gibisi

listen to the pronunciation of gibisi
التركية - الإنجليزية
the likes of, the like of: Hayatımda onun gibisini görmedim. Never in my life have I seen the likes of him
nothing like

There's nothing like a good hot bath. - İyi ve sıcak bir banyo yapmak gibisi yok.

There is nothing like cold beer on a hot day. - Sıcak bir günde soğuk bir bira gibisi yok.

something like
equal: O doktor gibisi yok. That doctor has no equal
equal
gibi
{s} like

I would like to get a camera like this. - Bunun gibi bir kamera almak istiyorum.

This smells like cheese. - Bu, peynir gibi kokuyor.

gibi
as
gibi
such as

Man fears disasters such as floods and fires. - İnsan su baskınları ve yangınlar gibi felaketlerden korkar.

We'll use energy sources such as the sun and wind. - Biz güneş ve rüzgar gibi enerji kaynakları kullanacağız.

gibi
kind of

We were unsure what kind of person Tom would be and whether he would like living in the same house as us. - Tom'un ne tür bir insan olacağından ve bizim gibi aynı evde oturmayı isteyip istemeyeceğinden emin değildik.

We were unsure what kind of person Tom would be and whether he would like to live in the same house as us. - Tom'un ne tür bir insan olacağından ve bizim gibi aynı evde oturmayı isteyip istemeyeceğinden emin değildik.

gibi
as if
gibi
around

After long breakfast I think I started around 8:00. - Uzun kahvaltı edip saat sanırım 8:00 gibi yola koyuldum.

gibi
sort of
gibi
wise
gibi
the way (that)
gibi
as is
gibi
as well as
gibi
after the fashion of
gibi
in the manner that
gibi
as it were
gibi
in the manner
gibi
in such a way that
gibi
in the way (that)
gibi
about
gibi
in the way that
gibi
as good as
gibi
such
gibi
in such a manner that
gibi
(Ticaret) direct taxes
gibi
just as
gibi
as though
gibi
all but
gibi
homo-
gibi
the way that
gibi
something like

Seeing that movie is something like taking a trip to India. - Filmi izlemek Hindistan'a bir yolculuk yapmak gibi bir şeydir.

We should make something like that. - Bunun gibi bir şey yapmalıyız.

gibi
much like
gibi
as like as
gibi
like a
gibi
some like
gibi
para-
Gibi
-like
gibi
look like

My friend doctored his ID to make it look like he was 18. - Arkadaşım 18'indeymiş gibi göstermek için kimliğinde oynama yaptı.

Tom certainly doesn't look like he's over eighty. - Tom kesinlikle seksenin üzerindeymiş gibi görünmüyor.

gibi
as you

Although it seems very difficult to study Chinese, it's not as hard as you think. - Çince öğrenmek çok zor gibi görünse de, düşündüğünüz kadar zor değil.

Either be as you seem or seem as you are. - Ya olduğun gibi görün, ya da göründüğün gibi ol.

gibi
quasi
gibi
(after a predicate) almost, nearly, somewhat: Bugün ateşim yok gibi. Today I have almost no fever
gibi
as soon as: Yemeği yediği gibi sofradan kalktı. He got up from the table as soon as he finished eating
gibi
in the fashion
gibi
as befits: İnsan gibi davranmalısın. You should behave as befits a human being
gibi
like, such ... as, such as; as; as if, as though; kind of; (zaman) about, around
gibi
like, as: Dediğim gibi yap. Do as I say
gibi
as if, as though: Sanki kıtlık olacakmış gibi yiyecek depo ediyorlar. They're storing food as if there is going to be a famine
gibi
like: çocuk gibi like a child
gibi
{f} feels like
gibi
ive
gibi
homo

Between ourselves, he seems to be a homosexual. - Aramızda kalsın, o bir homo gibi görünüyor.

gibi
instar
التركية - التركية
Benzeri
Gibi
kadar

Yaşam yaz çiçekleri, ölüm de sonbahar yaprakları kadar güzel olsun. - Hayat yaz çiçekleri, ölüm de güz yaprakları gibi güzel olsun.

gibi
İmişçesine, benzer biçimde
gibi
O anda, tam o sırada, hemen arkasından
gibi
-e benzer: "İn cin, uyanmadan denizin üstü boş gibidir."- H. Taner. O anda, tam o sırada, hemen arkasından. İmişçesine, benzer biçimde: "Bu sade dekor, ölümün manzarasını ulvi bir tablo gibi güzelleştirmiştir."- O. S. Orhon. ...-e yakışır biçimde
gibisi
المفضلات