şiddetli

listen to the pronunciation of şiddetli
التركية - الإنجليزية
severe

The reason I could not attend the meeting was that I had a severe headache. - Toplantıya katılamamamın nedeni şiddetli bir baş ağrımın olmasıydı.

We may have a very severe earthquake any moment now. - Şu anda çok şiddetli bir deprem her an olabilir.

violent

Comedians base their jokes on tragic situations like violent death or serious accidents. - Komedyenler şakalarını şiddetli ölüm ya da ciddi kazalar gibi trajik durumlara dayandırırlar.

Floods, violent wind storms, droughts, killing frosts, and the problems of air pollution have all, on occasion, influenced modern society. - Seller, şiddetli rüzgar fırtınaları, kuraklıklar, öldürücü donlar ve hava kirliliği sorunları hepsi,ara sıra, modern toplumu etkilenmiştir.

bitter

They are bitter enemies. - Onlar şiddetli düşmanlar.

The winters were bitterly cold. - Kışlar şiddetli soğuktu.

stern
fulminant
consuming
violently, severely
(Hukuk) vigorous, severe
harsh

If the climate is harsh and severe, the people are also harsh and severe. - Eğer iklim sert ve şiddetli ise, insanlar da sert ve şiddetlidir.

sharp

His observation is sharp, but he says very little. - Onun gözlemi şiddetli fakat o çok az diyor.

I have a sharp pain in my chest. - Göğsümde şiddetli bir ağrı var.

brutal
violent; intense, intensive; severe; acute; bitter; furious; drastic; passionate; excruciating
frenetic
acute

This city will suffer from an acute water shortage unless it rains soon. - Bu şehir, yağmur yağmazsa yakında şiddetli bir su sıkıntısı yaşayacaktır.

vehement
cast iron
intense; severe, violent; vehement; passionate
flaming
flash

Dozens of people have died in flash floods triggered by torrential rain. - Onlarca insan şiddetli yağmurun yol açtığı ani su baskınlarında öldü.

strong

The strong earthquake in Hokkaido caused extensive damage. - Hokkaido'daki şiddetli deprem geniş çaplı hasara neden oldu.

They began with a strong attack against the enemy. - Düşmana karşı şiddetli bir taarruza geçtiler.

exquisite
vehemently; passionately, with great feeling
ferocious

Layla's house was devoured by a ferocious fire. - Leyla'nın evi şiddetli bir yangınla yok oldu.

burning

The fire is burning furiously. - Yangın şiddetli bir şekilde yanıyor.

drastic

We've seen drastic changes since then. - O zamandan beri şiddetli değişiklikler gördük.

forceful
deep

Tom speaks with a deep southern accent. - Tom şiddetli bir güney aksanıyla konuşur.

extreme

Tom is extremely violent. - Tom son derece şiddetli.

heavy

The heavy rain prevented us from going fishing. - Şiddetli yağmur balık tutmaya gitmemizi engelledi.

As you know, we were late due to the heavy rain. - Bildiğiniz gibi, şiddetli yağmurun sonucu olarak geç kaldık.

frenzied
furious

The fire is burning furiously. - Yangın şiddetli bir şekilde yanıyor.

astringent
gusty

Gusty winds are making travel hazardous for high profile vehicles. - Şiddetli rüzgarlar yüksek profilli araçlar için seyahati tehlikeli yapıyorlar.

{s} intensive
{s} fucking

It's so fucking cold! - Hava çok şiddetli soğuk.

{s} fierce

His thirst is fierce. - Onun susuzluğu şiddetli.

The battle was fierce and unbelievably bloody. - Savaş şiddetli ve inanılmaz şekilde kanlıydı.

{s} strenuous
{s} smashing
severly
severest
stark
{s} poignant
{s} intense

The bite of this spider causes intense pain. - Bu örümceğin ısırması şiddetli ağrıya sebep olur.

That was really intense. - O gerçekten şiddetliydi.

{s} stormy
(Kanun) grave
stringent
thunderous

The soprano received thunderous applause for her performance. - Soprano performansı için şiddetli alkış aldı.

wild
{s} torrential

Dozens of people have died in flash floods triggered by torrential rain. - Onlarca insan şiddetli yağmurun yol açtığı ani su baskınlarında öldü.

The torrential rain did quite a bit of damage. - Şiddetli yağmur bir hayli zarara yol açtı.

crave
{s} round
rigorous

The argument is rigorous and coherent but ultimately unconvincing. - Tartışma şiddetli ve ahenkli ama sonuçta inandırıcı değil.

stiff
towering
excruciating

That looks so excruciatingly boring. - O çok şiddetli şekilde sıkıcı görünüyor.

intemperate
virulent
boisterous
passionate
rigid
rude
{s} sweeping
energetic
{s} splitting

I've got a splitting headache. - Şiddetli bir baş ağrım var.

{s} vicious

He gave the barking dog a vicious kick. - O, havlayan köpeğe şiddetli bir tekme attı.

