bağlı

listen to the pronunciation of bağlı
Turkish - English

Definition of bağlı in Turkish English dictionary

bağlı
connected

She is connected with that company. - O, o şirkete bağlıdır.

This telephone is connected to the fax machine. - Bu telefon faks makinesine bağlıdır.

bağ
connection

You should cut off your connections with that group. - O grupla bağlantıları kesmelisin.

He got the job by virtue of his father's connections. - O, babasının bağlantıları sayesinde işi aldı.

bağlı
bound

The body and the mind of man are so closely bound together that whatever affects one affects the other. - İnsanın beden ve aklı birbirine öylesine bağlıdır ki birini etkileyen diğerini de etkiler.

We are bound to each other by a close friendship. - Biz yakın bir dostluk ile birbirimize bağlıyız.

bağ
link

The world's tropical rainforests are critical links in the ecological chain of life on the planet. - Dünyadaki tropikal yağmur ormanları, gezegende yaşamın ekolojik zincirine kritik bağlantılıdır.

It is a prevalent belief, according to a nationwide poll in the United States, that Muslims are linked with terrorism. - ABD'de ülke çapındaki bir ankete göre Müslümanların terörle bağlantılı olduğu yaygın bir inançtır.

bağ
{i} vineyard
bağ
bond

Dan and Linda had a common bond. - Dan ve Linda'nın ortak bir bağı vardı.

There is a strong bond between the brothers. - Erkek kardeşler arasında güçlü bir bağ vardır.

bağlı
faithful
bağ
tie

He demanded that the savage dog be kept tied up. - O, vahşi köpeğin bağlı tutulmasını istedi.

We were tied to our decision because we signed the contract. - Sözleşme imzaladığımız için kararımıza bağlıydık.

bağlı
attached

She is deeply attached to her parents. - O anne ve babasına derinden bağlıdır.

He is deeply attached to her. - O, ona derinden bağlıdır.

bağ
{i} relationship
bağ
{i} daughter

Mary felt guilty about yelling at her daughter. - Mary onun kızına bağırmakla ilgili kendini suçlu hissetti.

Your daughter is a drug addict. - Senin kızın bir uyuşturucu bağımlısı.

bağlı
dependent

Tom and Mary are dependent on each other. - Tom ve Mary birbirlerine bağlılar.

He was no longer dependent on his parents. - O artık ebeveynlerine bağlı değil.

bağlı
{s} affiliated

The college is affiliated with the university. - Kolej üniversite ile bağlı.

Tom is not affiliated with Disneyland. - Tom, Disneyland'a bağlı değildir.

bağlı
tied

I'm tied up right now. - Ben şu anda bağlıyım.

He demanded that the savage dog be kept tied up. - O, vahşi köpeğin bağlı tutulmasını istedi.

bağ
nexus
bağ
tie, cord; bandage; bunch, sheaf; relation, connection; bond; ligament; impediment, restraint
bağ
string

Mother tied up three pencils with a piece of string. - Annem bir parça ip ile üç kurşun kalemi bağladı.

Tom wrapped the package and tied it with strings. - Tom paketi sardı ve iplerle bağladı.

bağ
{i} noose
bağ
as
bağ
{i} knot

Check all the loose knots and fasten them tight. - Tüm gevşek düğümleri kontrol edin ve onları sıkı bağlayın.

Tom taught me how to tie a square knot. - Tom bana bir kare düğümü nasıl bağlayacağımı öğretti.

bağ
{i} cord

He connected the cord to the machine. - O, kordonu makineye bağladı.

A developing embryo connects to the placenta via the umbilical cord. - Gelişmekte olan bir embriyo, göbek kordonu yoluyla plasentaya bağlanır.

bağ
chain

All living things are connected in one chain of being. - Tüm canlılar varlığın tek zincirine bağlıdırlar.

The world's tropical rainforests are critical links in the ecological chain of life on the planet. - Dünyadaki tropikal yağmur ormanları, gezegende yaşamın ekolojik zincirine kritik bağlantılıdır.

bağ
so
bağ
{i} lace

Tom tied his shoe laces. - Tom ayakkabı bağlarını bağladı.

Mary laced up her boots. - Mary çizmelerini bağladı.

bağlı
devoted

Tom and Mary are very devoted to each other. - Tom ve Mary birbirlerine çok bağlılar.

Tom and Mary are both very devoted parents. - Tom ve Mary ikisi de ebeveynlerine çok bağlılar.

bağlı
under

The royal jewels are kept under lock and key. - Kraliyet mücevherleri kilit ve anahtara bağlı tutulur.

bağlı
copulate
bağlı
{s} corded
bağlı
{s} conditional
bağlı
{s} laced
bağlı
adjective
bağlı
associated with
bağlı
cohesive
bağ
contact

I think it's time for me to contact her. - Sanırım onunla bağlantı kurmamın zamanıdır.

