beat, hit, knock, stroke, slam, pound, sock, struck, dash, catch, shoot, pummel, impinge, plug, deal, land, get, lay to, putt, catapult, bruise, bust, to be reflected on, wing, wound, clap, thwack, thump, ram, swipe, bang, lodge, strike, stub, swat, smash, slog, dub, shoot off, swinge, switch, rap, smite, strike into, biff, buffet, whack, zap, bop, punch, plunk, fell, kayo, inflict, clout, gun, lay out, pack, plant, plonk, nail, mall, slap, fall, clip, fustigate, (golf) putt, (güneş vb.) beat down, (kuş) grass, (mermi) pip, to hit, strike, to knock on; to tap on, to shoot; to stab, to hit (a target), to hit; to strike, to bash, to dash; to bump; to knock; to bang; to slap, to clip, to clout, to deal sb/sth a blow; to shoot; to shoot dead; to wound; to be reflected (on); to feign, to pretend to be, to fake; to hurt deeply; to make ill; to put (on one's, (topa) bat, (muayene) percuss, (saat başlarını) chime, (silahla) prick, to hunt (animals), to drive (a nail, etc.) into, fake, feign, flap, drive, crack, birch, chafe, flick, hurt deeply, reflected, reflected on, shot, pulsate, make ill, inject, jog, lash, be reflected on, be reflected, to steal, to have, knock back (a drink), (for something) to make (someone) sick; (for something) to make (itself) felt in (a part of one's body), (for a shoe) to chafe, blister (one's foot), (for a clock) to strike (the hour), (for light, a shadow, rain, wind) to hit, strike, fall on, to give (someone) (a hypodermic injection): Doktor, Mahmut'a iğne vurmadı. The doctor didn't give Mahmut a shot, to put (one thing) on (another): Dudu bohçayı sırtına vurdu. Dudu put the large bundle on her shoulder. O kola bir yama vuracağım. I'll put a patch on that sleeve. Polis, Enver'in ellerine kelepçe vurdu. The policeman handcuffed Enver. Ön kapıya kırmızı boya vurmak istiyor. He wants to paint the front door red. Ağrıyan koluna hardal yakısı vurdu. She put a mustard plaster on her aching arm, to multiply: Onu ona vurursan yüz eder. If you multiply ten by ten, you get a hundred, to strike out along, head out along (a road); to head for, to knock or throw (someone or something) to/on (the ground), living it up, Brit. going on the razzle: Bu tazminat bir elime geçsin, ondan sonra vur patlasın çal oynasın! Once I get my hands on this retirement bonus, I'm going to live it up! vurdukça tozumak to get more complicated the deeper one gets into it, apply, batter, (enjoying oneself) wildly, to the hilt, by whooping it up, by painting the town red, by living it up, slang to *screw, have sex with. Vur abalıya! Jump on someone who's weaker than you are! (said reproachfully). Vur dedikse öldür demedik ya! (Konuşma Dili) I didn't ask you to go that far! vur deyince öldürmek (for someone) to tend to carry things to extremes. vur patlasın, çal oynasın, to slam (something) shut, (for something) to damage or blight (a crop), (for one's heart or pulse) to beat, pounding, striking, hitting, percussive, percussion, impingement, stroking, bump, saltation, knocking, battering, strike, bump, batting, blip,
1
beat
ts
2
hit
ts
3
knock
ts
4
stroke fiil
ts
5
slam
ts
6
pound fiil
ts
7
sock fiil
ts
8
struck
ts
9
dash fiil
ts
10