Miraculously, Fadil survived the vicious assault. - Mucizevi bir şekilde, Fadıl şiddetli saldırıdan kurtuldu.

{s} ironclad
{s} tempestuous
{s} profound
{s} spanking
driving
şiddet
violence

He believed that blacks could win their fight for equal rights without violence. - O, siyahların şiddet olmaksızın eşit haklar için mücadelelerini kazanabileceklerine inanıyordu.

The arrival of the troops led to more violence. - Askerlerin gelişi daha fazla şiddete yol açtı.

şiddet
severity

His running away from home is due to his father's severity. - Onun evden kaçması babasının şiddetinden dolayıdır.

ani ve şiddetli rüzgâr
squall
şiddetli biçimde
intensely
şiddetli yağmur
pour

It was pouring rain all morning long. - Sabah saatlerinde şiddetli yağmur yağıyordu.

It poured for three days. - Üç gün şiddetli yağmur yağdı.

şiddetli (duygu)
strong
şiddetli rüzgâr
gale

The roof was torn off by the gale. - Çatı şiddetli rüzgar tarafından yırtılmıştı.

şiddetli yağmur
cloudburst
şiddetli akım
heavy current
şiddetli akıntı
shoot
şiddetli alkışlar
shouts of applause
şiddetli arzu
consuming desire
şiddetli açlık
ravenous hunger
şiddetli esmek
storm
şiddetli esmek
rush
şiddetli esmek
rage
şiddetli geçimsizlik
irretrievable breakdown of marriage
şiddetli geçimsizlik law extreme incompatibility
(a ground for divorce)
şiddetli hava koşulları
severe weather
şiddetli istek
thirst
şiddetli karın ağrısı
griping pains
şiddetli met hareketi
springtide
şiddetli mücadele
warm work
şiddetli olmak
rage
şiddetli rüzgâr
fresh breeze
şiddetli rüzgâr
blast
şiddetli rüzgâr
strong wind
şiddetli soğuk
freeze up
şiddetli tartışma
ironclad argument
şiddetli ve ani yağmur
waterspout
şiddetli yağma
pelt
şiddetli yağmur
driving rain
şiddetli yağmur
downpour
şiddetli yağmur
heavy rain

The heavy rain made them put off their departure. - Şiddetli yağmur, onların kalkışını erteledi.

The heavy rain prevented us from going fishing. - Şiddetli yağmur balık tutmaya gitmemizi engelledi.

şiddetli çatışma
close fight
şiddetli şey
heck
şiddet
{i} intensity

We were shocked by the intensity of our mother's anger. - Annemizin öfkesinin şiddetiyle şok olduk.

şiddet
{i} force
şiddet
asperity
şiddet
rage

The storm raged fiercely all that night. - Fırtına bütün o gece şiddetle esmişti.

The storm raged for three days. - Fırtına üç gün şiddetle devam etti.

şiddet
turbulence

A baby was flung out of its mother's arms when a plane hit severe turbulence while commencing its descent prior to landing. - Bir bebek iniş öncesinde inişe başlarken bir uçak şiddetli türbülansa çarptığında bir bebek annesinin kollarına atıldı.

şiddet
heavy

As you know, we were late due to the heavy rain. - Bildiğiniz gibi, şiddetli yağmurun sonucu olarak geç kaldık.

The heavy rains caused the river to flood. - Şiddetşi yağmurlar nehrin taşmasına neden oldu.

şiddet
volume
şiddet
(Kanun) virtue
şiddetli geçimsizlik
severe conflict
şiddet
vehemence
şiddet
severeness
şiddet
vehemency
şiddet
fervency
şiddet
roughness
şiddet
impetus
şiddet
heaviness
şiddet
intension
şiddet
fury
şiddet
strength
şiddet
bitterness
galiz ve şiddetli nesne
galiz and heavy objects
Şiddet
amplitude

Fizik te ki manası.

şiddet
violent resistance
beklenen en şiddetli deprem
(Çevre) maximum credible earthquake
güçlü ve şiddetli dalga
roust
kısa süren şiddetli rüzgâr
scud
kısa ve şiddetli yağış
flurry
tropik şiddetli humma
calenture
çok şiddetli
towering
şiddet
fierceness
şiddet
{i} keenness
şiddet
{i} rigor

The argument is rigorous and coherent but ultimately unconvincing. - Tartışma şiddetli ve ahenkli ama sonuçta inandırıcı değil.

şiddet
{i} intenseness
şiddet
{i} smartness
şiddet
{i} harshness
şiddet
{i} virulence
şiddet
{i} rigour
şiddet
flame
şiddet
{i} tempest
şiddet
vehement

We are vehemently opposed to political correctness. - Biz şiddetle politik doğruluğa karşı çıkıyoruz.

Tom vehemently denied the accusations. - Tom suçlamaları şiddetle reddetti.

