aufdrängend

listen to the pronunciation of aufdrängend
Englisch - Türkisch

Definition von aufdrängend im Englisch Türkisch wörterbuch

imposing
uygulanarak
imposing
sunturlu
imposing
dayatmacı
imposing
(Kanun) tatbik
imposing
görkemli
imposing
heybetli

Katedralimiz heybetli bir yapıdır. - Our cathedral is an imposing structure.

Heybetli olmadığımı umuyorum. - I hope I'm not imposing.

imposing
{f} empoze et
imposing
{s} etkileyici
pressing
acil

Çözecek bazı acil sorunlarımız var. - We have some pressing problems to solve.

Zaman baskı yapıyor ve acil eylem gerekli. - Time is pressing, and quick action is needed.

pressing
(Mühendislik) presle şekillendirme, presle basma işlemi
imposing
{s} azametli

O çok azametli bir adam. - He's a very imposing man.

imposing
iş çıkar/zorla/koy
imposing
(Nükleer Bilimler) empoze etme
pressing
evgin
pressing
{i} sıkma
Deutsch - Englisch
obtruding
pressing
imposing
intruding on/into
forcing on
sich aufdrängend
intruding yourself into / on
sich aufdrängend
suggesting itself