genç

listen to the pronunciation of genç
Türkçe - İngilizce

genç teriminin Türkçe İngilizce sözlükte anlamı

young She's young, maybe too young. - O genç, belki de daha genç.
teenager When Harun was a teenager, he would often sit on the front porch and write songs in the evening after dinner. - Harun bir genç iken, o sık sık ön sundurmada otururdu ve akşam yemeğinden sonra akşamleyin şarkı yazardı.
gossoon
kid
lad
little
younger They think pornography will make them feel younger. - Pornografinin onları daha genç hissettireceğini düşünüyorlar.
junior
young, newly established, in its youth
green, inexperienced, or immature (owing to being young)
energetic and vigorous, robust and active
(a) youth, young person, juvenile
young (animal, plant)
juvenile
adolescent
youngish
young, youthful
teen Harun is a teen idol. - Harun genç bir idol.
young man
youth He is a promising youth. - O geleceği parlak bir genç.
teeny
sapling
young; youthful; juvenile; young man, kid, lad, youth; juvenile
youthful Harun looks youthful. - Harun genç görünüyor.
green
whelp
tender
fresh
juvenile person
young person A young person is waiting for you outside. - Genç bir adam seni dışarıda bekliyor.
youths
springald
youngling
sprig
younker
genç kız
teenager When Harun was a teenager, he would often sit on the front porch and write songs in the evening after dinner. - Harun bir genç iken, o sık sık ön sundurmada otururdu ve akşam yemeğinden sonra akşamleyin şarkı yazardı.
genç (adam)
youth He is a promising youth. - O geleceği parlak bir genç.
genç adam
(Argo) feller
genç adam
(Argo) blighter
genç adam
(Argo) lad
genç adam
(Argo) gent
genç adam
(Argo) fellow Harun is an interesting fellow. - Harun ilginç bir adam.
genç adam
(Argo) fella
genç adam
(Argo) chap
genç adam
(Argo) cuss
genç adam
muchacho
genç bayan
young lady Harun tried to impress the young lady. - Harun genç bayanı etkilemeye çalıştı.
genç endüstri
(Ticaret) infant industry
genç erişkinler
young adults Most young adults enjoy going out at night. - Çoğu genç yetişkin geceleyin dışarı çıkmaktan hoşlanır.
genç erkekler
young men
genç kadın
judy Judy is the only woman on the board. - Judy yönetim kurulunda tek kadın.
genç kadınlar
young women
genç kalmak
stay young It is very important to stay young all time. - Her zaman genç kalmak çok önemlidir.
genç koyak
(Coğrafya) young valley
genç kız
(Argo) jeune fille
genç kız
(Argo) young girl The young girl hugged Harun. - Genç kız Harun'a sarıldı.
genç kız
damozel
genç kız
(Argo) lassie
genç kız
(Argo) lass
genç kızlar
teenage girls
genç nüfus
young population
genç odası
teen room
genç odası
teenager groups (furniture)
genç takım
(Spor) young team
genç turistler konukevi
youth hostel
genç ve bekar kız
damsel
genç ölmek
die young I'd hate to die young. - Genç ölmekten nefret ederdim.
genç delikanlı
young boy They're just young boys. - Onlar sadece genç erkekler.
genç takımı
youth squad Manchester united genç takımı denemelerine katılmak istiyor.
genç, toy
young, naïve
genç adam
stripling
genç avukat
(Kanun) junior counsel
genç bayanlar
mesdemoiselles
genç başlangıçlı
young onset
genç bir biçimde
adolescently
genç bir halde
youthfully
genç bitki
plantlet
genç dilbilgiciler
(Dilbilim) young grammarians
genç ebeveyn
young parent
genç edebiyatı
juvenile literature
genç endüstri tezi
(Ticaret) infant industry argument
genç endüstriler
(Ticaret) young industries
genç erişkin
young adult Most young adults enjoy going out at night. - Çoğu genç yetişkin geceleyin dışarı çıkmaktan hoşlanır.
genç erişkinlik
(Pisikoloji, Ruhbilim) young adulthood
genç erkek kum satıcısı
sandboy
genç erkek rolü
(Tiyatro) juvenile role
genç et sığırı
beefling
genç evlenmemiş kadın
demoiselle
genç gibi giyinmiş yaşlı kokona
mutton dressed up as lamb
genç görünmek
look young You look younger than her. - Sen ondan daha genç görünüyorsun.
genç görünümlü
young looking
genç göstermek
look young You look younger than her. - Sen ondan daha genç görünüyorsun.
genç göstermek
look younger You look younger than her. - Sen ondan daha genç görünüyorsun.
genç horoz
spring chicken He's no spring chicken. - O artık genç değil.
genç insan
yonker
genç irisi youth who is big
for his age
genç kemik hücresi
(Tıp) osteoblast
genç kuşak
rising generation
genç köylü
swain
genç kız
