amaçsız

listen to the pronunciation of amaçsız
التركية - الإنجليزية
aimless

I like to walk aimlessly. - Amaçsızca yürümekten hoşlanırım.

I wondered aimlessly to find something fun to do. - Yapacak eğlenceli bir şey bulmayı amaçsızca merak ediyorum.

pointless
without a goal, purposeless
without cause
lacking meaning; vacuous
purposeless, aimless
object
without object
meaningless
shiftless
desultory
senseless
blind
objectless
{s} wanton
{s} purposeless
at an end
{s} vacuous
{s} vagabond
amaç
objective

The men achieved their objectives. - Erkekler amaçlarına ulaştı.

amaç
purpose

Making money is his main purpose in life. - Para kazanmak hayatındaki asıl amaçtır.

Allocate a room for research purposes. - Araştırma amaçları için bir oda ayırın.

amaç
object

The men achieved their objectives. - Erkekler amaçlarına ulaştı.

amaç
aim

We are always aiming at improving the quality of service. - Biz her zaman servis kalitesinde iyileştirmeyi amaçlıyoruz.

Education aims to develop potential abilities. - Eğitim potansiyel yeteneklerini geliştirmeyi amaçlamaktadır.

amaç
goal

They will have achieved their goal. - Onlar amaçlarına ulaştılar.

We always have to make efforts to reach our goals. - Amaçlarımıza ulaşmak için her zaman çaba harcamak zorundayız.

amaçsız gezinmek
roam
amaçsız gezinmek
roam about
amaç
intention

Their intentions are obvious. - Onların amaçları açıktır.

I need to know your intentions. - Amaçlarını bilmem gerekiyor.

amaç
target
amaç
{i} will

They will have achieved their goal. - Onlar amaçlarına ulaştılar.

amaç
{i} cause

We're here for a good cause. - Burada iyi bir amaç için buradayız.

amaç
point

With all due respect, I think they both had valid points. - Kusura bakmayın ama, onların her ikisinin mantıklı amaçları var.

What's the point in doing that? - Onu yapmada amaç nedir?

amaç
{i} dream
amaç
higher
amaç
{i} intent

Their intentions are obvious. - Onların amaçları açıktır.

I need to know your intentions. - Amaçlarını bilmem gerekiyor.

amaç
scope
amaç
{i} idea
amaç
ideal
amaç
aim, goal, intention, objective, purpose, target, intent
amaç
selective
amaç
sake
amaç
use

The site is used for military purposes. - Alan askeri amaç için kullanılır.

Atomic energy can be used for peaceful ends. - Atom enerjisi barışçıl amaçlar için kullanılabilir.

amaç
function
amaç
end

Atomic energy can be used for peaceful ends. - Atom enerjisi barışçıl amaçlar için kullanılabilir.

amaç
the purpose
amaç
goal of
amaç
to aim
amaç
{i} destination

Tom and Mary finally reached their destination. - Tom ve Mary sonunda amaçlarına ulaştılar.

Truth is a goal, not a destination. - Gerçek, bir hedef değil, amaçtır.

amaç
{i} meaning

I've been meaning to fix that leak. - O sızıntıyı gidermeyi amaçlıyorum.

amaç
mission
amaç
{i} consummation
amaç
{i} drift

Many people drift through life without a purpose. - Pek çok insan amaçsızca hayatın içinde sürükleniyor.

amaç
{i} design

It wasn't designed for that purpose. - Bu, o amaç için tasarlanmadı.

amaç
wherefore
amaç
{i} bourne
amaç
{i} bourn
amaç
(Hukuk) objective, purpose, aim, objective
amaç
{i} sense
amaç
{i} view
amaç
{i} Terminus
amaç
{i} turn
التركية - التركية
Amacı olmayan, gayesiz
Amacı olmayan, gayesiz: "Amaçsız, kararsız oraya buraya süzülürler."- H. Taner
yönsüz
amaç
Hedef: "Vergi yükünün adaletli ve dengeli dağılımı maliye politikasının sosyal amacıdır."- Anayasa
amaç
Gaye: "Kuruluş amaç ve şartlarını kaybeden yahut kanunun öngördüğü yükümlülükleri yerine getirmeyen dernekler, kendiliğinden dağılmış sayılır."- Anayasa
amaç
Ulaşmak istenilen sonuç, maksat: "Her ne sebep ve amaçla olursa olsun kimse düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz."- Anayasa
amaç
Hedef
amaç
Gaye
amaç
Erek
amaç
Erişilmek istenilen sonuç, maksat
ÂMÂÇ
(Osmanlı Dönemi) f. Saban demiri
ÂMÂÇ
(Osmanlı Dönemi) Hedef, nişan tahtası
amaçsız
المفضلات