catch fiil
ts
11
shoot
ts
12
pummel fiil
ts
13
impinge
ts
14
plug fiil
ts
15
deal
ts
16
land fiil
ts
17
get
ts
18
lay to
ts
19
putt
ts
20
catapult fiil
ts
21
bruise fiil
ts
22
bust fiil
ts
23
to be reflected on
ts
24
wing
ts
25
wound
ts
26
clap fiil
ts
27
thwack
ts
28
thump
ts
29
ram fiil
ts
30
swipe
ts
31
bang fiil
ts
32
lodge fiil
ts
33
strike fiil
ts
34
stub fiil
ts
35
swat fiil
ts
36
smash fiil
ts
37
slog fiil
ts
38
dub
ts
39
shoot off
ts
40
swinge fiil
ts
41
switch fiil
ts
42
rap
ts
43
smite
ts
44
strike into
ts
45
biff
ts
46
buffet
ts
47
whack fiil
ts
48
zap fiil
ts
49
bop fiil
ts
50
punch fiil
ts
51
plunk fiil
ts
52
fell
ts
53
kayo fiil
ts
54
inflict fiil
ts
55
clout fiil
ts
56
gun fiil
ts
57
lay out fiil
ts
58
pack fiil
ts
59
plant fiil
ts
60
plonk fiil
ts
61
nail fiil
ts
62
mall
ts
63
slap
ts
64
fall
ts
65
clip fiil
ts
66
fustigate
ts
67
(golf) putt
ts
68
(güneş vb.) beat down
ts
69
(kuş) grass
ts
70
(mermi) pip
ts
71
to hit, strike
ts
72
to knock on; to tap on
ts
73
to shoot; to stab
ts
74
to hit (a target)
ts
75
to hit; to strike, to bash, to dash; to bump; to knock; to bang; to slap, to clip, to clout, to deal sb/sth a blow; to shoot; to shoot dead; to wound; to be reflected (on); to feign, to pretend to be, to fake; to hurt deeply; to make ill; to put (on one's
ts
76
(topa) bat
ts
77
(muayene) percuss
ts
78
(saat başlarını) chime
ts
79
(silahla) prick
ts
80
to hunt (animals)
ts
81
to drive (a nail, etc.) into
ts
82
fake
ts
83
feign
ts
84
flap
ts
85
drive
ts
86
crack
ts
87
birch
ts
88
chafe
ts
89
flick
ts
90
hurt deeply
ts
91
reflected
ts
92
reflected on
ts
93
shot
ts
94
pulsate
ts
95
make ill
ts
96
inject
ts
97
jog
ts
98
lash
ts
99
be reflected on
ts
100
be reflected
ts
101
to steal
ts
102
to have, knock back (a drink)
ts
103
(for something) to make (someone) sick; (for something) to make (itself) felt in (a part of one's body)
ts
104
(for a shoe) to chafe, blister (one's foot)
ts
105
(for a clock) to strike (the hour)
ts
106
(for light, a shadow, rain, wind) to hit, strike, fall on
ts
107
to give (someone) (a hypodermic injection): Doktor, Mahmut'a iğne vurmadı. The doctor didn't give Mahmut a shot
ts
108
to put (one thing) on (another): Dudu bohçayı sırtına vurdu. Dudu put the large bundle on her shoulder. O kola bir yama vuracağım. I'll put a patch on that sleeve. Polis, Enver'in ellerine kelepçe vurdu. The policeman handcuffed Enver. Ön kapıya kırmızı boya vurmak istiyor. He wants to paint the front door red. Ağrıyan koluna hardal yakısı vurdu. She put a mustard plaster on her aching arm
ts
109
to multiply: Onu ona vurursan yüz eder. If you multiply ten by ten, you get a hundred
ts
110
to strike out along, head out along (a road); to head for
ts
111
to knock or throw (someone or something) to/on (the ground)
ts
112
living it up, Brit. going on the razzle: Bu tazminat bir elime geçsin, ondan sonra vur patlasın çal oynasın! Once I get my hands on this retirement bonus, I'm going to live it up! vurdukça tozumak to get more complicated the deeper one gets into it
ts
113
apply
ts
114
batter
ts
115
(enjoying oneself) wildly, to the hilt, by whooping it up, by painting the town red, by living it up
ts
116
