üzeri

listen to the pronunciation of üzeri
التركية - الإنجليزية
upper surface, top: Kuyrukluyıldızı seyretmek için damın üzerine çıktı. She got up on the roof to watch the comet
at or about (a certain time): akşam üzeri at sunset/about sunset/at nightfall/about nightfall
upper surface; outer surface, outside surface; clothing; change; remainder (of money)
remainder, rest (of an amount of money)
space over or above: Akbabalar üzerimde dönüp duruyordu. The buzzards were circling above me
change

Tom doesn't have to change. - Tom üzerini değişmek zorunda değil.

I didn't have time to change. - Üzerimi değişmek için zamanım yoktu.

outer surface
clothing
upper surface
üzeri pul pul olan
squamate
akşam üzeri
nightfall

Judging from the look of the sky, we might have a shower before nightfall. - Gökyüzünün görünümünü bakılırsa, biz akşam üzeri bir duş olabiliriz.

4 ve üzeri
four or more
akşam üstü/üzeri
toward evening
akşam üzeri
akşamüzeri
akşam üzeri
eventide
ayak üzeri
ayaküzeri
kemik üzeri ligaman
(Tıp) supraspinous ligament
para üzeri
remainder of money
التركية - التركية
Bazı tamlamalarda zaman bildirir
(bu kelimenin yalın durumu üzer'dir, ancak bu biçimi kullanılmaz, çekimli biçimleri kullanılır). Bir şeyin yukarı, göğe doğru olan yanı
Vücut, beden
Artan, geriye kalan bölüm
Giysi
Bir şeyin dış yüzü, yüzey
Bir şeyin görülen yanı, yüzü
Üzeri kelimesi bazı deyimlerde sorumluluk, yükümlülük anlatır
boyun
üzeri
المفضلات