gözüne

listen to the pronunciation of gözüne
Турецкий язык - Английский Язык

Определение gözüne в Турецкий язык Английский Язык словарь

göz
eye

This song is so moving that it brings tears to my eyes. - Bu şarkı o kadar acıklı ki gözlerimi yaşarttı.

I closed my eyes to calm down. - Sakin olmak için gözlerimi kapattım.

gözüne ilişme
glimpse
gözüne girmek
to find favour in sb's eyes, to win sb's favour, to be in sb's good books
gözüne girmek
find favor in smb.'s sight
gözüne girmeye çalışmak
play to
gözüne girmeye çalışmak
shine up to
gözüne girmeye çalışmak
make up to
gözüne girmeğe çalışmak
ingratiate oneself with
gözüne ilişmek
get sight of
gözüne ilişmek
to glimpse
gözüne ilişmek
catch sight
gözüne ilişmek
strike
gözüne ilişmek
catch sight of
gözüne ilişmek
catch attention of
gözüne kestirmek
to feel oneself capable of
gözüne uyku girmemek
not to get a wink of sleep
gözüne uyku girmemek
be unable to sleep
gözüne uyku girmemek
to lay awake
gözüne uyku girmemek
not to sleep a wink
gözüne çarpmak
to catch one's eye
gözüne çarpmak
espy
göz
cell
gözüne girmek
{f} ingratiate
göz
(Bilgisayar) cell spreadsheet
göz
(İnşaat) niche
göz
look

I think that it likely that there was a major fault in the lookout. - Gözetlemede muhtemelen büyük bir hata olduğunu zannediyorum.

I really look forward to your visit in the near future. - Yakın bir gelecekteki senin ziyaretini gerçekten dört gözle bekliyorum.

göz
locker
göz
spring

I'm looking forward to the return of spring. - Baharın gelişini dört gözle bekliyorum.

göz
glance

Will you glance through this report? - Bu rapora bir göz atar mısın?

I glanced through the brochure. - Broşüre hızla göz atmak.

göz
section
göz
subterranean
göz
drawer

Tom looked through the drawers. - Tom çekmeceleri gözden geçirdi.

gözüne gir
favored with
gözüne girmek
snow
göz
optic

The use of optical instruments with this product will increase eye hazard. - Bu ürünle birlikte optik aletlerin kullanımı göz tehlikesini artıracaktır.

göz
to eye
göz
browses
göz
opthalmic
gözüne girmek
get on the good side of sb
Göz
(Tıp) ophthalmus
göz
cubicle
göz
ophthalmic
göz
eye (on a potato)
göz
ocular
göz
drawer (in a piece of furniture)
göz
bad luck inflicted by an evil eye
göz
eye (in cheese); hole (in bread)
göz
fountainhead, source (of a stream or river); spring
göz
cubby
göz
eye (of a needle)
göz
orbital
göz
desire, interest
göz
eye; sight; cell
göz
cuddy; eyehole
göz
esteem, favor, friendly regard
göz
optical

The use of optical instruments with this product will increase eye hazard. - Bu ürünle birlikte optik aletlerin kullanımı göz tehlikesini artıracaktır.

göz
eye, the depression at the calyx end of some fruits
göz
evil eye
göz
eye; glance, look; compartment, section, division; drawer, locker; (ağ) mesh; spring, source; bud
göz
opto
göz
central core (of a boil)
göz
division, section, compartment; pigeonhole; cubbyhole
göz
eye, manner or way of looking at a thing; estimation; opinion
göz
sight, vision
göz
cubbyhole
göz
rudimentary bud
göz
orb

Astronomers have observed sixty-two moons orbiting Saturn. - Astronomlar, Satürn'ün yörüngesinde altmış iki tane uydu gözlemlediler.

göz
pan (of a balance)
göz
compartment

Tom opened the glove compartment and noticed the registration was missing. - Tom torpido gözünü açtı ve ruhsatın eksik olduğunu fark etti.

Have you looked in the glove compartment? - Torpido gözüne baktın mı?

göz
section, division, square (on a game board)
göz
small hole (as in a needle); optic; blinker; orbit
göz
{i} orbit

Astronomers have observed sixty-two moons orbiting Saturn. - Astronomlar, Satürn'ün yörüngesinde altmış iki tane uydu gözlemlediler.

göz
whammy
göz
{i} sight

We have lost sight of him. - Biz onu gözden kaybettik.

