The landless flock to the cities seeking jobs.
Situated on hilly terrain, the cathedral can be seen from a long distance.
- Tepelik arazide yer alan katedral uzun bir mesafeden görülebilir.
The rough terrain checked the progress of the hikers.
- Engebeli arazi yürüyüşçülerin ilerlemesini frenledi.
He holds a lot of land.
- O çok fazla arazi tutuyor.
You can't build buildings on swampy land.
- Bataklık arazi üzerinde binalar yapamazsın.
Tom owns a small piece of land in the country.
- Tom memlekette küçük bir araziye sahiptir.
Nobody wanted to buy land in my country.
- Kimse ülkemden arazi satın almak istemedi.
Tom owns several acres of land.
- Tom birkaç akre araziye sahiptir.
I have purchased eight acres of land for my retirement.
- Benim emekliliğim için sekiz dönüm arazi satın aldım.
I own 30 acres of land about 3 miles out of town.
- Şehrin yaklaşık 3 mil dışında 30 İngiliz dönümü arazim var.
Tom owns several acres of land.
- Tom birkaç akre araziye sahiptir.
Earth has mountains, forests, fields, animals and people.
- Dünyada dağlar, ormanlar, tarım arazileri, hayvanlar ve insanlar vardır.
It'll save time if we cut across the field.
- Araziyi kestirmeden gidersek zaman kazandırır.
This plot of land is my property.
- Bu arazi parçası benim malımdır.
Tom inherited his uncle's estate.
- Tom amcasının arazisini miras olarak aldı.
That tree is on Tom's property.
- O ağaç Tom'un arazisinin üzerinde.
This plot of land is my property.
- Bu arazi parçası benim malımdır.