choke, drown, asphyxiate, muffle, strangle, suffocate, whelm, stifle, smother, overwhelm, inundate, strangulate, drown in, smother with, throttle, chokeoff, choketodeath, stuff, jugulate, glut, burke, to choke, to throttle, to strangle, to smother; to suffocate, to stifle, to asphyxiate; to drown (in); to constrict by binding; to overwhelm (with), to inundate, to load, to heap, strangulation, choking, incarceration, throttling, strangling, inundation, choking, strangling, throttling, suffocating, or drowning (someone, an animal), act of choking; strangulation; inundation; incarceration,
1
choke fiil
ts
2
drown
ts
3
asphyxiate fiil
ts
4
muffle
ts
5
strangle fiil
ts
6
suffocate
ts
7
whelm fiil
ts
8
stifle
ts
9
smother fiil
ts
10
overwhelm fiil
ts
11
inundate fiil
ts
12
strangulate fiil
ts
13
drown in
ts
14
smother with
ts
15
throttle fiil
ts
16
chokeoff
ts
17
choketodeath
ts
18
stuff
ts
19
jugulate fiil
ts
20
glut
ts
21
burke
ts
22
to choke, to throttle, to strangle, to smother; to suffocate, to stifle, to asphyxiate; to drown (in); to constrict by binding; to overwhelm (with), to inundate, to load, to heap
ts
23
boğma
strangulation isim
ts
24
boğma
choking
ts
25
boğma
incarceration isim
ts
26
boğma
throttling Gıda
ts
27
boğma
strangling isim
ts
28
boğma
inundation isim
ts
29
boğma
choking, strangling, throttling, suffocating, or drowning (someone, an animal)
ts
30
boğma
act of choking; strangulation; inundation; incarceration
SE'T, DE'Z, ZE'T, SE'B, ZERD, ZEVT, Peşpeşe yapmak, bir kimseyi bir şeyin fazlasına eriştirmek veya uğratmak, Fazla yakıt, motoru çalışmaz duruma getirmek, Bunaltmak, Tamamıyla kaplamak, sarmak, Uygun düşmemek, Bir durumu başka bir durum yaratarak örtmeye çalışmak, Bir canlıyı, soluk almasına engel olarak öldürmek, Tamamıyla kaplamak, sarmak:"Ampulün kör ışığı, dükkânı alaca bir loşluğa boğmuştu."- M. Yesarî, Peşpeşe yapmak, bir kimseyi bir şeyin fazlasına eriştirmek veya uğratmak:"Güllü'nün boynuna sarılan Cemile, kadının hafif çilli, tombul yanaklarını öpücüklere boğdu."- O. Kemal, Silik bir duruma getirmek, bastırmak:"Galiba bunları dinlememek, duymamak için konuşuyorum; seslerini boğmak, bastırmak için durmamacasına gevezelik ediyorum."- R. H. Karay, El, ip vb. ile bir şeyi çepeçevre sıkmak, Bir canlıyı, soluk almasına engel olarak öldürmek:"Zavallıyı az kalsın gırtlağından yakalayıp boğacaktı."- Y. K. Karaosmanoğlu, Motorlu taşıtlarda fazla yakıt, motoru çalışmaz duruma getirmek, Bir durumu başka bir durum yaratarak örtmeye çalışmak:"Zaten durumun vahametini sezen müdürle hoca, işi gürültüye boğmak için Atatürk'e müfredat programına dair bir şeyler anlatmaya başladılar."- H. Taner, Boğum yeri, Bunaltmak:"Daha sıcak basmamıştı; güneş henüz yakmıyor, hava daha boğuyordu."- R. H. Karay, Renkler uygun düşmemek, Gelişmesine engel olmak, Silik bir duruma getirmek, bastırmak, İncir, dut, kuru üzümün mayalandıktan sonra ilkel araçlarla damıtılmasıyla elde edilen, alkol derecesi düşük bir tür rakı, Boğmak işi,
31
SE'T
ts
32
DE'Z
ts
33
ZE'T
ts
34
SE'B
ts
35
ZERD
ts
36
ZEVT
ts
37
Peşpeşe yapmak, bir kimseyi bir şeyin fazlasına eriştirmek veya uğratmak
ts
38
Fazla yakıt, motoru çalışmaz duruma getirmek
ts
39
Bunaltmak
ts
40
Tamamıyla kaplamak, sarmak
ts
41
Uygun düşmemek
ts
42
Bir durumu başka bir durum yaratarak örtmeye çalışmak
ts
43
Bir canlıyı, soluk almasına engel olarak öldürmek
ts
44
Tamamıyla kaplamak, sarmak:"Ampulün kör ışığı, dükkânı alaca bir loşluğa boğmuştu."- M. Yesarî
ts
45
Peşpeşe yapmak, bir kimseyi bir şeyin fazlasına eriştirmek veya uğratmak:"Güllü'nün boynuna sarılan Cemile, kadının hafif çilli, tombul yanaklarını öpücüklere boğdu."- O. Kemal
ts
46
Silik bir duruma getirmek, bastırmak:"Galiba bunları dinlememek, duymamak için konuşuyorum; seslerini boğmak, bastırmak için durmamacasına gevezelik ediyorum."- R. H. Karay
ts
47
El, ip vb. ile bir şeyi çepeçevre sıkmak
ts
48
Bir canlıyı, soluk almasına engel olarak öldürmek:"Zavallıyı az kalsın gırtlağından yakalayıp boğacaktı."- Y. K. Karaosmanoğlu
ts
49
Motorlu taşıtlarda fazla yakıt, motoru çalışmaz duruma getirmek
ts
50
Bir durumu başka bir durum yaratarak örtmeye çalışmak:"Zaten durumun vahametini sezen müdürle hoca, işi gürültüye boğmak için Atatürk'e müfredat programına dair bir şeyler anlatmaya başladılar."- H. Taner
ts
51
Boğum yeri
ts
52
Bunaltmak:"Daha sıcak basmamıştı; güneş henüz yakmıyor, hava daha boğuyordu."- R. H. Karay
ts
53
Renkler uygun düşmemek
ts
54
Gelişmesine engel olmak
ts
55
Silik bir duruma getirmek, bastırmak
ts
56
boğma
İncir, dut, kuru üzümün mayalandıktan sonra ilkel araçlarla damıtılmasıyla elde edilen, alkol derecesi düşük bir tür rakı
Some etymologies, pronunciations, function and usage date content for the English translation portion are from Merriam-Webster Online at www.Merriam-Webster.com. Thanks to Online Yunanca Dil Eğitimi for providing some parts of online greek dictionary. To contribute more resources please contact us. Visuals(images) are provided by Google Image Search API. Some parts of the dictionary is contributed by many users, thank you! The content on this site is for informational purposes only. Bu aramada boğmak kelimesinin sözlük anlamı ve eşanlamı nedir, nasıl okunur hakkında bilgi verilmektedir. boğmak kelimesinin etimolojik ve eşanlamları ile ilgili açıklamalar ve bilgiler eksiksiz ve hatasız olarak anılmamalıdır. Burada yer alan boğmak kelimesi ile ilgili tüm açıklamalar bilgi amaçlıdır. Eksik ve hatalı çevirileri lütfen bildiriniz.