I am more beautiful than you.
- Ben senden daha güzelim.
I'd like to stay one more night. Is that possible?
- Bir gece daha kalmak istiyorum. Mümkün mü?
I can't take it anymore! I haven't slept for three days!
- Artık daha fazla dayanamıyorum! Üç gündür uyumadım!
Mom was innocent enough to ask him: Would you like any more beer?
- Annem yeteri kadar masum bir halde Biraz daha bira ister misin? diye sordu.
Ken's father loved Ken all the more because he was his only son.
- Tek oğlu olduğu için, baba, Ken'i daha çok seviyordu.
Tom has only one more night in Boston.
- Tom'un Boston'da sadece bir gecesi daha var.
Tom calculated that he had given Mary over 34,000 dollars in the past six months.
- Tom Mary'ye geçen altı ay içinde 34,000 dolardan daha fazla verdiğini hesapladı.
It took me more than one month to get over my cold.
- Soğuk algınlığımı atlatmam bir aydan daha fazla zamanımı aldı.
Tom still has one more month to go before he graduates.
- Tom'un mezun olmadan önce gideceği bir ayı daha var.
Much still remains to be done.
- Daha yapılacak çok iş var.
She can swim further than I can.
- O benden daha ileriye yüzebilir.
In the north, there's Scotland; in the south, England; in the west, Wales; and further west, Northern Ireland.
- Kuzeyde İskoçya, güneyde İngiltere, batıda Galler ve daha batıda da Kuzey İrlanda var.
We have not yet discussed which method is better.
- Hangi yöntemin daha iyi olduğunu henüz tartışmadık.
The wind blew harder yet when we reached the top of the hill.
- Tepenin üstüne ulaştığımızda rüzgar daha da sert esti.
Good health is more valuable than anything else.
- İyi sağlık başka herhangi bir şeyden daha değerlidir.
He is richer than anyone else in this town is.
- O, bu şehirdeki herhangi başka birinden daha zengin.
I'm too tired to walk any further.
- Daha ileri yürüyemeyecek kadar çok yorgunum.
I can't walk any further.
- Ben daha ileri yürüyemem.
She earns more than she spends.
- O harcadığından daha fazla para kazanıyor.
Just how well can masks block the, even smaller than pollen, yellow sand dust? I think it much more of a nuisance than pollen.
- Maskeler sarı kum tozunu,polenlerden dahada küçük,ne kadar iyi engelleyebilir?Sanırım o polenden oldukça daha fazla bir baş belasıdır.
As people get older, their brain cells become less efficient.
- İnsanlar yaşlanırken, beyin hücreleri daha az verimli olur.
There is less time than I thought.
- Sandığımdan daha az zaman var.
This is a good book, but that is better.
- Bu iyi bir kitaptır ama şu daha iyidir.
A laptop is better than a desktop.
- Bir dizüstü, bir masaüstünden daha iyidir.
I almost missed the train.
- Az daha treni kaçırıyordum.
Read it once more, please.
- Onu bir kez daha okuyun, lütfen.
Explain it once more, Jerry.
- Onu bir kez daha açıkla, Jerry.
France and Britain were at war once again.
- Fransa ve İngiltere bir kez daha savaştaydı.
You are entitled to try once again.
- Bir kez daha deneme hakkın var.
Tom said that nothing like that would ever happen again.
- Tom öyle bir şeyin bir daha asla olmayacağını söyledi.
Please do that again.
- Lütfen onu bir daha yap.
Global warming since 1997 has occurred more than twice as fast as previously estimated.
- 1997 yılından beri küresel ısınma, daha önce tahmin edilenden iki kat daha hızlı daha meydana geldi.
In which house did you live previously?
- Daha önce hangi evde yaşıyordun?
That absolves me from further responsibility.
- O, beni daha fazla sorumluluktan kurtarıyor.
We cannot offer a further price reduction under the current circumstances.
- Biz, mevcut koşullar altında daha fazla fiyat indirimi teklif edemeyiz.
Tom didn't want to spend any more time than necessary in Boston.
- Tom Boston'da gerektiğinden daha fazla zaman geçirmek istemedi.
I didn't want to spend any more time trying to convince Tom to study French.
- Tom'u Fransızca çalışmaya ikna etmeye çalışmak için daha fazla zaman harcamak istemedim.
Does a government have to serve ideologies, or rather, the interests of the people?
- Bir hükümet ideolojiler mi sunmak zorunda? Daha doğrusu insanların çıkarlarına mı hizmet etmek zorunda?
I don't feel good or rather, I feel terrible.
- İyi hissetmiyorum veya daha doğrusu, kötü hissediyorum.
You should've told me earlier.
- Bana daha evvel söylemeliydin.
I spoke with Tom earlier today.
- Bugün daha evvel Tom'la konuştum.
My new phone is thinner than my old phone.
- Yeni telefonum eskisinden daha ince.
Tom looks thinner every day.
- Tom her gün daha ince görünüyor.
It would be preferable for you to surrender.
- Teslim olmanız daha iyi olurdu.
Peace is preferable to war.
- Barış savaştan daha iyidir.
