çıplak

listen to the pronunciation of çıplak
التركية - الإنجليزية
bare

The garden is bare and brown. - Bahçe çıplak ve kahverengi.

She choked him with her bare hands. - O, çıplak elleriyle onu boğdu.

naked

Atoms can not be perceived with naked eye. - Atomlar çıplak gözle görülemez.

Some stars are hardly visible to the naked eye. - Bazı yıldızlar çıplak gözle güçlükle görülebilmektedir.

nude

Some parents complained about the nude pictures in their children's textbooks. - Bazı anne-babalar, çocuklarının ders kitaplarındaki çıplak resimler hakkında şikâyette bulundu.

What's wrong with being nude in your own house? - Kendi evinde çıplak olmanın ne sakıncası var?

bleak
art nude, painting or sculpture of a nude
plain, simple, unadorned (truth, fact); straightforward, simple (style)
empty, unfurnished (room); bare (wall)
uncovered
(göz) unaided
naked, nude
(gerçek) unvarnished
naked, stark, nude, bare
undressed

They were undressed when I came in. - Ben içeri girdiğimde onlar çıplaktılar.

Many Belarusians came to work naked after their president asked them to get undressed and work. - Birçok Beyaz Rusyalı onların başkanları onların soyunmalarını ve çalışmalarını istedikten sonra işe çıplak geldi.

unclad
bare (earth); barren, bare (land); unforested; (place) which contains little plant life
innocent of clothes
bare, uncovered (head)
poor person, (an) indigent
bald
unclothed
exposed
buff
stark
nudist

Tom and Mary went to a nudist club. - Tom ve Mary bir çıplaklar kulübüne gittiler.

(deyim) in one's skin
cıbıldak
to bare
uncarpeted
starkers
in a state of undress
raw
aunaturel
unadorned
çıplak resim
nude pictures
çıplak at
bareback
çıplak ayakla
barefoot

I love walking barefoot on the grass. - Çimlerin üzerinde çıplak ayakla dolaşmayı severim.

I once saw a man walk barefoot over hot coals. - Ben bir seferinde bir adamın çıplak ayakla sıcak kömürlerin üzerinde yürümesini gördüm.

çıplak ayaklı
barefooted
çıplak ayaklı
barefoot

Tom is always barefoot. - Tom daima çıplak ayaklıdır.

The children were barefoot. - Çocuklar çıplak ayaklıydılar.

çıplak bacaklı
barelegged
çıplak bırakma
denudation
çıplak bırakmak
denude
çıplak dolaşan kimse
nudist
çıplak dolaşma merakı
nudism
çıplak elektrot
bare electrode
çıplak gerçek
gospel truth
çıplak gerçek
the bare fact
çıplak gerçek
naked fact
çıplak görünmek
appear naked
çıplak göz
the naked eye
çıplak göz
naked eye

That star is visible to the naked eye. - O yıldız çıplak gözle görülebilir.

It could be seen by the naked eye. - Çıplak gözle görülebildi.

çıplak gözle
with the naked eye
çıplak iletken
bare conductor
çıplak insan figürü
nudity
çıplak insan vücudu
nude
çıplak kablo
bare cable
çıplak kadın posteri
pin-up
çıplak kadın posteri
pin-up girl
çıplak kalma
denudation
çıplak kırılmaotu
(Tabiat Doğa) (bitki, Fam: karanfilgiller,karanfiliye) [syn.: çıplak kırılmaotu, leylek sabunu] smooth rupturewort
çıplak kız resimleri ile dolu
girlie
çıplak kız resimli dergi
girlie mag
çıplak kız resimli dergi
girlie magazine
çıplak maaş
basic salary
çıplak nadas
bare fallow
çıplak olarak
in state of undress
çıplak olarak
nakedly
çıplak olarak
in the nude
çıplak parçacık
bare paricle
çıplak resmi
nude
çıplak tel
bare wire, uninsulated electric wire
çıplak tel
bare wire, open wire
çıplak yaşama öğretisi
nudism
çıplak yüz
exposed face
çıplak yüzmek
to skinny-dip
çıplak ücret
net fee
çıplak ücret
net salary
çıplaklar
nudist
aç biilaç/çıplak
altogether destitute
baldırı çıplak
vagabond, tramp, hobo
baldırı çıplak
ragamuffin

You look like a ragamuffin. - Sen bir baldırı çıplak gibi görünüyorsun.

baldırı çıplak
roughneck, rowdy, hood
delikten çıplak kadın izleme
peepshow
iki çıplak bir hamama yakışır
(Atasözü) Don't think about marrying if you haven't got a penny to your name
kral çıplak
the king is naked
tamamen çıplak
entirely naked
tamamen çıplak
buck naked
tamamen çıplak
buck-naked
yarı çıplak
in state of undress
التركية - التركية
Saçsız
Olduğu gibi, apaçık. Çıplak vücut resmi, nü
Üstünde bulunması gereken giysi, örtü vb. bulunmayan
Saçsız (baş). Üzerinde yeşillik bulunmayan: "Irmağın başında kocaman, çıplak bir tek kavak vardı."- H. E. Adıvar. İçinde, gerekli eşya bulunmayan: "Ankara tepelerinin birinde, boz renkli bir binanın çıplak ve dar bir odasında onunla karşı karşıyayız."- Y. K. Karaosmanoğlu
Yoksul kimse
Üstünde bulunması gereken giysi, örtü vb. bulunmayan: "Kız, çıplak tabanlarını bozuk yolda şaplata şaplata köyün içerisine doğru uzaklaştı."- E. E. Talu
İçinde, gerekli eşya bulunmayan
Üzerinde yeşillik bulunmayan
Akya Balığı
Yoksul (kimse): "Askerliğini yapmamış, beş parasız, çıplak bir Cemal'in nesi vardı evlenilecek?"- N. Cumalı
Çıplak vücut resmi, nü
Yalın, süssüz
Olduğu gibi, apaçık
üryan
cıbıl
(Osmanlı Dönemi) SADİC
daylak
yalıncak
şallak
(Osmanlı Dönemi) URYAN
(Osmanlı Dönemi) LUT
ari
çıpıldak
dal
cavlak
çıplak alev
Isıtılacak maddelere veya bunların içinde bulunduğu kaplara doğrudan doğruya yöneltilen ateş veya alev
çıplak at
Koşumları ve gemi takılmamış, eyerlenmemiş at
çıplak maden
Tamamen saf durumda, içinde hiçbir yabancı madde bulunmayan maden
çıplak mülkiyet
Yararlanma hakkı başkasının olan bir mal üzerindeki sahiplik durumu, kuru mülkiyet
çıplak resim
Resim sanatında çıplak insanı konu alan bir resim türü, nü
çıplak tohumlular
Açık tohumlar
çıplak ücret
Vergiler, yan ödemeler veya primler dışında kalan asli ücret
baldırı çıplak
Ayak takımından, işsiz, serseri (kimse)
çıplak
المفضلات