puss
genç kız
damsel
genç kız
bobbysoxer
genç kız
maiden The beautiful maiden sat on the top of the rock and combed her golden hair in the sunshine. - Güzel genç kız kayanın tepesine oturdu ve güneşte altın rengi saçlarını taradı.
genç kız
young lady Harun tried to impress the young lady. - Harun genç bayanı etkilemeye çalıştı.
genç kız gibi
maidenly
genç kız gibi olma
maidenliness
genç kıza eşlik eden kadın
duenna
genç kıza eşlik eden kadın
chaperon
genç kıza eşlik etmek
chaperon
genç kızlık hali
girlishness
genç kızlık çağı
maidenhood
genç nehir
young river
genç nesil
rising generation
genç olarak
youthfully
genç olma
juvenescence
genç olmuş
juvenescent
genç prens
princeling
genç profesyonel
yuppie
genç sörfçü
gremmie
genç sörfçü
gremmy
genç toprak
immature soil
genç tüketiciler
young consumers
genç vadi
young valley
genç ve modern insanlar
beautiful people Beautiful people are more successful. - Güzel insanlar daha başarılı olurlar.
genç yaşta
early in life
genç yaşta ölmek
(deyim) not make old bones
genç yaşta ölmek
die prematurely
genç yetişkin tüketiciler
young adult consumers
genç yıldız
starlet
genç çocuk
(Argo) tacker
genç çocuk
sapling
genç-alyuvar
(Biyokimya) reticulocyte
gelişme çağındaki beceriksiz genç
hobbledehoy
gepe genç
very young Harun and Mine got married when they were very young. - Harun ve Mine çok genç evlendiler.
gençler
young Both the old and young are guilty of sinning. - Hem yaşlılar hem de gençler günah suçlusudur.
yakışıklı genç
Adonis
13-19 yaş arasındaki genç
teenager When Harun was a teenager, he would often sit on the front porch and write songs in the evening after dinner. - Harun bir genç iken, o sık sık ön sundurmada otururdu ve akşam yemeğinden sonra akşamleyin şarkı yazardı.
erkek genç
boy
gençler
youngsters
seksi genç kız
lolita
spor genç
junior
genç erkek
lad
gençler
young folks
gençler
the young The young adapt to change easily. - Gençler değişime kolayca uyum sağlarlar.
çok genç
very young Harun and Mine got married when they were very young. - Harun ve Mine çok genç evlendiler.
asi genç
beatnik
asil genç kız
damosel
asil genç kız
damoiselle
askere alınmış genç
conscript
dağınık saçlı genç kız
flapper
doğurmamış genç inek
heifer
elini kolunu nereye koyacağını bilemeyen genç
hobbledehoy
en genç
youngest Harun is my youngest brother. - Harun benim en genç erkek kardeşim.
gençler
{i} juvenescence
gençler
youths Youths who are caught violating the new rules on behaviour will lose their right to free travel, and will have to complete unpaid community work to earn it back. - Yeni davranış kurallarını ihlâl etmekten yakalanan gençler seyahat özgürlüğü haklarını kaybedecekler, ve bu hakkı geri almak için parasız toplum işini tamamlamak zorunda kalacaklar.
gençler
{i} youth The youth eat in the garden. - Gençler bahçede yerler.
gençler
{i} juvenility
gençler
the juniors
gençler
teens
gönlü genç
(Konuşma Dili) young in heart
gönlü genç
(Konuşma Dili) young at heart Harun is old, but he's young at heart. - Harun yaşlı ama gönlü genç.
güzel genç kız
gamine
işin ustası genç
whiz kid
işin ustası genç
whizz kid
kafası genç
(Konuşma Dili) young in heart
kafası genç
(Konuşma Dili) young at heart Harun is old, but he's young at heart. - Harun yaşlı ama gönlü genç.
kalbi genç
(Konuşma Dili) young at heart Harun is old, but he's young at heart. - Harun yaşlı ama gönlü genç.
kalbi genç
(Konuşma Dili) young in heart
kendinden çok genç biriyle evlenen kimse
baby snatcher
küstah bir genç
whelp
Türkçe - Türkçe

genç teriminin Türkçe Türkçe sözlükte anlamı

Yaşı ilerlememiş olan, ihtiyar karşıtı
Yaşı ilerlememiş olan, ihtiyar karşıtı: "Genç kızı bir gece pencerede görmüştü."- H. Taner
Yeni gelişmekte olan, kısa bir geçmişi olan
Yeni gelişmekte olan, kısa bir geçmişi olan: "Atatürk'ün tabutu arkasından ağlayan on beş milyon Türk'ün yaşadığı, genç Türkiye mutluydu."- B. Felek
Gelişmesini tamamlamamış olan
Zihin bakımından yeterince gelişmemiş, toy
Gelişmesini tamamlamamış olan (bitki, hayvan)
Gençlikteki özelliklerini koruyan, dinç
jön
genç irisi
Yaşına göre çok serpilip büyümüş
Genç erkek
çocuk
Gençler
(Osmanlı Dönemi) ŞEBAB
Gençler
(Osmanlı Dönemi) AHDAS
İngilizce - Türkçe

genç teriminin İngilizce Türkçe sözlükte anlamı

wench genç kadin, kiz; fahise
fahişelerle düşüp kalkmak
genç