uygunluk

listen to the pronunciation of uygunluk
Türkçe - İngilizce
suitability
convenience
conformity

Conformity is an essential element of our homogeneous community. - Uygunluk, homojen topluluğumuzun vazgeçilmez bir unsurudur.

Some people prefer conformity, while others seek novelty. - Diğerleri yenilik ararken, bazı insanlar uygunluk tercih eder.

relevance
coherence
aptitude
favourableness
(Askeri) consistency
favorableness
coincidence
aptness
fidelity
agreeableness
meetness
(Biyokimya) fitting
relevant
reasonableness
accurately
fit

You can apply for a physical fitness test regardless of your age. - Sen yaşına bakılmaksızın bir fiziksel uygunluk testi için başvuruda bulunabilirsin.

propriety
fairness
advisability
appositeness
coherency
comeliness
adequacy
acceptability
accordance
concord
handiness
compatibility
adaptation
congeniality
conformation
harmoniousness
gram. agreement
appropriateness, suitability; fittingness, seemliness
convenience; favorableness
(Hukuk) accord, conformity, coherence, compatibility, consistency
congruity
appropriateness, fitness; agreeableness, favourableness; suitability, convenience
(Mukavele) compliance
congruency
correct
fittingness
congruousness
likeliness
properness
consonance
conformability
pertinency
patness
harmony
conformance
suitableness
timeliness
concordance
adequateness
accord
advisableness
appropriateness
availability
conformities
{i} congruence
{i} decency
{i} propitiousness
{i} pertinence
{i} opportuneness
{i} relevancy
pat
uygun
{s} proper

Properly used, certain poisons will prove beneficial. - Uygun şekilde kullanılırsa, belirli zehirler yararlı olacaktır.

The iPad would be a perfect solution for me if it could properly display web pages with Flash content. - IPad Flash içeriği ile web sayfalarını uygun şekilde görüntüleyebilseydi, benim için mükemmel bir çözüm olurdu.

yasaya uygunluk
legality
uygun
{s} suitable

This material is not suitable for a dress. - Bu malzeme bir elbise için uygun değildir.

This book is suitable for beginners. - Bu kitap yeni başlayanlar için uygundur.

uygun
{s} favorable

The prognosis does not look favorable. - Prognoz uygun görünmüyor.

The weather seemed favorable for the test flight. - Hava test uçuşu için uygun görünüyordu.

uygun
{s} fit

No one doubts her fitness for the post. - Onun görev için uygunluğundan hiç kimsenin kuşkusu yok.

This ship is not fit for an ocean voyage. - Bu gemi okyanus yolculuğu için uygun değil.

uygun
{s} convenient

When would it be convenient for you? - Ne zaman sizin için uygun olurdu?

This place isn't convenient for public transportation. - Bu yer, toplu taşıma araçları için uygun değildir.

uygunluk belgesi
(Ticaret) certificate of suitability
uygunluk belgesi
certificate of conformity
uygunluk belgesi
(Tıp) certificate of compliance
uygunluk belgesi
(Tıp,Ticaret) conformity certificate
uygunluk deneyi
(İnşaat) conformity test
uygunluk derecesi
(Askeri) fidelity
uygunluk değerlendirmesi
(İnşaat) evaluation of conformity
uygunluk içinde
(Kanun) in conformity with
uygunluk kontrolü
eligibility check
uygunluk sağlama
(Askeri) reconciliation
uygunluk testi
compliance test
uygunluk beyanı
declaration of conformity
uygunluk bildirimi
declaration of conformance
uygunluk denetimi
(Ticaret) conformity auditing
uygunluk denetimi
(Bilgisayar,Teknik) reasonableness check
uygunluk değerlendirme ve belgelendirme kuruluşları
(Hukuk) conformity assessment and certification bodies
uygunluk değerlendirme yapıları
(Hukuk) conformity assessment structures
uygunluk görüşü
(Hukuk) assent
uygunluk gözetimi
(Ticaret) conformity surveillance
uygunluk güvencesi
(Ticaret) assurance of conformity
uygunluk kanıtı
(Ticaret) proof of conformity
uygunluk kriterleri
conformity criteria
uygunluk markası
(Ticaret) mark of conformity
uygunluk taahhütnamesi
(Ticaret) undertaking of compliance
uygunluk taahhütnamesi
(Ticaret) declaration of conformity
uygunluk tecrübesi
(Askeri) adaptability test
uygunluk varsayımı
(Ticaret) presumption of conformity
uygun
{s} appropriate

Your speech was appropriate for the occasion. - Konuşman duruma uygundu.

