İngilizce - Türkçe çeviri
Related:
... ile ters düşmek
5 puan düşmek
aciz duruma düşmek
aciz durumuna düşmek
aciz durumuna düşmek..
adamına düşmek
adam ına düşmek
ak düşmek
aktifleri hesaptan d..
akılına düşmek
alaca düşmek
altına düşmek
amaca aykırı düşmek
amorti payını vergid..
amortisman payını ve..
anlaşmazlığa düşmek
aralarına düşmek
ardına düşmek
arka sına düşmek
arkasına düşmek/ tak..
artına düşmek
ateşi düşmek
attan düşmek
açmaza düşmek
açık düşmek
ağır başlangıç gider..
ağıza düşmek
aşağı düşmek
aşka düşmek
aşırı çalışmaktan yo..
düşmek (at
düşmek üzere olmak
 
düşmekadd into favorites
TR    

fall, decline, drop, fall off, crumble, collapse, fall down, come down, fall over, to fall; to drop; to decline; (uçak) to crash; (çocuk) to be aborted; to fall down, to fall over, to go down; to fall on, to fall upon, to fall to (sb); to fall off, to decrease, to go down, to come down; to deduct, to subtract; to condescend (to), to sto, come off, stoop, tumble, dive, land, deduct, to fall, decrease, create, land in, flat, fail, reverie, run into, topple, go down, condescend, trail, fall in a heap, subtract, fall from, falter, fall among, whop, fall on evil days, go, fall on, plummet, plump down, rest with, scale down, sink into, sink, end up, lapse, plunk, plunge, plonk, pitch, step down, dip, come, fell, recede, end up in, flow, blow, subside into, tumble down, lower, slip, dump, behove, (iş) behoove, sag, (fiyat) recede, to fall, fall down, to fall from power, to fall into, be overcome by (doubts, worry, trouble), to get (tired, weak), (for a fetus) to be miscarried; to be aborted, to subtract; to deduct, to fall, drop, go down, decrease, crumple, drop down, droop, crumple up, degrade, drop off, ebb, crash, to be suitable; to suit, to lie within one's responsibility, be up to (one), come down in the world, to come to (one) by chance, to receive, get as one's share (by chance or allotment), (Denizcilik) to fall off course or make little headway (due to wind, waves, current), to fall on (a certain day), to lie in (a certain direction), to be left out of (accidentally), to wind up in, end up in (jail, court, a hospital), to be a close friend of, pal around with. Düşmez kalkmaz bir Allah. (Atasözü) Only God is free from trouble, to live in sexual intimacy with, sleep around with, slang to drop in on someone, appear unannounced. Düşenin dostu olmaz. (Atasözü) People in trouble have no friends. düşe kalka struggling along, with difficulty. düşüp kalkmak colloq, to get involved with (a disagreeable and unpleasant person), descent, decadence, falling from, diminution, slump, spill, knockdown, dropping, precipitation, falling down, falling away, (fiyat) sag, falling off, falling, stepdown, flop, abatement, loss, downfall, deletion, elision, comedown, ebbing, trip, fall, falling,