How did you make contact? - Nasıl bağlantı kurdun?

bağ
(Bilgisayar,Teknik) connector
bağ
(Bilgisayar) hyperlink
bağ
(Biyoloji) isthmus
bağ
restraint
bağ
interconnect

Everything is interconnected. - Her şey birbirine bağlıdır.

Tatoeba is really multilingual. All the languages are interconnected. - Tatoeba gerçekten çok dilli. Bütün diller birbirine bağlıdır.

bağ
couple
bağ
(Askeri) ammunition clip
bağ
though

Have you ever thought about donating your organs after you die? - Öldükten sonra hiç organlarınızı bağışlamayı düşündünüz mü?

Even though we were supposed to meet at 10, I've had no contact with them. I wonder if they've had an accident. - Saat onda buluşmamız gerekiyorken, onlarla bağlantı kuramadım. Onların kaza geçirip geçirmediğini merak ediyorum.

bağ
(İnşaat) anchorage
bağlı
conjugate
bağlı
impotent
bağlı
coupled
bağlı
reliant
bağlı
attendant
bağlı
(Bilgisayar) linked

The defendant was romantically linked with the judge. - Sanık yargıç ile romantik olarak bağlıydı.

Now Tatoeba users have the opportunity to delete their own sentences, provided they are not linked to any translations. - Artık Tatoeba kullanıcılarının, herhangi bir çeviriye bağlı olmamaları şartıyla kendi cümlelerini silme olanağı var.

bağlı
spellbound
bağlı
under the influence of
bağlı
subordinate to
bağlı
inferior to
bağlı
(Ticaret) affiliate

I'm not affiliated with any party. - Ben herhangi bir partiye bağlı değilim.

That branch is affiliated to the miners' union. - Bu şube madenciler sendikasına bağlıdır.

bağlı
engaged
bağ
like

What did the experimental set-up look like? What was connected to what and how? - Deneysel kurulum neye benziyordu? Ne neye ve nasıl bağlıydı?

This is like fighting someone with one arm tied behind your back. - Bu, elinin biri arkanda bağlıyken biriyle dövüşmek gibidir.

bağ
ligature

Sami used a ligature to strangle Layla. - Sami, Leyla'yı boğmak için bir bağlama ipi kullandı.

bağ
ligament

I tore a ligament in my knee and had to have surgery. - Dizimde bir bağ yırttım ve ameliyat olmak zorundaydım.

Tendons and ligaments are more fragile than you might think. - Tendonlar ve bağlar düşündüğünüzden daha kırılgandır.

bağ
brace
bağ
fastener

Push buttons are a practical fastener for children's clothes. - İtmeli düğmeler, çocuk kıyafetleri için pratik bir bağlayıcıdır.

bağ
yoke
bağlı
dependant
bağlı
subject
bağlı
legato
bağlı
subordinative
bağlı
relative
bağlı
appendant
bağlı
loyal

This shows his loyalty to his friends. - Bu, onun, arkadaşlarına olan bağlılığını gösteriyor.

I only demand your complete loyalty. - Ben sadece senin tam bağlılığını talep ediyorum.

bağlı
due to

His success was mostly due to good luck. - Onun başarısı çoğunlukla iyi şansa bağlıydı.

bağlı
appurtenant
bağlı
appertaining
bağlı
hand in hand
bağlı
inseparable
bağlı
fast

Remain in your seats with your seat belts fastened. - Emniyet kemerleriniz bağlı şekilde koltuklarınızda kalın.

bağlı
adherente
bağlı
fitted
bağlı
affiliated to
Bağlı
(Tıp) ligamentous
bağ
correlate
bağ
fascia
bağ
copulation
bağ
desmo
bağ
noose; relation
bağ
bandage
bağ
fastening
bağ
vinculum
bağ
binder
bağ
connexion
bağ
linkup
bağ
poet. garden; orchard
bağ
copula
bağ
alliance
bağ
header
bağ
linkage
bağ
trabecula
bağ
{i} relation

Health is the greatest gift; satisfaction the greatest wealth; fidelity the greatest relation. - En büyük nimet sağlık, en büyük zenginlik kanaat, en büyük bağ da vefadır.

bağ
{f} binding

It's not legally binding. - O yasal olarak bağlayıcı değil.

This agreement is binding on all of us. - Bu anlaşma hepimizi bağlıyor.

bağ
whether

Whether you will succeed or not depends on your efforts. - Başarılı olup olmayacağın çabalarına bağlıdır.

Your success depends upon whether you work hard or not. - Sizin başarınız, sıkı çalışıp çalışmamanıza bağlıdır.

bağ
bridle
bağ
{i} truss
bağ
till
bağ
coupling
bağ
while

We were cut off while talking on the telephone. - Biz telefonda konuşurken bağlantı kesildi.