I'll explain afterwards.
- Daha sonra açıklayacağım.
If you want to have parties in my house, clean up everything afterwards, and don't break anything, or else pay for the damage.
- Benim evimde partiler vermek istiyorsanız, daha sonra her şeyi temizleyin ve bir şey kırmayın, ya da zarar için ödeme yapın.
Tom was subsequently arrested.
- Tom daha sonra tutuklandı.
Sami was subsequently murdered.
- Sami daha sonra öldürüldü.
One more person will be joining us later.
- Daha sonra bir kişi daha bize katılıyor olacak.
You walk on and I will catch up with you later.
- Sen ilerle ve ben sana daha sonra yetişirim.
What he did next was quite a surprise to me.
- Onun daha sonra yaptığı benim için oldukça sürprizdi.
There is no telling what will happen next.
- Daha sonra ne olacağını anlatmak yok.
I'll tell him so then.
- Ben ona daha sonra söylerim.
Mary told Tom: Let's begin with a short sentence, and then we'll see...
- Mary Tom'a söyledi: Kısa bir cümle ile başlayalım, ve daha sonra göreceğiz...
Ken is older than Seiko.
- Ken Seiko'dan daha yaşlı.
She is older and wiser now.
- O,şimdi daha yaşlı ve daha akıllıdır.
Tom's computer is much newer than mine.
- Tom'un bilgisayarı benimkinden çok daha yeni.
My car is newer than Tom's.
- Benim arabam Tom'unkinden daha yeni.
This substance is mostly composed of hydrogen and oxygen.
- Bu madde, daha çok hidrojen ve oksijenden oluşur.
She is rather an idealist.
- O daha doğrusu bir idealist.
He is not what is called a genius. Rather, he is a hard worker.
- Ona dahi denilmez, daha doğrusu o çalışkan bir işçidir.
I love you more than him.
- Seni ondan daha çok seviyorum.
Humility often gains more than pride.
- Alçak gönüllülük çoğunlukla kibirden daha çok yükseltir.
Tom didn't want to go any further.
- Tom daha da ileri gitmek istemedi.
Prices are going to rise still further.
- Fiyatlar daha da artacak.
The wind blew harder yet when we reached the top of the hill.
- Tepenin üstüne ulaştığımızda rüzgar daha da sert esti.
Our car is three years older than yours.
- Arabamız sizinkinden üç yıl daha eski.
Tatoeba: We've got sentences older than you.
- Tatoeba: Bizim sizden daha eski cümlelerimiz var.
Phenolphthalein will turn fuchsia in the presence of a base with a pH of or above 10.0 and will remain colorless in the presence of a solution with a pH of or below 8.2.
- Fenolftalein, 10.0 ya da daha fazla bir pH'a sahip olan bir baz varlığında parlak mora dönüşecektir ve 8.2 ya da daha az bir pH değerine sahip bir çözeltinin varlığında renksiz kalacaktır.
He may wait no longer.
- Daha fazla bekleyemeyebilir.
We're no longer in danger.
- Daha fazla tehlikede değiliz.
Tatoeba: Because a language is more than the sum of its words.
- Tatoeba: Çünkü bir dil sözcüklerinin toplamından daha fazladır.
He kept me waiting for more than an hour.
- O beni bir saatten daha fazla bekletti.
I was too tired to walk any farther.
- Daha fazla yürüyemeyecek kadar çok yorgundum.
Tom says he can't wait any longer.
- Tom daha fazla bekleyemeyeceğini söylüyor.
I can't stand his arrogance any longer.
- Onun küstahlığına daha fazla dayanamam.
The patient was quite beyond help, so that the doctors could do no more.
- Hasta yardım almanın ötesindeydi, onun için doktorlar daha fazlasını yapamadı.
the worst is still to come - en kötüsünü daha görmedik , henüz en kötü dönemi görmedik.
the worst is still to come - en kötüsünü daha görmedik , henüz en kötü dönemi görmedik.
Young people adapt themselves to something sooner than old people.
- Gençler, kendilerini bir şeye yaşlı insanlardan daha çabuk adapte ederler.
What will a child learn sooner than a song?
- Bir çocuk bir şarkıdan daha çabuk ne öğrenir?
His new job further separates him from his family.
- Onun yeni işi onu ailesinden daha çok ayırıyor.
Apply to the office for further details.
- Daha çok bilgi için ofise başvurun.
I don't like pizza any more than I like spaghetti.
- Ben pizzayı spagettiyi sevdiğimden daha çok sevmiyorum.
I don't like you any more than you like me.
- Seni senin beni sevdiğinden daha çok sevmiyorum.
During the presentation the speaker talked mainly about gender inequality.
- Sunumda konuşmacı daha çok cinsiyet eşitsizliğinden bahsetti.
I got together with her mainly because we seemed to share the same feelings about things.
- Daha çok şeyler hakkında aynı hisleri paylaşıyor gibi göründüğümüzden onunla anlaşmaya vardım.
I like English better.
- İngilizceyi daha çok severim.
I like coffee better.
- Ben kahveyi daha çok severim.
Tom is more of a singer than a guitarist.