şiddet
fieceness
şiddet
{i} impetuosity
şiddet
smart
şiddet
{i} edge
şiddet
{i} acuteness
şiddet
forceful
şiddet
violence; rage; vehemence; intensity; severity; fierceness; rigour, rigor; turbulence; brute force; force, strength
şiddet
rough stuff
şiddet
intensity; severity; violence; vehemence
şiddet
sharpness
şiddet
stringency
şiddet
harshness, stringency, rigorousness
şiddet
{i} lustiness
şiddet
rigour [Brit.]
şiddet
forcefulness
şiddet
bovver
şiddet
lusty
şiddet
{i} sting
التركية - التركية
Aşırı
Etkisi çok olan, zorlu: "Bir aralık rahmetli babam şiddetli bir romatizmaya tutulmuştu."- F. R. Atay
Hızlı
Hızlı: "Şiddetli yağmurun damlaları camı dövüyordu."- R. Enis
Zorlu, sert
(Osmanlı Dönemi) MİHYAC
(Osmanlı Dönemi) KIRA'
(Hukuk) ŞEDİT
(Osmanlı Dönemi) KADDA'
şiddet
Hız. Duygu veya davranışta aşırılık: "Sesinin tonunda siteminin şiddetini azaltan bir yumuşama vardı
şiddet
Bir hareketin, bir gücün derecesi, yeğinlik, sertlik
şiddet
"- Nı. Karşıt görüşte olanlara, inandırma veya uzlaştırma yerine kaba kuvvet kullanma
şiddet
(Osmanlı Dönemi) DUGTA
şiddet
(Osmanlı Dönemi) LEHK
şiddet
(Osmanlı Dönemi) ARZA
şiddet
(Osmanlı Dönemi) UDLET
şiddet
(Osmanlı Dönemi) AMASE
şiddet
(Osmanlı Dönemi) ŞESASA
şiddet
(Osmanlı Dönemi) ASÂR
şiddet
(Osmanlı Dönemi) HER'
Şiddet
(Osmanlı Dönemi) ZALF
Şiddet
(Osmanlı Dönemi) CAYİHA
Şiddet
(Osmanlı Dönemi) DALAA
Şiddet
(Osmanlı Dönemi) LE'VA
Şiddet
(Osmanlı Dönemi) ASKERE
Şiddet
(Osmanlı Dönemi) LEZEN
Şiddet
(Osmanlı Dönemi) GAMRE
Şiddet
(Osmanlı Dönemi) GAMR
Şiddet
(Osmanlı Dönemi) FEVERÂN
Şiddet
(Osmanlı Dönemi) ARARE
Şiddet
(Osmanlı Dönemi) LAHS
Şiddet
(Osmanlı Dönemi) KASA
Şiddet
(Osmanlı Dönemi) TALL
Şiddet
(Osmanlı Dönemi) UFFARE
Şiddet
(Osmanlı Dönemi) SANABİR
Şiddet
(Osmanlı Dönemi) AZÂZE
Şiddet
(Osmanlı Dönemi) ŞİBDİ'
Şiddet
(Osmanlı Dönemi) KUHME
Şiddet
(Osmanlı Dönemi) ŞÜSUB
Şiddet
(Osmanlı Dönemi) ŞEZF
Şiddet
(Osmanlı Dönemi) HAFEF
Şiddet
(Osmanlı Dönemi) ÂVÂ'
Şiddet
(Osmanlı Dönemi) EZME
Şiddet
(Osmanlı Dönemi) KELB
Şiddet
(Osmanlı Dönemi) NAYİBE
Şiddet
(Osmanlı Dönemi) SEKRE
Şiddet
(Osmanlı Dönemi) ÂSÛR
Şiddet
(Osmanlı Dönemi) DAFEF
ŞİDDET
(Osmanlı Dönemi) Ziyadelik
ŞİDDET
(Osmanlı Dönemi) Sıkılık
ŞİDDET
(Osmanlı Dönemi) Sertlik, katılık
ŞİDDET
(Osmanlı Dönemi) Tecvidde: Harf sükun ile ve nefesin hepsi habs olarak sakin bir halde okunduğu zaman savtın asla akmamasına denir. Şiddet iki kısma ayrılır: Şedide-i mechure : Elif, bâ, cim, dal, tı harfleri.şedide-i mehmuse : Kaf ve tâ harfleri
şiddet
Karşıt görüşte olanlara, inandırma veya uzlaştırma yerine kaba kuvvet kullanma
şiddet
(Osmanlı Dönemi) HUMEYYA
şiddet
(Osmanlı Dönemi) ITAK
şiddet
(Osmanlı Dönemi) TÎŞ
şiddet
(Osmanlı Dönemi) HUMVE
şiddet
(Osmanlı Dönemi) HÜLBE
şiddet
(Osmanlı Dönemi) MERASET
şiddet
Hız
şiddet
Aşırılık
şiddetli
المفضلات