-e kalmak

listen to the pronunciation of -e kalmak
التركية - الإنجليزية

تعريف -e kalmak في التركية الإنجليزية القاموس.

-e kalmak
devolve on
-e kalmak
rest with
geriye kalmak
remain
geç kalmak
be late

We don't want to be late. - Geç kalmak istemeyiz.

Tom doesn't want to be late. - Tom geç kalmak istemiyor.

kalmak
stay

It's a waste of time to stay longer. - Daha uzun kalmak zaman kaybıdır.

I had to stay in bed all day. - Ben bütün gün yatakta kalmak zorunda kaldım.

maruz kalmak
be exposed to
hasret kalmak
long
bağlı kalmak
abide by
beklemede kalmak
stand by
sağ kalmak
survive
kalmak
be
kabul etmek zorunda kalmak
concede
altında kalmak
swallow
aynen kalmak
remain
hayatta kalmak
survive

If you have no food, you got to eat roots and insects in order to survive. - Yiyeceğiniz yoksa, hayatta kalmak için kökleri ve böcekleri yemek zorundasınızdır.

Tom understands what it takes to survive. - Tom hayatta kalmak için ne gerektiğini anlıyor.

kalmak
if it were left up to (someone). Kalsın
aynen kalmak
rest
uyanık kalmak
sit up
ayakta kalmak
keep up
berabere kalmak
tie
kanlar içinde kalmak
be drenched in blood
kalmak
cease
kalmak
abide
zorunda kalmak
be obliged to
arada kalmak
to be mixed up in an affair
beraber kalmak (biriyle)
stick with
ev işleri yaparak aile yanında kalmak
au pair
geç kalmak
to be late

I don't want to be late today. - Bugün geç kalmak istemiyorum.

Tom said that he didn't mean to be late. - Tom amacının geç kalmak olmadığını söyledi.

geç kalmak
late

Tom doesn't want to be late. - Tom geç kalmak istemiyor.

We don't want to be late. - Geç kalmak istemeyiz.

hamile kalmak
conceive
hayran kalmak
enthuse
kalmak
remain

You want to remain anonymous. - Anonim kalmak istiyorsun.

She has remained abroad ever since. - O zamandan beri yurt dışında kalmaktadır.

kalmak
to be postponed
kalmak
to be

Tom said that he didn't mean to be late. - Tom amacının geç kalmak olmadığını söyledi.

Tom doesn't want to be late. - Tom geç kalmak istemiyor.

maruz kalmak
sustain
sokakta kalmak
1. to be left homeless, be left without a place to lay one's head. 2. to be locked out of one's house, be unable to get into one's house
yoksun kalmak
to be deprived of
gebe kalmak
conceive
geri kalmak
lag
geri kalmak
1. to stay behind, remain behind. 2. (for a timepiece) to be slow. 3. to be underdeveloped
kalmak
be left

I just want to be left alone for a while. - Sadece bir süre yalnız kalmak istiyorum.

They said they only wanted to be left alone. - Sadece yalnız kalmak istediklerini söylediler.

-e geç kalmak
be late
arada kalmak
be mixed up in an affair
arada kalmak
mixed up in an affair
arkada kalmak
to stay behind
bir yerde kalmak (su vb)
stand
devam etmek kalmak
persist
dinleme durumunda kalmak
(Askeri) maintain watch
elde kalmak
left over
elinde kalmak
remain unsold
evde kalmak
stop in
evde kalmak
stay in

I think I want to stay in the house. - Sanırım evde kalmak istiyorum.

Tom has to stay in the house because he has the chicken pox. - Tom su çiçeği olduğu için evde kalmak zorunda.

evde kalmak
not to be able to get married
evde kalmak
stay home

Tom can't go out drinking with the guys tonight. He has to stay home and take care of his mother. - Tom bu gece adamlarla içmek için dışarı çıkamaz. O evde kalmak ve annesine bakmak zorunda.