1 fall  fiil     ts
2 decline  fiil     ts
3 drop     ts
4 fall off     ts
5 crumble     ts
6 collapse     ts
7 fall down     ts
8 come down     ts
9 fall over     ts
10 to fall; to drop; to decline; (uçak) to crash; (çocuk) to be aborted; to fall down, to fall over, to go down; to fall on, to fall upon, to fall to (sb); to fall off, to decrease, to go down, to come down; to deduct, to subtract; to condescend (to), to sto     ts
11 come off     ts
12 stoop     ts
13 tumble  fiil     ts
14 dive     ts
15 land  fiil     ts
16 deduct  fiil     ts
17 to fall     ts
18 decrease     ts
19 create     ts
20 land in     ts
21 flat     ts
22 fail     ts
23 reverie     ts
24 run into     ts
25 topple     ts
26 go down     ts
27 condescend     ts
28 trail     ts
29 fall in a heap     ts
30 subtract     ts
31 fall from     ts
32 falter     ts
33 fall among     ts
34 whop     ts
35 fall on evil days     ts
36 go     ts
37 fall on     ts
38 plummet     ts
39 plump down     ts
40 rest with     ts
41 scale down     ts
42 sink into     ts
43 sink  fiil     ts
44 end up     ts
45 lapse  fiil     ts
46 plunk  fiil     ts
47 plunge  fiil     ts
48 plonk  fiil     ts
49 pitch  fiil     ts
50 step down     ts
51 dip     ts
52 come     ts
53 fell     ts
54 recede     ts
55 end up in     ts
56 flow     ts
57 blow     ts
58 subside into     ts
59 tumble down     ts
60 lower     ts
61 slip     ts
62 dump     ts
63 behove     ts
64 (iş) behoove     ts
65 sag     ts
66 (fiyat) recede     ts
67 to fall, fall down     ts
68 to fall from power     ts
69 to fall into, be overcome by (doubts, worry, trouble)     ts
70 to get (tired, weak)     ts
71 (for a fetus) to be miscarried; to be aborted     ts
72 to subtract; to deduct     ts
73 to fall, drop, go down, decrease     ts
74 crumple     ts
75 drop down     ts
76 droop     ts
77 crumple up     ts
78 degrade     ts
79 drop off     ts
80 ebb     ts
81 crash     ts
82 to be suitable; to suit     ts
83 to lie within one's responsibility, be up to (one)     ts
84 come down in the world     ts
85 to come to (one) by chance     ts
86 to receive, get as one's share (by chance or allotment)     ts
87 (Denizcilik) to fall off course or make little headway (due to wind, waves, current)     ts
88 to fall on (a certain day)     ts
89 to lie in (a certain direction)     ts
90 to be left out of (accidentally)     ts
91 to wind up in, end up in (jail, court, a hospital)     ts
92 to be a close friend of, pal around with. Düşmez kalkmaz bir Allah. (Atasözü) Only God is free from trouble     ts
93 to live in sexual intimacy with, sleep around with     ts
94 slang to drop in on someone, appear unannounced. Düşenin dostu olmaz. (Atasözü) People in trouble have no friends. düşe kalka struggling along, with difficulty. düşüp kalkmak colloq     ts
95 to get involved with (a disagreeable and unpleasant person)     ts
96düşme descent  isim     ts
97düşme decadence     ts
98düşme falling from     ts
99düşme diminution     ts
100düşme slump  isim     ts
101düşme spill  isim     ts
102düşme knockdown     ts
103düşme dropping     ts
104düşme precipitation  isim     ts
105düşme falling down     ts
106düşme falling away     ts
107düşme (fiyat) sag     ts
108düşme falling off     ts
109düşme falling  isim     ts
110düşme stepdown     ts
111düşme flop  isim     ts
112düşme abatement  Kanun     ts
113düşme loss  Dilbilim     ts
114düşme downfall  isim     ts
115düşme deletion  Dilbilim     ts
116düşme elision  Dilbilim     ts
117düşme comedown     ts
118düşme ebbing     ts
119düşme trip     ts
120düşme fall, falling     ts
More results