slang to *screw, have sex with. Vur abalıya! Jump on someone who's weaker than you are! (said reproachfully). Vur dedikse öldür demedik ya! (Konuşma Dili) I didn't ask you to go that far! vur deyince öldürmek (for someone) to tend to carry things to extremes. vur patlasın, çal oynasın
LAKK, KEV', HEBC, LEBN, LEFA, LEHT, LEFH, HAL', LEBZ, HABC, BECC, SAMM, çakmak, DAKK, FAT'E, FEŞG, FESA, LEHZ, LEKZ, TERR, TECYİF, TARK, VEKZ, VELS, çağmak, yerleştirmek, ŞİLAK, TA'N, SALK, MAHN, LESB, LEMK, MAS', NAKR, NESG, NEKZ, inmek, Çıkmak, görünmek, Amaçladığı şeye rast getirmek, Herhangi bir biçimde haksız yoldan para almak, soymak. İçki içmek, Ses çıkarmak, ses vermek, çalmak, Hızla çarpmak, Silahla yaralamak, öldürmek:"Bir gün kızı kurtarmışlar, ayıyı vurmuşlar, kızı saraya götürmüş, padişahın oğluna vermişler."- H. E. Adıvar, Vuru durumunda olmak, çarpmak:"Kalbi öylesine kopacakmış gibi vuruyordu."- H. Taner. Çıkmak, isabet etmek. Üzerinde görünmek, üzerine düşmek, Soğuk, dolu vb. zarar vermek, Dokunmak, hasta etmek, Uygulamak, basmak, koymak. Çok etki etmek, yaralamak, Batıcı veya kesici cisimleri saplamak, kakmak, Etkisi bir yere kadar uzanmak, sokulmak, girmek, duyulmak, yansımak, aksetmek:"Yıkık damından içeriye parça parça güneş vurur."- R. H. Karay, Ses çıkarmak için, bir şeyi başka bir şey üzerine hızlıca değdirmek:"Kapılarını vurmadan, kartını göstermeden, kademeye aldırmadan odalara giriyor."- R. H. Karay, Elini veya elinde tuttuğu bir şeyi bir yere hızla indirmek, Hızla değmek, çarpmak. Çarpma işlemini yapmak, Sürmek, Olduğundan başka bir biçime çevirmek veya olduğundan başka biçimde görünmek:"Bohçacı ve yazmacı kadınların tuhaflığına vurarak etrafını alırlar."- R. H. Karay, Bağlamak, takmak, koymak:"Seni buradan ellerine kelepçe, ayaklarına zincir vurup öyle götürecekler!"- Y. K. Karaosmanoğlu, Desteklemek, dayamak. Çıkmak, görünmek, Sırtına, omzuna yerleştirmek veya bir şeyi başka bir şey üzerine koymak:"Hamalın biri sırtına koca bir ayna vurmuş götürüyordu."- H. Taner, Silâhla yaralamak, öldürmek, İçki içmek, Herhangi bir biçimde haksız yoldan para almak, soymak, Zarar vermek, Vuru durumunda olmak, çarpmak, Desteklemek, dayamak, Üzerinde görünmek, üzerine düşmek, Çıkmak, isabet etmek, Çok etki etmek, yaralamak, Uygulamak, basmak, koymak, Etkisi bir yere kadar uzanmak, sokulmak, girmek, duyulmak, yansımak, aksetmek, Ses çıkarmak için, bir şeyi başka bir şey üzerine hızlıca değdirmek, Tavla oyununda pulu kırmak, Hızla değmek, çarpmak, Çarpma işlemini yapmak, Olduğundan başka bir biçime çevirmek veya olduğundan başka biçimde görünmek, Bağlamak, takmak, koymak, Sırtına, omzuna yerleştirmek veya bir şeyi başka bir şey üzerine koymak, Vurmak işi,
134
LAKK
ts
135
KEV'
ts
136
HEBC
ts
137
LEBN
ts
138
LEFA
ts
139
LEHT
ts
140
LEFH
ts
141
HAL'
ts
142
LEBZ
ts
143
HABC
ts
144
BECC
ts
145
SAMM
ts
146
çakmak
ts
147
DAKK
ts
148
FAT'E
ts
149
FEŞG
ts
150
FESA
ts
151
LEHZ
ts
152
LEKZ
ts
153
TERR
ts
154
TECYİF
ts
155
TARK
ts
156
VEKZ
ts
157
VELS
ts
158
çağmak
ts
159
yerleştirmek
ts
160
ŞİLAK
ts
161
TA'N
ts
162
SALK
ts
163
MAHN
ts
164
LESB
ts
165
LEMK
ts
166
MAS'
ts
167
NAKR
ts
168
NESG
ts
169
NEKZ
ts
170
inmek
ts
171
Çıkmak, görünmek
ts
172