Does Tom have to stay home today? - Tom bugün evde kalmak zorunda mı?

gebe kalmak
(Tıp) carry in the womb
gebe kalmak
(Tıp) be pregnant
genç kalmak
stay young
gerisinde kalmak
fall astern
gerisinde kalmak
fall behind
geç kalmak
be delayed
geç kalmak
get late
güncel kalmak
(deyim) keep abreast of
hamile kalmak
get pregnant
hamile kalmak
become pregnant
hamile kalmak
(deyim) have a bun in the oven
hasret kalmak
feel the absence of
hasret kalmak
miss
hatta kalmak
hold the line
hatta kalmak
hold on
hayran kalmak
be struck with admiration
hayran kalmak
to be filled with admiration
hayran kalmak
hold-in-high-regard
hayran kalmak
filled with admiration
hayran kalmak
be filled with admiration
hayran kalmak
hold in esteem
hayran kalmak
be impressed
hayran kalmak
hold in high esteem
içinde kalmak
(deyim) engulf in
kalmak
postponed
kalmak
fall to
kalmak
dwell
kalmak
be postponed
kalmak
spend time
kalmak
left

They said they only wanted to be left alone. - Sadece yalnız kalmak istediklerini söylediler.

I just want to be left alone for a while. - Sadece bir süre yalnız kalmak istiyorum.

kalmak
hover over
kalmak
rest
kalmak
descend from
kalmak
be inherited from
kalmak
inherited from
maruz kalmak
be subjected
maruz kalmak
(Havacılık) be subjected to
maruz kalmak
come in for
maruz kalmak
be predisposed
maruz kalmak
impose upon
maruz kalmak
subject
maruz kalmak
expose

In fact, the inhabitants have been exposed to radioactive rays. - Aslında, yerleşik halk radyoaktif ışınlara maruz kalmaktadır.

maruz kalmak
imposed upon
maruz kalmak
to be exposed to, be subjected to
maruz kalmak
exposed to

In fact, the inhabitants have been exposed to radioactive rays. - Aslında, yerleşik halk radyoaktif ışınlara maruz kalmaktadır.

mecbur kalmak
forced to
mecbur kalmak
be forced to
memnun kalmak
be satisfied
miras kalmak
pass to
nefes nefese kalmak
get out of breath
sakin kalmak
chill out
sessiz kalmak
keep silent

You have only to keep silent. - Sadece sessiz kalmak zorundasın.

He was right to keep silent. - O sessiz kalmakta haklıydı.

seyirci kalmak
stand by
seyirci kalmak
look on
soluk soluğa kalmak
gasp
susuz kalmak
without water
ter içinde kalmak at
lather
uzak kalmak
keep away
yetersiz kalmak
fall short
yoksun kalmak
deprived of
yoksun kalmak
forfeit
yoksun kalmak
lack
zorunda kalmak
obliged to
zorunda kalmak
have to

I'd hate to have to go there with Tom. - Oraya Tom ile gitmek zorunda kalmaktan nefret ediyorum.

I don't want to have to hurt you, but if you get in my way, I'll have no choice. - Seni incitmek zorunda kalmak istemiyorum ama yoluma çıkarsan başka seçeneğim kalmayacak.

kalmak
flunk
maruz kalmak
experience
geri kalmak
a) to stay behind b) (saat) to be slow
hayatta kalmak
live
yalnız kalmak
stand alone
zorunda kalmak
be obliged to do
zorunda kalmak
to be obliged to, to have to
-e bağlı kalmak
remain loyal to
akılda kalmak
Stick in the mind
baka kalmak
Look to the left
geri planda kalmak
remain in the background
geri planda kalmak
being not popular
geri planda kalmak
being ignored
içinde kalmak
stuck in

i am stuck in the elevator - asansörün içinde kaldım.

kapalı kalmak
to remain closed
kayıtsız kalmak
Remain indifferent
yolda kalmak
Be stranded
zarara maruz kalmak
sustain a loss
zihinde kalmak
to stay in the mind
التركية - التركية

تعريف -e kalmak في التركية التركية القاموس.

antant kalmak
anlaşmak
kalmak
Miras olarak geçmek
naçar kalmak
Çaresiz kalmak
الإنجليزية - التركية

تعريف -e kalmak في الإنجليزية التركية القاموس.

sınıfta kalmak
Fail a class