Birinin çözümü, ötekinin çözümünü kanıtlayabilir.
- Die Lösung für das eine kann sich als Lösung für das andere erweisen.
Sanırım, iki çeşit yorgun insan tipi var. Biri aşırı derecede uyku ihtiyacı olan, diğeri ise aşırı derecede huzur ihtiyacı olanlar.
- Ich denke, es gibt zwei Arten von müden Menschen. Die einen brauchen ganz dringend Schlaf, die anderen brauchen ganz dringend inneren Frieden.
Sırf sinir etmemek için, ne çok bekler insan diğeri arasın diye.
- Wie oft wartet man drauf, dass sich der andere meldet, weil man selber nicht nerven will.
Birinin çözümü, ötekinin çözümünü kanıtlayabilir.
- The solution of one may prove to be the solution of the other.
Al birini vur ötekine!
- One's as bad as the other.
Akıllı insanlar başkalarının hatalarıyla kendi hatalarını düzeltirler.
- By other's faults wise men correct their own.
Başkalarıyla konuşurken, kollarınız çaprazlama bağlı şekilde onu yapıyorsunuz.
- When you talk to others, you're doing it with your arms crossed.
Onun iki kedisi var. Biri beyaz ve diğeri siyah.
- She's got two cats. One's white and the other is black.
Bizim iki kedimiz var, biri beyaz, diğeri siyahtır.
- We have two cats; one is white, and the other is black.
Küçük kız, Emily'den başkasına asla gülümsemez.
- The little girl never smiles at anyone other than Emily.
Başkasının senin yerine düşünmesini bekleme!
- Don't expect others to think for you!
Bu geçen gün kaybettiğim kalemin aynısı.
- This is the same pencil that I lost the other day.
Geçen gün kameramı kaybettim.
- I lost my camera the other day.
Tom'tan başka kimsenin onu yaptığını hiç görmedim.
- I've never seen anyone other than Tom do that.
Başkalarına iyilik etmek değerli bir harekettir; başkalarını incitmek bir günahtır.
- To do good to others is a meritorious act; to hurt others is a sin.
Bu gün başka sıradan bir gün gibi başladı.
- This day started like any other ordinary day.
Bundan başka boyutlarda var mı?
- Do you have this in other sizes?
Bundan başka herhangi bir şey yapma.
- Don't do anything other than this.
Some flowers bloom in spring and others in autumn.
- Einige Blumen blühen im Frühling und andere im Herbst.
Every person who is alone is alone because they are afraid of others.
- Jeder Mensch, der allein ist, ist allein, weil er Angst vor den anderen hat.
Don't expect others to think for you!
- Man darf nicht darauf warten, dass die anderen für einen denken!
What other options do I have?
- Was für andere Optionen habe ich?