Amaçladığı şeye rast getirmek
ts
173
Herhangi bir biçimde haksız yoldan para almak, soymak. İçki içmek
ts
174
Ses çıkarmak, ses vermek, çalmak
ts
175
Hızla çarpmak
ts
176
Silahla yaralamak, öldürmek:"Bir gün kızı kurtarmışlar, ayıyı vurmuşlar, kızı saraya götürmüş, padişahın oğluna vermişler."- H. E. Adıvar
ts
177
Vuru durumunda olmak, çarpmak:"Kalbi öylesine kopacakmış gibi vuruyordu."- H. Taner. Çıkmak, isabet etmek. Üzerinde görünmek, üzerine düşmek
ts
178
Soğuk, dolu vb. zarar vermek
ts
179
Dokunmak, hasta etmek
ts
180
Uygulamak, basmak, koymak. Çok etki etmek, yaralamak
ts
181
Batıcı veya kesici cisimleri saplamak, kakmak
ts
182
Etkisi bir yere kadar uzanmak, sokulmak, girmek, duyulmak, yansımak, aksetmek:"Yıkık damından içeriye parça parça güneş vurur."- R. H. Karay
ts
183
Ses çıkarmak için, bir şeyi başka bir şey üzerine hızlıca değdirmek:"Kapılarını vurmadan, kartını göstermeden, kademeye aldırmadan odalara giriyor."- R. H. Karay
ts
184
Elini veya elinde tuttuğu bir şeyi bir yere hızla indirmek
ts
185
Hızla değmek, çarpmak. Çarpma işlemini yapmak
ts
186
Sürmek
ts
187
Olduğundan başka bir biçime çevirmek veya olduğundan başka biçimde görünmek:"Bohçacı ve yazmacı kadınların tuhaflığına vurarak etrafını alırlar."- R. H. Karay
ts
188
Bağlamak, takmak, koymak:"Seni buradan ellerine kelepçe, ayaklarına zincir vurup öyle götürecekler!"- Y. K. Karaosmanoğlu
ts
189
Desteklemek, dayamak. Çıkmak, görünmek
ts
190
Sırtına, omzuna yerleştirmek veya bir şeyi başka bir şey üzerine koymak:"Hamalın biri sırtına koca bir ayna vurmuş götürüyordu."- H. Taner
ts
191
Silâhla yaralamak, öldürmek
ts
192
İçki içmek
ts
193
Herhangi bir biçimde haksız yoldan para almak, soymak
ts
194
Zarar vermek
ts
195
Vuru durumunda olmak, çarpmak
ts
196
Desteklemek, dayamak
ts
197
Üzerinde görünmek, üzerine düşmek
ts
198
Çıkmak, isabet etmek
ts
199
Çok etki etmek, yaralamak
ts
200
Uygulamak, basmak, koymak
ts
201
Etkisi bir yere kadar uzanmak, sokulmak, girmek, duyulmak, yansımak, aksetmek
ts
202
Ses çıkarmak için, bir şeyi başka bir şey üzerine hızlıca değdirmek
ts
203
Tavla oyununda pulu kırmak
ts
204
Hızla değmek, çarpmak
ts
205
Çarpma işlemini yapmak
ts
206
Olduğundan başka bir biçime çevirmek veya olduğundan başka biçimde görünmek
ts
207
Bağlamak, takmak, koymak
ts
208
Sırtına, omzuna yerleştirmek veya bir şeyi başka bir şey üzerine koymak
Some etymologies, pronunciations, function and usage date content for the English translation portion are from Merriam-Webster Online at www.Merriam-Webster.com. Thanks to Online Yunanca Dil Eğitimi for providing some parts of online greek dictionary. To contribute more resources please contact us. Visuals(images) are provided by Google Image Search API. Some parts of the dictionary is contributed by many users, thank you! The content on this site is for informational purposes only. Bu aramada vurmak kelimesinin sözlük anlamı ve eşanlamı nedir, nasıl okunur hakkında bilgi verilmektedir. vurmak kelimesinin etimolojik ve eşanlamları ile ilgili açıklamalar ve bilgiler eksiksiz ve hatasız olarak anılmamalıdır. Burada yer alan vurmak kelimesi ile ilgili tüm açıklamalar bilgi amaçlıdır. Eksik ve hatalı çevirileri lütfen bildiriniz.