For a while, I was really addicted to cola and drank it every day. - Bir süredir kola bağımlısı oldum ve onu her gün içtim.

bağ
neither
bağ
whereas
bağ
whence
bağ
hitch

Mary tied the horses to the hitching post. - Mary atları bağlama direğine bağladı.

He hitched the caravan to his car. - O, karavanı arabasına bağladı.

bağ
fasten

Fasten your seatbelt. - Emniyet kemerini bağla.

Fasten your seat belt. - Emniyet kemerini bağla.

bağ
beginnings
bağ
lest
bağ
than

Thank you for the link. - Bağlantı için teşekkürler.

Thank you very much for your generous donation. - Cömert bağışın için çok teşekkür ederim.

bağ
{i} bonding
bağ
syndesmo
bağlı
affiliated with, related to, connected with
bağlı
tied, bound; dependent (on), contingent (on/upon); related (to), connected (with); faithful, devoted, loyal; impotent, spellbound
bağlı
incidental
bağlı
conjoint
bağlı
(man) whom a magic spell has made sexually impotent
bağlı
closed (road, door); blocked by or with
bağlı
tied (to), bound (to); linked with, connected to, attached to
bağlı
adhesive
bağlı
amenable
bağlı
banded
bağlı
germane
bağlı
committed to; devoted to; faithful to
bağlı
consequent
bağlı
dependent upon
bağlı
bonded
bağlı
adherent
bağlı
hooked
bağlı
obligate
bağlı
{s} related

The identity is related to the place. - Kimlik yere bağlıdır.

bağlı
incident

The two incidents are connected with each other. - İki olay birbirine bağlı.

bağlı
{s} subordinate
bağlı
feudatory
bağlı
subject to

We are subject to the Constitution of Japan. - Biz Japonya anayasasına bağlıyız.

bağlı
appertain
bağlı
contingent
bağlı
(İnşaat) respective
bağlı
{s} observant
Turkish - Turkish

Definition of bağlı in Turkish Turkish dictionary

BAĞ
(Osmanlı Dönemi) f. Büyük bahçe. Bostan
BAĞ
(Osmanlı Dönemi) Üzüm asması
BAĞ
(Osmanlı Dönemi) Üzüm asmaları bulunan yer
Bağlı
(Hukuk) MÜTEVAKKIF
Bağlı
(Hukuk) VABESTE
Bağlı
(Hukuk) MERBUT
Bağlı
(Hukuk) MÜLZEM
bağ
Meyve bahçesi
bağ
Bir halat üzerine atılan sağlam, düzgün ve istendiğinde kolayca çözülebilen her türlü düğüm
bağ
Asmalık
bağ
İlgi, ilişki, rabıta
bağ
Sargı
bağ
Bağlam, deste, demet. İlgi, ilişki, rabıta: "Türk Devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türktür."- Anayasa
bağ
Nota yazarken yan yana gelen aynı veya farklı değerdeki notaların birbirine bağlanarak çalınacağını belirtmek için yapılan yay biçimindeki işaret. Üzüm kütüklerinin dikili bulunduğu toprak parçası: "Üzümünü ye de bağını sorma."- Atasözü
bağ
Kemikleri birbirine bağlamaya, iç organları yerinde tutmaya yarayan lif demeti
bağ
Bir şeyi başka bir şeye veya birçok şeyi topluca birbirine tutturmak için kullanılan ip, sicim, şerit, tel gibi düğümlenebilir nesne
bağ
Bağlam, deste, demet
bağ
üzüm bahçesi
bağ
üzüm kütüklerinin dikili bulunduğu, üzüm yetiştirilen toprak parçası
bağ
Üzüm kütüklerinin dikili bulunduğu toprak parçası
bağlı
Sadık
bağlı
Halk inanışına göre, büyü etkisiyle cinsel güçten yoksun edilmiş (erkek)
bağlı
Bir bağ ile tutturulmuş olan: "Günlerden beri bağlı duran demir, sert bir hırıltıyla denize daldı."- Halikarnas Balıkçısı
bağlı
Bir kimseye, bir düşünceye, bir hatıraya saygı veya aşk gibi duygularla bağlanan, tutkun
bağlı
Bir bağ ile tutturulmuş olan
bağlı
Gerçekleşmesi bir şartı gerektiren, vabeste
bağlı
Gerçekleşmesi bir şartı gerektiren, vabeste: "Ekinlerin gürleşmesi yağmura bağlıdır, Sevincimiz üzüntümüz / Hep sana bağlı."- B. Necatigil
bağlı
Sınırlanmış, sınırlı
bağlı
Kapatılmış olan, kapalı
bağlı
Sadık: "Türkiye Cumhuriyeti Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devletidir."- Anayasa
bağlı
Bir kuruluşun yetkisi altında bulunan