tutuk

listen to the pronunciation of tutuk
التركية - التركية
(Osmanlı Dönemi) Örtü, perde, peçe
Sıkıntılı: "Bu tutuk hava içinde saat ona doğru Meclisin zili uzun uzun çaldı."- R. E. Ünaydın
Kısılmış, tutulmuş, kesik
Akıcı, rahat konuşamayan
Eski işlevini göremez duruma gelmiş: "Geçen gün beni dövdüler
Boynum, omuzlarım hâlâ tutuk."- A. İlhan
Durgun, çekingen, sıkılgan
Eski işlevini göremez duruma gelmiş
Kapalı, tıkalı
Sıkıntılı
Tutuklu
Kısılmış, tutulmuş, kesik: "Ağır ağır ve tahtalar arasında boğulan tutuk akislerle yükseliyordu."- P. Safa
tutuk evi
Tutukluların kapatıldığı yer, tevkifhane
dili tutuk
Serbestçe, kolaylıkla konuşamayan (kimse)
tutuk
المفضلات