Tom thought what Mary was wearing wasn't appropriate for a formal party. - Tom Mary'nin giydiğinin resmî bir parti için uygun olmadığını düşünüyordu.

uygun
{s} correct

It's dangerous to assume that all of the sentences in the Tatoeba Corpus are correct and suitable for language study. - Tatoeba külliyatındaki tüm cümleleri, dil eğitimi için doğru ve uygun saymak tehlikelidir.

uygun
(Nükleer Bilimler) adequate

I'm not stupid enough to climb a mountain in the winter without first making adequate preparations. - Kışın, önceden uygun hazırlık yapmadan bir dağa tırmanacak kadar aptal değilim.

Sadly, Noah's ark was not an adequate environment for dragons, dinosaurs and unicorns. - Ne yazık ki, Nuh'un gemisi ejderhalar, dinozorlar ve tek boynuzlular için uygun bir ortam değildi.

uygun
available

I'm afraid I'm not available. - Maalesef uygun değilim.

I'd like to put my valuables in a safe deposit box, if any are available. - Uygun olan bir çelik kasaya değerli eşyalarımı koymak istiyorum.

uygun
{s} favourable

This is the most favourable period for travelling in Russia. - Bu, Rusya'da seyahat etmek için en uygun dönemdir.

uygun
acceptable
uygun
reasonable
uygun
likely

That's hardly likely. - Bu neredeyse hiç uygun değil.

uygun
well matched
uygun
due

Tom isn't due here till 2:30. - Tom 2.30'a kadar burada uygun değil.

uygun
logical

Turkish is a very regular and logical language. - Türkçe çok kurallı ve mantığa uygun bir dil.

uygun
fair enough
uygun
advisable

Precautions may be advisable. - Önlemler uygun olabilir.

uygun
{s} cool

You can reduce your home's heating and cooling costs through proper insulation and air sealing techniques. - Evinizin ısıtma ve soğutma maliyetlerini uygun yalıtım ve hava sızdırmazlık teknikleri yoluyla azaltabilirsiniz.

uygun
appropriate for
uygun
harmonious
uygun
{s} decent

Get yourself a decent suit. - Kendinize uygun bir takım elbise alın.

I think it's time for me to buy my daughter a decent computer. - Sanırım kızıma uygun bir bilgisayar almamın zamanıdır.

uygun
{s} pertinent

Do you think this is pertinent? - Bunun uygun olduğunu düşünüyor musun?

He asked a few pertinent questions. - O birkaç tane uygun soru sordu.

uygun
uniformity
uygun
{s} propitious
uygun
{s} fitting

That piece of furniture is not fitting for the living room. - Bu mobilya parçası oturma odası için uygun değil.

Tom has trouble fitting in. - Tom'un uygun olma sorunu var.

uygun
{s} well

Mary is always well-groomed and fashionably dressed. - Mary her zaman bakımlı ve modaya uygun olarak giyimlidir.

uygun
(Biyokimya) optimum
uygun
relevant

Your question is not relevant to the subject. - Sorun konuya uygun değil.

This is no longer relevant. - Bu artık uygun değil.

uygun
wellmatched
uygun
feasible

Tom's story was not very feasible. - Tom'un hikayesi pek uygun değildi.

fiziki uygunluk
(Askeri) physical fitness
fiziksel uygunluk
(Tıp) physical fitness
tipe uygunluk
(Ticaret) conformity to type
toplumsal uygunluk
(Tıp) social convention
uygun
open
uygun
okay

Is this water okay to drink? - Bu su, içmek için uygun mu?

I'm a vegetarian, so I'd rather not have meat, if that's okay. - Ben bir vejetaryenim, eğer uygunsa et yemeği tercih etmem.

uygun
likely for
uygun
fitted

Tom is fitted to become a businessman. - Tom bir iş adamı olmak için uygundur.

uygun
conforming
uygun
suited to

The sweetness of Interlingua was more suited to my poetic vision. - Interlingua'nın tatlılığı benim şiirsel vizyonum için daha uygundur.

That would've suited Tom. - O, Tom'a uygun olurdu.

uygun
normal
uygun
opportune

You have come at an opportune time. - Uygun bir zamanda geldiniz.

uygun
meet

Tom is looking for a suitable place to hold the meeting. - Tom toplantıyı düzenlemek için uygun bir yer arıyor.

Will the room be available for the meetings? - Toplantılar için oda uygun olacak mı?

uygun
in tune
uygun
keen
uygun
in step with
uygun
{s} consistent
uygun
in step
uygun
good

I would like to be there in good time. - Uygun bir zamanda orada olmak isterim.