He hid his dictionary out of sight. - O, gözden uzak bir yere sözlüğünü sakladı.

göz
{i} blinker

Why do horses wear blinkers? - Atlar neden at gözlükleri takarlar?

göz
{i} cuddy
göz
peeper
göz
{i} glim

In looking through the mist, I caught a glimpse of my future. - Sis perdesinin arasından, kendi geleceğim gözüme ilişti.

It's still impossible with the naked eye. With binoculars you might be able to glimpse it.... - Çıplak gözle hâlâ imkansız. Ona dürbünle bakabilirsin.

göz
loculus
göz
{i} eyehole
gözüne girmek
find favour in somebody's eyes
gözüne girmek
win somebody's favour
işi yüzüne gözüne bulaştırmak
to bungle the job
kör kör parmağım gözüne
(Konuşma Dili) out in the open, perfectly evident, clear
yüzüne gözüne bulaştıran kimse
dabster
yüzüne gözüne bulaştırmak
hash up
yüzüne gözüne bulaştırmak
to make a bungle of, to make a mess of, to bungle, to goof, to make a hash of it, to louse sth up
yüzüne gözüne bulaştırmak
to make a complete mess of (something), ball (something) up completely
yüzüne gözüne bulaştırmak
botch
yüzüne gözüne bulaştırmak
muddle
yüzüne gözüne bulaştırmak
mess up
yüzüne gözüne bulaştırmak
scamp
yüzüne gözüne bulaştırmak
hash
yüzüne gözüne bulaştırmak
make a mess of
yüzüne gözüne bulaştırmak
boggle
yüzüne gözüne bulaştırmak
bungle
yüzüne gözüne bulaştırmak
foozle
yüzüne gözüne bulaştırmak
goof-up
yüzüne gözüne bulaştırmak
fluff
yüzüne gözüne bulaştırmak
crab
Турецкий язык - Турецкий язык

Определение gözüne в Турецкий язык Турецкий язык словарь

göz
Ağacın tomurcuk veren yerlerinden her biri
Göz
me
Göz
(Osmanlı Dönemi) MUKLE
Göz
dide
Göz
basar
Göz
lakrima
Göz
dünya penceresi
Göz
(Osmanlı Dönemi) NAZIRA
Göz
(Hukuk) ÇEŞM
Göz
(Osmanlı Dönemi) BİNA
Göz
ayn
göz
Terazi gözü
göz
Suyun topraktan kaynadığı yer
göz
Bölüm, hane
göz
Suyun topraktan kaynadığı yer, kaynak
göz
Bakış, görüş
göz
İçine girilen, öteberi konulan, bölümleri olan bir şeyin her bölmesi
göz
Delik, boşluk: "Köprünün gözleri karış karış kazılmıştır."- S. F. Abasıyanık. Çekme, çekmecelerin her biri
göz
Çekme, çekmecelerin her biri
göz
Bazı yaraların uç bölümü
göz
Delik, boşluk
göz
Bölüm, kesim
göz
İyi veya kötü nitelikler, tutkular, duygular anlatan bakış
göz
çekmece
göz
Suyun kaynağı
göz
Terazi kefesi
göz
Kıskançlık veya hayranlıkla bakıldığında bir şeye kötülük verdiğine inanılan uğursuzluk
göz
Görme ve bakma
göz
Suyun topraktan kaynadığı yer, kaynak: "Asıl felaket bu pınara sırt çevirmek, bu pınarın gözlerine taş tıkamak değil de ne olurdu?"- T. Buğra
göz
Görme organı
göz
Bazı deyimlerde, görme ve bakma. İyi veya kötü nitelikler, tutkular, duygular anlatan bakış
göz
Kıskançlık veya hayranlıkla bakıldığında bir şeye kötülük verdiğine inanılan uğursuzluk, nazar
göz
Sevgi, ilgi, gönül bağlantısı
göz
çürük, temelsiz
göz
Kıskançlık veya hayranlıkla bakıldığında bir şeye kötülük verdiğine inanılan uğursuzluk, nazar: "İnsanı gözle yiyip bitirirler."- Ö. Seyfettin
gözüne
Избранное