şans

listen to the pronunciation of şans
التركية - الإنجليزية
luck

I know what a lucky boy I am. - Ben ne şanslı bir çocuk olduğumu biliyorum.

If it hadn't been for Lindbergh's luck and his knowledge of flying, he could never have succeeded in crossing the Atlantic. - Lindbergh'in şansı ve uçuş bilgisi olmasaydı, Atlantiği geçmeyi asla başaramazdı.

fortune

He had the good fortune to marry a pretty girl. - Güzel bir kızla evlenmek için iyi şansı vardı.

You'll make a fortune by taking a chance. - Bir şans elde ederek bir kader yaratacaksın.

chance

Any chance you know where I put my keys? - Anahtarlarımı nereye koyduğumu bilmen için şans var mı?

I had a chance to meet him in Paris. - Paris'te onunla buluşma şansım vardı.

shot

Give me another shot. - Bana bir şans daha ver.

Please give me one more shot. - Lütfen bana bir şans daha verin.

hap

I am happy about your good luck. - Ben senin iyi şansın hakkında mutluyum.

I want to believe there's still a chance for us to be happy together. - Halen birlikte mutlu olma şansımızın olduğuna inanmak istiyorum.

fluke
innings
luck, chance, good fortune, break
show
opportunity

We have the opportunity to make some changes. - Bazı değişiklikler yapma şansımız var.

There is no security on this earth; there is only opportunity. - Bu dünyada hiçbir güvenlik yoktur; sadece şans vardır.

fluky
odds
star

There is no one who is born under an unlucky star, there are only people who cannot read the sky. - Şanssız bir yıldızın altında doğmuş olan kimse yoktur, sadece gökyüzünü okuyamayan insanlar vardır.

I thank my lucky stars that I'm still alive. - Hala hayatta olduğum için şansıma şükrediyorum.

auspiciousness
flukey
turnup
hazard
hit

You're lucky Tom didn't hit you. - Tom sana çarpmadığı için şanslısın.

I should've hit Tom while I had the chance. - Şansım varken Tom'u vurmalıydım.

Good luck!

Goodbye and good luck. - Güle güle ve iyi şanslar.

I wish you good luck. - Sana iyi şanslar diliyorum.

inning
good fortune

By good fortune, they escaped. - Iyi şans sayesinde onlar kaçtı.

She had the good fortune to get into the school she wanted to. - Şanslıydı ki istediği okula girdi.

break

This is the big break I've been waiting for. - Bu beklediğim büyük şans.

This could be my big break. - Bu benim büyük şansım olabilir.

hep
serendipity
by luck
luck of
have chance
peradventure
haphazard
{i} good luck

Goodbye and good luck. - Güle güle ve iyi şanslar.

I am happy about your good luck. - Ben senin iyi şansın hakkında mutluyum.

şans eseri
fluke
şans eseri
by chance

He found his lost camera by chance. - Şans eseri kayıp kamerasını buldu.

He met Sam purely by chance. - O, tamamen şans eseri Sam ile karşılaştı.

şans vermek
Give somebody a chance

You should give him a second chance.

şans dilemek
to wish sb well
şans eseri olan
adventitious
şans eseri olan
chance
şans eseri olarak
oddly enough
şans eseri olarak
by any chance

Do you know Tom by any chance? - Şans eseri olarak Tom'u tanıyor musun?

şans eseri olmak
chance
şans eseri olmak
to chance
şans getirmek
be fortunate
şans hediyesi
hansel
şans hediyesi
handsel
şans işi
toss up
şans işi
venture
şans tanımak
to give (someone) a chance, give (someone) a break
şans tanımak
give an opportunity
şans tanımak
give smb. a show
şans tanımak
give a chance
şans tanımak
to give sb a break
şans tanımak
give a break
şans tanımamak
outmatch
şans yıldızı
lucky star
şans eseri
fortuitously
şans eseri
fortunately
bol şans
good luck
ikinci şans
second chance
şans dilemek
wish somebody well
şans eseri
by good fortune
şans eseri
luck into something
şans eseri
serendipitously
şans eseri
perchance
şans eseri
luckily

Luckily, Tom had some money I could borrow. - Şans eseri, Tom'un ödünç alabileceğim biraz parası vardı.

Luckily he did not see me. - Şans eseri o beni görmedi.

şans eseri
tossup
kör şans
blind luck
Şans dilemek
cross one's fingers
Şans eseri
as luck would have it meaning
şanslar
chances

We know very well what our chances are. - Şanslarımızın ne olduğunu çok iyi biliyoruz.

There will be other chances. - Diğer şanslar olacak.

anlık şans
streak of luck
az bir şans
not a dog's chance
bana şans dile
cross your fingers for me
başarılması mümkün şans
a sporting chance
beklenmedik şans
windfall
bol şans
break a leg!
büyük şans
a great occasion
büyük şans
jackpot
ele geçen şans
(deyim) a fair crack of the whip
iyi şans
Good luck!
kötü şans
ill fortune
kötü şans
(deyim) hard cheese
kötü şans
(Konuşma Dili) bad break
küçük bir şans
a fat chance
kısa süren şans
streak of luck
nerdeyse sıfır şans
buckley's chance
yeterli kazanma şans
(Konuşma Dili) sporting chance
yok denecek kadar az şans
not a dog's chance
zayıf şans
outside chance
şans eseri
providentially
şans eseri
incidentally
şans eseri
{s} haphazard
التركية - التركية
Talih, baht, felek
Talih, baht, felek: "Bir hafta içinde kayıplar ve kazanmalarla şansım değişti."- R. H. Karay
kör şans
Kötü talih
الإنجليزية - التركية

تعريف şans في الإنجليزية التركية القاموس.

şans frais
(Ticaret) ücretsiz
şans
المفضلات