adaletli

listen to the pronunciation of adaletli
التركية - الإنجليزية
fair

Tom has been treated fairly. - Tom'a adaletli şekilde davranıldı.

just

I can't do it justice. - Ben onu adaletli yapamam.

We should do justice to both sides on that issue. - Biz o konuda her iki tarafa adaletli davranmalıyız.

just, equitable, fair, judicious, clean adil
just, equitable
judicious
clean
right
adalet
{i} justice

Justice without mercy is cruelty; mercy without justice is the mother of dissolution. - Merhametsiz adalet zulümdür, adaletsiz merhamet yok olmanın anasıdır.

Justice in this country is a bit of a double standard: there is the justice of the poor and the justice of the rich. - Bu ülkede adalet biraz çifte standartlıdır: fakirlerin adaleti ve zenginlerin adaleti.

adalet
fairness
adalet
{i} reason
adalet
(Politika, Siyaset) equilibrium
adalet
(Latin) justitia
adalet
impartialness
adalet
justness
adalet
equity
Adalet
(Kanun) aequitas
adalet
the courts
adalet
equity. A
adalet
equitable
adalet
{i} equitableness
adalet
just

It is justice, and not might, that wins in the end. - Sonunda kazanacak olan güç değil adalettir.

This figure is supposed to represent Marilyn Monroe, but I don't think it does her justice. - Bu figürün Marilyn Monroe'yu temsil ettiği varsayılır, ama onun adaletini temsil ettiğini sanmıyorum.

adalet
justice; equity
التركية - التركية
Adalete uygun düşen veya adaletli olan, adil
Adalete uygun düşen veya adaletli olan, adil: "Devlet, çalışanların yaptıkları işe uygun adaletli bir ücret elde etmeleri için gerekli tedbirleri alır."- Anayasa
Adalet
hak
ADALET
(Hukuk) Herkesin hakkını tanıma; karşılıklı zıt yararlar arasında hakka uygun olan eşitlik ve denge
ADALET
(Osmanlı Dönemi) Zulüm etmemek. Herkese hakkını vermek ve lâyık olduğu muâmeleyi yapmak. Mahkeme. Hak kanunlarına uygunluk. Haksızları terbiye etmek. İnsaf. Mâdelet. Dâd. Cenab-ı Hakk'ın emrini emrettiği şekilde tatbik etmek. Suçluya Allah'ın emrini icra etmek.Adâlet iki şıktır. Biri mübet, diğeri menfidir. Müsbet ise; hak sahibine hakkını vermektir. Şu kısım adâlet; bu dünyada bedahet derecesinde ihâtası vardır. Çünkü her şeyin istidat lisaniyle ve ihtiyac-ı fıtrî lisaniyle ve ıztırar lisaniyle Fâtır-ı Zülcelâl'den isted
Adâlet
(Osmanlı Dönemi) MUADELE
Adâlet
(Osmanlı Dönemi) KAVAM
adalet
(Osmanlı Dönemi) doğruluk, hakkaniyet
adalet
Yasalarla sahip olunan hakların herkes tarafından kullanılmasının sağlanması
adalet
Herkese kendine uygun düşeni, kendi hakkı olanı verme: "Germiyan'da Süleyman Şahımız adaletle hüküm sürer."- F. F. Tülbentçi
adalet
Bu işi uygulayan, yerine getiren devlet kuruluşları
adalet
Herkese kendine uygun düşeni, kendi hakkı olanı verme
adalet
alışmaktır."- Anayasa
adalet
Hak ve hukuka uygunluk, hakkı gözetme, doğruluk, türe
adalet
Hak ve hukuka uygunluk, hakkı gözetme, doğruluk, türe: "Devletin temel amaç ve görevleri ... kişinin temel hak ve hürriyetlerini sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya
adaletli
المفضلات