sikici

listen to the pronunciation of sikici
Türkçe - İngilizce

sikici teriminin Türkçe İngilizce sözlükte anlamı

sıkıcı
dull

My job is dull and boring. - Benim görevim donuk ve sıkıcı.

Frankly speaking, his speeches are always dull. - Açıkçası, onun konuşmaları her zaman sıkıcı.

sıkıcı
boring

Life in a small town is boring. - Küçük kasabada hayat sıkıcıdır.

I used to use Twitter, but then found it a bit boring, so I stopped using it. - Twitter'ı kullanırdım, fakat sonra onu sıkıcı biraz buldum, bu yüzden onu kullanmayı durdurdum.

sıkıcı
{s} tedious

If life is ridiculous and absurd, be glad that it is not tedious. - Eğer hayat gülünç ve saçma ise dert etmeyin çünkü bu en azından sıkıcı değil demektir.

Waiting for a train is tedious. - Bir tren beklemek sıkıcı.

sıkıcı
bald
sıkıcı
ditch-water
sıkıcı
droning
sıkıcı
inconvenient
sıkıcı
grim
sıkıcı
ditchwater
sıkıcı
cumbersome
sıkıcı
cheerless
sıkıcı
colorless
sıkıcı
nuisance
sıkıcı
deadly

The party was perfectly deadly. - Parti tamamen sıkıcıydı.

sıkıcı
tame
sıkıcı
unexeciting
sıkıcı
vexatious
sıkıcı
(Konuşma Dili) as dull as ditch water
sıkıcı
(Mimarlık) drip
sıkıcı
troublesome
sıkıcı
tightener
sıkıcı
prosaical
sıkıcı
soul-destroying
sıkıcı
bland
sıkıcı
pestilent
sıkıcı
colourless
sıkıcı
Boring, tedious, tiresome, wearisome; irksome, bothersome
sıkıcı
burdensome
sıkıcı
boring, dull, deadly, dreary, tiresome, irksome, wearisome, drab, tedious, prosaic, arid, flat, colourless, colorless; tightener
sıkıcı
constringent
sıkıcı
cut and dried
sıkıcı
arid
sıkıcı
unpleasant
sıkıcı
tiresome

Your friend is tiresome. - Arkadaşın can sıkıcı.

You're getting very tiresome. - Çok sıkıcı oluyorsun.

sıkıcı
unexciting
sıkıcı
soul destroying
sıkıcı
damnable
sıkıcı
oppressive

The silence is oppressive. - Sessizlik can sıkıcıdır.

sıkıcı
cold
sıkıcı
gloomy
sıkıcı
gaunt
sıkıcı
dead alive
sıkıcı
grotty
sıkıcı
(kitap) unreadable
sıkıcı
dusty
sıkıcı
grave
sıkıcı
ditch water
sıkıcı
drab
sıkıcı
dryasdust
sıkıcı
dry

The lecture was as boring as watching paint dry. - Ders kuru boya izlemek kadar sıkıcıydı.

He has a very dry sense of humor. - Onun çok sıkıcı bir mizah duygusu var.

sıkıcı
disconcerting
sıkıcı
warm
sıkıcı
{s} humdrum
sıkıcı
{s} stuffy

The air in this room's very stuffy. - Bu odadaki hava çok sıkıcı.

sıkıcı
{s} prose
sıkıcı
{s} slow

Compared to basketball, baseball might be considered a little slow and boring. - Basketbolla karşılaştırıldığında, beyzbolun biraz yavaş ve sıkıcı olabileceği düşünülebilir.

Tom likes golf, but Mary thinks it's slow and boring. - Tom golf sever ama Mary onun yavaş ve sıkıcı olduğunu düşünüyor.

sıkıcı
flat
sıkıcı
grey
sıkıcı
frowsty
sıkıcı
godforsaken
sıkıcı
mousy
sıkıcı
prolix
sıkıcı
sterile
sıkıcı
staid
sıkıcı
nondescript
sıkıcı
dry-as-dust
sıkıcı
mundane
sıkıcı
saturnine
sıkıcı
workaday
sıkıcı
wearisome
sıkıcı
cumbrous
sıkıcı
teeny
sıkıcı
dead

The party was perfectly deadly. - Parti tamamen sıkıcıydı.

sıkıcı
prosaic
sıkıcı
borıng

Life in a small town is boring. - Küçük kasabada hayat sıkıcıdır.