Yağmak, HÜLK, CE'F, SAKTA, boylamak, SAR', sukut etmek, TARR, TAHV, Bir zorunluk sebebiyle bulunduğu yerden ayrılmak, gitmek, Uğramak, kapılmak, Yakışık almak, Eksilmek, Vakti gelmeden (ölü) doğmak, Ödevi veya yetkisi içinde bulunmak, Durduğu, bulunduğu, tutunduğu yerden ayrılarak veya dayanağını, dengesini yitirerek yukarıdan aşağıya inmek, Vurmak, değmek, rastlamak, Yer çekiminin etkisiyle boşlukta, yukarıdan aşağıya inmek, Düşkünleşmek, Bir yere ansızın gelmek, damlamak, tesadüfen gelmek, Belirli zamana rastlamak, Savaşta savunulmaz duruma gelerek teslim olmak, Alışmak, müptela olmak, Eksilmek, azalmak, Biriyle yaşamak, çalışmak, birlikte olmak durumunda kalmak, Kötü bir sebeple istenmeden bir yerde bulunmak, İş başından uzaklaşmak, Bulunmak, Bazı deyimlerde "yürümek, birlikte gelmek" anlamlarında kullanılır, Bir zorunluk sebebiyle bulunduğu yerden ayrılmak, gitmek:"Bir lokma ekmek uğruna çoluk çocuğu ile gurbet ellere düşmüştü."- H. Taner, Eksilmek:"Gündelikleri yarı yarıya düşmüştü."- N. Cumalı, Aşırı ilgi veya sevgi göstermek, Uğramak, kapılmak:"Kadınlar yeni baştan telaşa, heyecana, korkuya düştüler."- A. Gündüz, Yakışmak, uygun gelmek, Atlanmak, aradan çıkmak, eksik kalmak, Vurmak, değmek, rastlamak:"İnce uzun dallı badem ağaçlarının alaca gölgeleri sahile inen keçi yoluna düşüyordu."- Ö. Seyfettin. Ölü doğmak, Durduğu, bulunduğu, tutunduğu yerden ayrılarak veya dayanağını, dengesini yitirerek yukarıdan aşağıya inmek:"Çocukken ağaçtan düşüp ayağım kırılmıştı da ağlayamamıştım."- S. F. Abasıyanık, Yer çekiminin etkisiyle boşlukta, yukarıdan aşağıya inmek:"Havada uçan kuş vurulmuş gibi birdenbire sokağa düşüyor."- R. N. Güntekin, Yere devrilmek, yere serilmek, Hava taşıtları kaza sonucu hızla yere inerek çarpmak, Vücuda bol gelen giysi aşağı kaymak, Yakışık almak:"Övünmesi de komşulara, arkadaşlara düşer."- H. Taner. Ödevi veya yetkisi içinde bulunmak:"Bana arada bir bakkaldan tuz, limon almak düşüyor, o kadar."- H. Taner, Bulunmak:"Birlikte evden çıkmışlar, limanda iskelenin karşısına düşen kahveye doğru yürümüşlerdi."- N. Cumalı, Belirli zamana rastlamak:"Babasının Sütlüce'de yeni bir ev alması bu tarihlere düşer."- M. Ş. Esendal, Bir yere ansızın gelmek, damlamak, tesadüfen gelmek:"Bir raslantı sonucu aralarına düşmüştüm."- H. Taner, Fırsat çıkmak, Olmak, olumsuz bir duruma girmek, Savaşta savunulmaz duruma gelerek teslim olmak:"Medine'nin düştüğünü söylemek istedim."- F. R. Atay, Sonradan düşmüş."- R. N. Güntekin, Düşkünleşmek:"Babam balıkçı amma, vaktiyle zenginmiş efendim, Bir bölüşme sonunda payına ayrılmak, Biriyle yaşama, çalışma, birlikte olma durumunda kalmak:"O asker, gittiğimiz yerde bir aralık benim bölüğüme düşmüştü."- R. N. Güntekin, Kötü bir sebeple istenmeden bir yerde bulunmak:"Bu yaşta mahkemelere düşmek..."- S. F. Abasıyanık. İşbaşından uzaklaşmak, Hızı, gücü, değeri azalmak, Isı, basınç ve ateş, eksilmek, azalmak:"İki gün içinde ateş düştü; ağrılar, sızılar hafifledi."- R. N. Güntekin, Bayağılaşmak, sukut, Bir geminin rüzgar ve akıntı etkisiyle bulunduğu rotadan veya mevkiden kayması, Düşmek işi,

