akıcı

listen to the pronunciation of akıcı
التركية - الإنجليزية
fluent

Tom is a fluent speaker of Japanese. - Tom Japoncayı akıcı olarak konuşur.

Tom isn't a fluent speaker of French. - Tom Fransızcayı akıcı olarak konuşan biri değildir.

fluid

I don't speak English as fluidly as Naomi does. - Ben Naomi'nin yaptığı kadar akıcı İngilizce konuşmam.

smooth
flowing
fastmoving
smooth, easy, fluid, fluent
mellifluous
runny
fluid, liquid; (dil) fluent; fluently
speaking

I heard her speaking English as fluently as an American. - Onun Amerikalı kadar akıcı bir biçimde İngilizce konuştuğunu duydum.

I heard her speaking English as fluently as a citizen of the USA. - Onun bir Amerikan vatandaşı kadar akıcı bir biçimde İngilizce konuştuğunu duydum.

voluble
fluid, flowing (substance)
liquid
diffluent
torrential
(Dilbilim) glide
volubly
{s} facile
akıcı anlatım
fluency
akıcı biçimde
fluently

I'd like to speak French fluently. - Fransızcayı akıcı biçimde konuşmak istiyorum.

Tom spoke French quite fluently. - Tom oldukça akıcı biçimde Fransızca konuştu.

akıcı madde
fluid
akıcı söz
word fluency
akıcı bir dille yazmak
have a fluent pen
akıcı bir tarzla
facilely
akıcı bir yazı dili olmak
have a fluent pen
akıcı bir şekilde
fluently

He speaks English fluently. - O, akıcı bir şekilde İngilizce konuşuyor.

David can speak French fluently. - David Fransızcayı akıcı bir şekilde konuşabilir.

akıcı ingilizce konuşmak
speak fluent english
akıcı konuşan
voluble
akıcı konuşmak
to be fluent in, to speak fluently
akıcı olmak
flow
akıcı ünsüz
phonetics liquid consonant
akıcı ıngilizce konuşmak
be fluent in English
akıcı şekilde konuşmak
be fluent in
التركية - التركية
Akma özelliği olan
Kolay söylenebilen, okunabilen, anlamca açık (anlatım), selis: "Yurdumuzda yirmi yıl kaldığı için akıcı bir Türkçesi var."- H. Taner
Kolay söylenebilen, okunabilen, anlamca açık (anlatım), selis
akıcı ünsüz
Ciğerlerden gelen havanın, ağız boşluğundaki yarı kapalı bir engele çarpmasıyla oluşan bol sesli ünsüz (r, l, ğ, y)
akıcı
المفضلات