If you want to do good work, you should use the proper tools. - İyi bir iş yapmak istiyorsanız, uygun araçları kullanmalısınız.

uygun
in good taste
uygun
matched
uygun
optimal
uygun
nicely proportioned
uygun
match
uygun
corresponding
uygun
step
uygun
decorous
uygun
savoury
uygun
concurrently with
uygun
savory
uygun
befitting
uygun
comparative
uygun
timely
uygun
concurrent
uygun
strategic
uygun
fairly
uygun
suited

Tom and Mary seem to be suited for each other. - Tom ve Mary birbirleri için uygun görünüyorlar.

Earth is perfectly suited for life. - Dünya yaşam için son derece uygundur.

uygun
(Kanun) warrantable
uygun
tailor-made
uygun
toward
uygun
(Politika, Siyaset) realistic
uygun
sufficient
uygun
suitable for
uygun
(Ticaret) admissible
uygun
proportionate
uygun
approbatory
uygun
concurrence
uygun
agree

Are you agreeable to our plan? - Bizim planımız için uygun musun?

They agreed to elect him as president. - Onu başkan olarak seçmeyi uygun buldular.

uygun
qualified
uygun
presentable
uygun
popular
uygun
approbative
uygun
right

The house looked good; moreover, the price was right. - Ev iyi görünüyordu, üstelik fiyat en uygundu.

He is the right man for the job. - O, iş için uygun adamdır.

uygun
all right
uygun
applicative
uygun
agreeable to
uygun
amenable
uygun
happy
uygun
in order

You must cut down on extra expenses in order to live within your means. - Gelirine uygun bir şekilde yaşamak için ekstra giderleri kısmalısın.

Congratulations are definitely in order. - Tebrikler kesinlikle usulüne uygun.

uygun
seemly
uygun
livable
uygun
cut out for sth
uygun
{s} fair
uygun
consonantal
uygun
consonant with
uygun
central
uygun
congruent with
uygun
compatible with
uygun
likelier
uygun
calculated
kalite uygunluk belgesi
certificate of quality conformity
uygun
relevent
uygun
{s} applicable

Anyway, it's not applicable to you - Her neyse, o size uygun değil.

uygun
complying
uygun
suit to
uygun
conforming to
uygun
conforms to
Elektromanyetik Uygunluk Analiz Merkezi
(Askeri) Electromagnetic Compatibility Analysis Center
akla uygunluk
rationality
aslına uygunluk
literalness
aslına uygunluk
literalism
ehliyet ve uygunluk değerlendirilmesi
(Hukuk) certification and conformity assessment
elektromanyetik uygunluk
(Askeri) electromagnetic compatibility
geleneğe uygunluk
convenance
genel uygunluk bildirimi
(Hukuk) statement of general compliance
gidiş gelişe uygunluk
(su) navigability
hukuka uygunluk denetimi
(Hukuk) judicial review
hukuki uygunluk
(Hukuk) legal conformity
kilise kuralları uygunluk
ecclesiasticism
kısmi uygunluk
partial compatibility
metinsel uygunluk
(Dilbilim) textual appropriateness
Türkçe - Türkçe
Bir elçinin bir ülkeye atanmasından önce o ülkeden istenen uygun görme yazısı, agreman
Özne ile yüklemin veya bazı dillerde olduğu gibi sıfat ile ismin, cins ve sayı bakımından birbirine uyması: Öğretmen geldi. Öğrenciler ödevlerini yapmışlar gibi
Bir elçinin bir ülkeye atanmasından önce o ülkeden istenen uygun görme yazısı, agreman. Özne ile yüklemin veya bazı dillerde olduğu gibi sıfat ile ismin, cins ve sayı bakımından birbirine uyması: Öğretmen geldi. Öğrenciler ödevlerini yapmışlar gibi
Uygun olma durumu, yakışık, mutabakat, mukarenet
mutabakat
(Osmanlı Dönemi) VİFAK
agreman
(Osmanlı Dönemi) MUKARENET
Uygun
muvafık
Uygun
munis
Uygun
(Hukuk) MUVAFIK
Uygun
yönlü
Uygun
mutabık
genel uygunluk bildirimi
Umum mutabakat beyannamesi
gerçeğe uygunluk
Gerçeğe uygun olma durumu
uygun
Elverişli, yarar, müsait, muvafık
uygun
Yakışır, yaraşır, uz, mutabık, mütenasip
uygun
Orantılı, oranlı
uygun
Yakışır, yaraşır, uz, mutabık, mütenasip: "Rıza Efendide yerine, zamanına ve konusuna uygun hikâyeler vardır."- T. Buğra
İngilizce - Türkçe

uygunluk teriminin İngilizce Türkçe sözlükte anlamı

uygun
e uygun
uygunluk