121 Yağmak     ts
122 HÜLK     ts
123 CE'F     ts
124 SAKTA     ts
125 boylamak     ts
126 SAR'     ts
127 sukut etmek     ts
128 TARR     ts
129 TAHV     ts
130 Bir zorunluk sebebiyle bulunduğu yerden ayrılmak, gitmek     ts
131 Uğramak, kapılmak     ts
132 Yakışık almak     ts
133 Eksilmek     ts
134 Vakti gelmeden (ölü) doğmak     ts
135 Ödevi veya yetkisi içinde bulunmak     ts
136 Durduğu, bulunduğu, tutunduğu yerden ayrılarak veya dayanağını, dengesini yitirerek yukarıdan aşağıya inmek     ts
137 Vurmak, değmek, rastlamak     ts
138 Yer çekiminin etkisiyle boşlukta, yukarıdan aşağıya inmek     ts
139 Düşkünleşmek     ts
140 Bir yere ansızın gelmek, damlamak, tesadüfen gelmek     ts
141 Belirli zamana rastlamak     ts
142 Savaşta savunulmaz duruma gelerek teslim olmak     ts
143 Alışmak, müptela olmak     ts
144 Eksilmek, azalmak     ts
145 Biriyle yaşamak, çalışmak, birlikte olmak durumunda kalmak     ts
146 Kötü bir sebeple istenmeden bir yerde bulunmak     ts
147 İş başından uzaklaşmak     ts
148 Bulunmak     ts
149 Bazı deyimlerde "yürümek, birlikte gelmek" anlamlarında kullanılır     ts
150 Bir zorunluk sebebiyle bulunduğu yerden ayrılmak, gitmek:"Bir lokma ekmek uğruna çoluk çocuğu ile gurbet ellere düşmüştü."- H. Taner     ts
151 Eksilmek:"Gündelikleri yarı yarıya düşmüştü."- N. Cumalı     ts
152 Aşırı ilgi veya sevgi göstermek     ts
153 Uğramak, kapılmak:"Kadınlar yeni baştan telaşa, heyecana, korkuya düştüler."- A. Gündüz     ts
154 Yakışmak, uygun gelmek     ts
155 Atlanmak, aradan çıkmak, eksik kalmak     ts
156 Vurmak, değmek, rastlamak:"İnce uzun dallı badem ağaçlarının alaca gölgeleri sahile inen keçi yoluna düşüyordu."- Ö. Seyfettin. Ölü doğmak     ts
157 Durduğu, bulunduğu, tutunduğu yerden ayrılarak veya dayanağını, dengesini yitirerek yukarıdan aşağıya inmek:"Çocukken ağaçtan düşüp ayağım kırılmıştı da ağlayamamıştım."- S. F. Abasıyanık     ts
158 Yer çekiminin etkisiyle boşlukta, yukarıdan aşağıya inmek:"Havada uçan kuş vurulmuş gibi birdenbire sokağa düşüyor."- R. N. Güntekin     ts
159 Yere devrilmek, yere serilmek     ts
160 Hava taşıtları kaza sonucu hızla yere inerek çarpmak     ts
161 Vücuda bol gelen giysi aşağı kaymak     ts
162 Yakışık almak:"Övünmesi de komşulara, arkadaşlara düşer."- H. Taner. Ödevi veya yetkisi içinde bulunmak:"Bana arada bir bakkaldan tuz, limon almak düşüyor, o kadar."- H. Taner     ts
163 Bulunmak:"Birlikte evden çıkmışlar, limanda iskelenin karşısına düşen kahveye doğru yürümüşlerdi."- N. Cumalı     ts
164 Belirli zamana rastlamak:"Babasının Sütlüce'de yeni bir ev alması bu tarihlere düşer."- M. Ş. Esendal     ts
165 Bir yere ansızın gelmek, damlamak, tesadüfen gelmek:"Bir raslantı sonucu aralarına düşmüştüm."- H. Taner     ts
166 Fırsat çıkmak     ts
167 Olmak, olumsuz bir duruma girmek     ts
168 Savaşta savunulmaz duruma gelerek teslim olmak:"Medine'nin düştüğünü söylemek istedim."- F. R. Atay     ts
169 Sonradan düşmüş."- R. N. Güntekin     ts
170 Düşkünleşmek:"Babam balıkçı amma, vaktiyle zenginmiş efendim     ts
171 Bir bölüşme sonunda payına ayrılmak     ts
172 Biriyle yaşama, çalışma, birlikte olma durumunda kalmak:"O asker, gittiğimiz yerde bir aralık benim bölüğüme düşmüştü."- R. N. Güntekin     ts
173 Kötü bir sebeple istenmeden bir yerde bulunmak:"Bu yaşta mahkemelere düşmek..."- S. F. Abasıyanık. İşbaşından uzaklaşmak     ts
174 Hızı, gücü, değeri azalmak     ts
175 Isı, basınç ve ateş, eksilmek, azalmak:"İki gün içinde ateş düştü; ağrılar, sızılar hafifledi."- R. N. Güntekin     ts
176 Bayağılaşmak     ts
177Düşme sukut     ts
178düşme Bir geminin rüzgar ve akıntı etkisiyle bulunduğu rotadan veya mevkiden kayması     ts
179düşme Düşmek işi     ts
More results


blog comments powered by Disqus

Günün Kelimesi




Sözlük . Dictionary . Wörterbuch . λεξικό . Diccionario . 字典 . словарь . Dictionnaire . القاموس . Dizionario . מילון . Matokeo . واژه نامه . 辞書
Some etymologies, pronunciations, function and usage date content for the English translation portion are from Merriam-Webster Online at www.Merriam-Webster.com. Thanks to Online Yunanca Dil Eğitimi for providing some parts of online greek dictionary. To contribute more resources please contact us. Visuals(images) are provided by Google Image Search API. Some parts of the dictionary is contributed by many users, thank you! The content on this site is for informational purposes only. Bu aramada düşmek kelimesinin sözlük anlamı ve eşanlamı nedir, nasıl okunur hakkında bilgi verilmektedir. düşmek kelimesinin etimolojik ve eşanlamları ile ilgili açıklamalar ve bilgiler eksiksiz ve hatasız olarak anılmamalıdır. Burada yer alan düşmek kelimesi ile ilgili tüm açıklamalar bilgi amaçlıdır. Eksik ve hatalı çevirileri lütfen bildiriniz.

© 1999-2012 SesliSozluk™
sesli sözlük ltd. şti.