ayaklanmak

listen to the pronunciation of ayaklanmak
التركية - الإنجليزية
rebel
revolt
riot
protest against
to rebel, to revolt; to start walking
(for a patient) to get on his/her feet
rise in rebellion
(for a child) to begin to walk
revolt against
to rebel, revolt
mutiny
rise
be up in arms
rise up
revolt at
begin to walk
ayaklanma
(Hukuk) insurrection
ayaklanma
revolt

In 1918, revolts due to the price of rice erupted all around the country. - 1918 yılında, pirinç fiyatından kaynaklanan ayaklanmalar tüm dünyada patlak verdi.

It will take a long time to suppress the revolt. - Ayaklanmayı bastırmak uzun sürecek.

ayaklanma
{i} uprising

The uprising was violently suppressed. - Ayaklanma şiddetle bastırıldı.

This is a mass uprising. - Bu bir toplu ayaklanmadır.

ayaklanma
{i} riot

All the police officers were equipped with shields to defend themselves against the rioters. - Bütün polis memurları kendilerini ayaklanmacılara karşı korumak için kalkanlarla donatıldı.

He was killed in the riot. - O, ayaklanmada öldürüldü.

ayaklanma
rebellion

The rebellion in England is frightening. - İngiltere'deki ayaklanma dehşet verici.

The massacre in Norway and the recent rebellion and the booty in England, are dreadful in consideration of the circumstances that the world drifted into. - Norveç'te yaşanan katliam ve son günlerde İngiltere'deki ayaklanma ve yağma, dünyanın içine sürüklendiği durum itibarı ile dehşet vericidir.

ayaklanmak, isyan etmek
To revolt, to rebel
ayaklanma
upheaval
ayaklanma
sedition
ayaklanma
rebel

The massacre in Norway and the recent rebellion and the booty in England, are dreadful in consideration of the circumstances that the world drifted into. - Norveç'te yaşanan katliam ve son günlerde İngiltere'deki ayaklanma ve yağma, dünyanın içine sürüklendiği durum itibarı ile dehşet vericidir.

The rebellion in England is frightening. - İngiltere'deki ayaklanma dehşet verici.

ayaklanma
{i} insurgency

The mayor was killed in an ambush during the height of the insurgency. - Belediye başkanı ayaklanmanın doruğunda bir pusuda öldürüldü.

In the early 1990s, the insurgency became more intense. - 1990'ların başında, ayaklanma daha yoğun oldu.

ayaklanma
mutiny
ayaklanma
ruction
ayaklanma
rising
ayaklanma
{i} insurgence
ayaklanma
rebellion, revolt, mutiny
ayaklanma
{i} commotion
ayaklanma
{i} putsch
ayaklanma
risinq
ayaklanma
upheave
ayaklanma
rebel, rebellion, revolt, mutiny, rising, uprising, riot, insurrection
ayaklanma
breach of the peace
التركية - التركية
Uyanmak, uyanıp kalkmak
Uyanmak, uyanıp kalkmak: "Sazlı köyü ayaklandığı zaman gökyüzü daha esmerdi ve ayaz insanın yüzünü ısırıyordu."- T. Buğra
Hasta yürüyebilir duruma gelmek
Toplu biçimde zor ve şiddet kullanarak devlet güçlerine karşı gelmek, baş kaldırmak, isyan etmek
Hasta iyileşip yürüyebilir duruma gelmek
Çocuk yürümeye başlamak
Ayağa kalkıp gitmeye davranmak
Cebir ve şiddet kullanarak devlet güçlerine karşı gelmek, baş kaldırmak, isyan etmek
isyan etmek
Ayaklanma
isyan
ayaklanma
Ayaklanmak işi
ayaklanma
Birçok kimsenin cebir ve şiddet kullanarak devlet güçlerine karşı gelmesi, baş kaldırma, isyan, kıyam
ayaklanmak
المفضلات