Yanımda çok param yok.
- I don't have much money on me.
Mektup şimdi yanımda değil.
- I don't have the letter on me now.
Tom onu kendi başına yaptı.
- Tom did that on his own.
Tom kendi başına çekip çeviremez.
- Tom can't manage on his own.
Büyük anlaşmazlıklara karşı zorlu bir mücadeleden sonra, onlar nihayet şirketi tekrar kendi ayakları üzerinde durdurdular.
- After an uphill struggle against great odds they finally got the company on its feet again.
Onlar onun üzerinde çalışıyorlar.
- They're working on it.
beers on me - biralar benden.
... prostheses his lab has cooked up. There's legs and feet, and hands and arms, and even ...
... himself did not have a formal education. He could not put into mathematical form his own ...