Turkish - English

  1. catch fiil (sıkışmak)
  2. be stuck (sıkışmak)
  3. jam (sıkışmak)
  4. squash (sıkışmak)
  5. stick (sıkışmak)
  6. need to urinate (sıkışmak)
  7. tighten fiil (sıkışmak)
  8. jam in (sıkışmak)
  9. screw (sıkışmak)
  10. be taken short (sıkışmak)
  11. bind (sıkışmak)
  12. to be in trouble (sıkışmak)
  13. be pushed for (sıkışmak)
  14. to be pushed for (sıkışmak)
  15. cram (sıkışmak)
  16. in trouble (sıkışmak)
  17. move up closer (sıkışmak)
  18. closely pressed together (sıkışmak)
  19. pressed for (sıkışmak)
  20. pushed for (sıkışmak)
  21. be pushed (sıkışmak)
  22. be pressed for (sıkışmak)
  23. be pinched for time (sıkışmak)
  24. be cramped for space (sıkışmak)
  25. to be closely pressed together; to move up closer, to move closer together; to get jammed; to be caught (between); to jam; to squash; to be in trouble; to be pushed for sth; to need to urinate (sıkışmak)
  26. to become tightly wedged or jammed; to be placed close together; to be very crowded, be congested (sıkışmak)
  27. to have a constricted feeling: Kalbim sıkıştı. I felt a tightness in my chest (sıkışmak)
  28. to feel the need to relieve oneself, feel the need to go to the toilet (sıkışmak)
  29. to get in a jam, get in a tight spot (sıkışmak)
  30. to get caught in, be pinched in: Parmağım kapıya sıkıştı. My finger got caught in the door (sıkışmak)

Turkish - Turkish

  1. düğümlenmek (Sıkışmak)
  2. TEKÂVÜS (Sıkışmak)
  3. Dar bir yere zorla sığmak veya sığdırılmak (sıkışmak)
  4. Zor bir durumda kalmak (sıkışmak)
  5. Birbirine basınç yapacak kadar yaklaşmak (sıkışmak)
  6. Sıkıntı ve darlık vermek, çarpıntı duymak (sıkışmak)
  7. Birbirine basınç yapacak kadar yaklaşmak: "Üç hademe, ebe, hasta bakıcı merdivenin orta sahanlığında sıkışmışlar, sedyeyi çevirmeye çalışıyorlar."- M. Ş. Esendal (sıkışmak)
  8. Basınçla iki şey arasında kalmak (sıkışmak)
  9. Dar bir yere zorla sığmak veya sığdırılmak: "Karşıda apartmanın köşesine sıkışmış baraka kahveden bir adam, bir kürek ateş çıkardı."- M. Ş. Esendal (sıkışmak)
  10. Zor bir durumda kalmak: "Osmanlı İmparatorluğu sıkışınca üç milyon asker çıkarabiliyordu."- E. İ. Benice (sıkışmak)
  11. Tuvalet ihtiyacı gelmek (sıkışmak)
  12. TEZAYUK (Sıkışma)
  13. Sıkışmak durumu: "İçinde garip bir sıkışma, ezilip büzülme duyuyordu."- P. Safa (sıkışma)
  14. Sıkışmak durumu (sıkışma)

Add a comment

Favorites

About This Word