Tom tanımadığı birinin yanında oturdu.
- Tom sat down next to someone he didn't know.
Yara izini herhangi birine hiç gösterdin mi?
- Have you ever shown your scar to someone?
Eğer uçağın kaza yapacağını birine söylersen, bu söylem hiç bir şey ifade etmeyecek.
- If you say this to someone whose plane is going to crash, this phrase is not going to mean anything.
Birisi bana içtiğin her sigara ömründen yedi dakika alır dedi.
- Someone told me that every cigarette you smoke takes seven minutes away from your life.
Birisinin kapıyı çaldığını duydum.
- I heard someone knock on the door.
O, uzun süredir onlara yazmadı.
- He hasn't written to them in a long time.
Delia'nın onlara allerjisi olduğu için bu yemek tarifinden fındıkları çıkarttım.
- I've left out the nuts in this recipe because Delia's allergic to them.
O bana göre iki yıl kıdemli.
- She is senior to me by two years.
O bana göre altı yıl kıdemli.
- She is senior to me by six years.
Mayuko'yu sana tanıtmama izin ver.
- Allow me to introduce Mayuko to you.
Kanatlarım olsa, sana uçarım.
- If I had wings, I would fly to you.
Avukat yeni yasayı bize açıkladı.
- The lawyer explained the new law to us.
Bay Hasimoto bize karşı adil.
- Mr. Hashimoto is fair to us.
Birlikte çalıştığım birinin yanında yaşıyorsun
- You live next to somebody I work with.
Çek birine para ödeme yöntemidir.
- A check is a method of paying money to somebody.
Bunu başka birine söyle.
- Tell it to somebody else.
Ne yapılacağı size kalmış.
- What to do is up to you.
Bu iş için başvuruda bulunmak size kalmış.
- It is up to you to apply for the job.
Kaybedecek bir şeyi olmayan birine meydan okuma.
- Don't challenge someone who has nothing to lose.
Sen yaşayabileceğin herhangi biriyle evlenme - sen onsuz yaşayamayacağın kişiyle evlen.
- You don't marry someone you can live with — you marry the person whom you cannot live without.
Bunun anahtarının nerede olduğunu biliyor musunuz?
- Do you know where the key to this is?
Bununla ilgili olarak, ben suçlu değilim.
- In relation to this, I am to blame.
Bugün belirli bir kimse müthiş kırılgan oluyor.
- A certain someone is being awfully fragile today.
O, şüpheleneceğin bir kimse değildi.
- He wasn't someone you'd suspect.
Neden kimseye söylemedin?
- Why didn't you tell someone?
Neden kimse Tom'a yardım etmedi?
- Why didn't someone help Tom?
Meseleyi ona bırakmaktan başka çaremiz yoktu.
- We had no choice but to leave the matter to him.
Ona beş dolar ödedim.
- I paid five dollars to him.
Buna alışkın değilim.
- I'm not used to this.
Buna alışabildiğimi düşünüyorum.
- I think I could get used to this.
Is someone there?.
... in time, you cannot change your own past, you're changing someone else's past in another ...
... going to be in tension with someone else's ...