılıp çıkarıldığı yer
ayak
Paye, taş ya da tuğladan örülmüş taşıyıcı mimari öğe
ayak
En büyük kımız bardağı
ayak
Aşağı düzeyde, sıradan, bayağı
ayak
Büyük bir ırmağa karışan ikinci derecdeki akarsulardan her biri
ayak
Vücudun belden aşağı bölümü
ayak
Halk şiirinde kafiye
ayak
Bir doğrunun başka bir doğruyu veya bir düzlemi kestiği nokta
ayak
Bacak
ayak
Göl ayağı
ayak
Birtakım şeylerin yerden yüksekçe durmasını sağlayan dayak, destek veya bunlardan her biri
ayak
Basamak
ayak
İngiliz ölçüsü futun küpü alınarak hesaplanan değer
ayak
Karakucak ve yağlı güreşte pehlivanların ayrıldıkları beş dereceden biri
ayak
Hile, dümen anlamında argo sözcük
ayak
Yarım arşın veya 30,5 cm uzunluğundaki ölçü birimi, kadem. 30,4 cm değerinde İngiliz uzunluk ölçüsü birimi, fut. İngiliz ölçüsü futun küpü alınarak hesaplanan değer
ayak
Büyük bir ırmağa karışan ikinci derecedeki akarsuların her biri
ayakta
المفضلات