- Tom bir gitaristten daha çok birşarkıcıdır.
I have already eaten lunch.
- Daha önce öğle yemeği yedim.
Tom has already signed up for that class.
- Tom o sınıfa daha önce kaydoldu.
Have you ever visited Kyoto before?
- Daha önce Kyoto' yu ziyaret etti mi?
Have you made a speech in English before?
- Daha önce İngilizce bir konuşma yaptın mı?
I can't remember of the subsequent events.
- Ben daha sonraki olayları hatırlamıyorum.
You speak first; I will speak after.
- Önce sen konuş, ben daha sonra konuşacağım.
Keep your eyes wide open before marriage, half shut afterwards.
- Evlenmeden önce gözlerinizi tam açın, daha sonra yarı kapatın.
If you want to have parties in my house, clean up everything afterwards, and don't break anything, or else pay for the damage.
- Benim evimde partiler vermek istiyorsanız, daha sonra her şeyi temizleyin ve bir şey kırmayın, ya da zarar için ödeme yapın.
Afterwards, he assumed a new identity.
- Daha sonra, yeni bir kimlik üstlendiler.
The weather today is worse than yesterday.
- Bugün hava dünkünden daha kötü.
Shylock is greedy, and what is worse, very stingy.
- Shylock aç gözlü, ve daha kötüsü,çok pintidir.
Luna is close by. Mars is much farther away.
- Ay yakındır. Mars çok daha uzaktır.
As I recall, Tom's house is a little farther in from the main road.
- Hatırladığım kadarıyla, Tom'un evi ana yoldan biraz daha uzak.
Prices are going to rise still further.
- Fiyatlar daha da artacak.
I'll explain the matter to you later on.
- Konuyu size daha sonra açıklayacağım.
He remained abroad later on.
- Daha sonra yurt dışında kaldı.
Families began to have fewer and fewer children.
- Aileler gittikçe daha az çocuk sahibi olmaya başladı.
The doctor told me to eat fewer high-calorie snacks.
- Doktor bana daha az yüksek kalorili atıştırmalıklar yememi söyledi.
With some books, the more I read them, the less I understand them.
- Bazı kitaplarla, ben daha fazla okudukça, ben onları daha az anlıyorum.
I just can't stand this hot weather anymore.
- Bu sıcak havaya daha fazla katlanamıyorum.
Tom can't put up with Mary's behavior anymore.
- Tom Mary'nin davranışına daha fazla katlanamaz.
Maybe it would be better if I were to just stay inside. Who wants to go out when the weather's like this?
- Belki içerde kalsam daha iyi olur. Hava böyleyken kim dışarı çıkmak ister?
Better to remain silent and be thought a fool than to speak out and remove all doubt.
- Sessiz kalmak ve bir aptal olarak düşünülmek bütün şüpheyi açıkça konuşmak ve gidermekten daha iyidir.
Do you have a cheaper room?
- Daha ucuz bir odanız var mı?
Which is cheaper, this or that?
- Hangisi daha ucuz, bu mu yoksa o mu?
I like physics, and I like mathematics even more.
- Ben fiziği seviyorum ve matematiği daha da çok seviyorum.
Now I love you guys even more!
- Şimdi sizi daha da çok seviyorum arkadaşlar!
He is superior to her in math.
- Matematikte ondan daha iyi.
Give it your all, and you won't be sorry later.
- Elinden geleni yap ve daha sonra üzülme.
Later, Chris felt ashamed and apologized and Beth forgave him.
- Daha sonra, Chris utandı ve özür diledi ve Beth onu bağışladı.
It's just a little further.
- O sadece biraz daha uzak.
Our school is further away than the station.
- Okulumuz istasyondan daha uzaktır.
He regards women as disposable pleasures rather than as meaningful pursuits.
- O, kadınları anlamlı bir meşgale olmaktan daha ziyade tek kullanımlık zevk olarak görüyor.
They're not quarreling, but rather rehearsing a play.
- Onlar tartışmıyorlar fakat daha ziyade bir oyunu prova ediyorlar.
He values honor above anything else.
- O, onura her şeyden daha çok değer verir.
I'd much rather be at home.
- Ben daha çok evde olmayı tercih ederim.
Rather than cry, you should take action!
- Ağlamaktan daha çok aksiyon almalısın.
Tom is in worse trouble than I thought.
- Tom'un başı düşündüğümden daha çok dertte.
He knows little of mathematics, still less of chemistry.
- O biraz matematik, daha az kimya bilir.
I'm no less of a sinner than you.
- Ben senden daha az günahkâr değilim.
Why didn't you say so earlier?
- Niçin çok daha erken söylemedin?
In those days, I went to bed earlier.
- O günlerde ben daha erken yatmaya gittim.
Tom had no further questions.
- Tom'un daha fazla sorusu yoktu.
They wanted no further spread of slavery.
- Köleliğin daha fazla yayılmasını istemediler.
Of two evils, choose the lesser.
- İki kötülükten daha az olanını seç.
Tom is out sick today.
- Tom bugün daha çok hasta.
Let's find out more about them.
- Onlar hakkında daha çok şey öğrenelim.