Staying at home is boring. - Evde kalmak sıkıcıdır.

sıkıcı
{s} watery
sıkıcı
{s} inanimate
sıkıcı
{s} poky
sıkıcı
everlasting
sıkıcı
{s} irksome

He has an irksome personality. - Onun can sıkıcı bir kişiliği var.

sıkıcı
{s} insipid
sıkıcı
unconqenial
sıkıcı
{s} ponderous

The old professor's lectures are long-winded and ponderous. - Yaşlı profesörün dersleri dolambaçlı ve sıkıcıdır.

sıkıcı
bleak
sıkıcı
bovine
sıkıcı
{s} waste

She found the evening boring and uninteresting, in short, a waste of time. - O, akşamı sıkıcı ve ilgi çekmeyen, kısaca, bir zaman kaybı buldu.

sıkıcı
{s} prosy
sıkıcı
nasty
sıkıcı
pedestrian
sıkıcı
repressive
sıkıcı
prosaic,ical
sıkıcı
plummet
sıkıcı
perfunctory
sıkıcı
{s} vapid
sıkıcı
cut
sıkıcı
{s} unsensational
sıkıcı
{s} sluggish
sıkıcı
draggy
sıkıcı
{s} stodgy
sıkıcı
{s} soulless
sıkıcı
{s} trying

There's nothing more annoying than a group of young girls all trying to talk at the same time. - Aynı anda konuşmaya çalışan bir grup genç kızdan daha can sıkıcı bir şey yok.

Trying to figure out how this software works is a pain in the neck. - Bu yazılımın nasıl çalıştığını anlamaya çalışmak sıkıcı.

sıkıcı
{s} uncongenial
sıkıcı tip
pill
sıkıcı tip
bore
sıkıcı şey
bore
sıkıcı bir şekilde
flatly
sıkıcı iş
grind
sıkıcı konuşma
harangue
sıkıcı tip
non-person
sıkıcı şey veya kimse
nuisance
sıkıcı (kimse)
prosaist
sıkıcı adale
constrictor
sıkıcı bil dille yazmak
prose
sıkıcı bir biçimde
bovinely
sıkıcı bir biçimde
prosaically
sıkıcı bir biçimde
dustily
sıkıcı bir halde
inanimately
sıkıcı bir halde
colorlessly
sıkıcı hale getirmek
make gloomy
sıkıcı iş
chore
sıkıcı kimse
bromide
sıkıcı kimse
nudnik
sıkıcı kimse
nudnick
sıkıcı konuşma
peroration
sıkıcı konuşmak
jaw
sıkıcı lâf
humdrum
sıkıcı olarak
damnably
sıkıcı tip
nuisance
sıkıcı tip
non person
sıkıcı tip
dryasdust
sıkıcı tip
boring person
sıkıcı tip
drag
sıkıcı tip
mope
sıkıcı vaaz
preachment
sıkıcı vergi
(Ticaret) nuisance tax
sıkıcı yazar
dryasdust
sıkıcı yazı
prose
sıkıcı yer
godforsaken
sıkıcı öğütler vermek
preachify
sıkıcı şey
stodge
can sıkıcı
boring

Tom was boring, but Mary wasn't. - Tom can sıkıcıydı, ancak Mary değildi.

can sıkıcı
annoying

My parents keep arguing about stupid things. It's so annoying! - Ailem aptal şeyler hakkında tartışmayı sürdürüyor. Bu çok can sıkıcı!

It's annoying when people make out at work. - İnsanlar iş yerlerinde cinsel ilişkide bulunduğunda, bu can sıkıcıdır.

can sıkıcı
embarrassing

I never do anything embarrassing. - Asla can sıkıcı bir şey yapmam.

Something embarrassing happened last week. - Geçen hafta can sıkıcı bir şey oldu.

can sıkıcı
tedious

They are weary of their tedious work. - Onlar can sıkıcı işlerinden dolayı bitkindiler.

monoton ve sıkıcı
rut
yorucu, üzücü, can sıkıcı
exhausting, upsetting, frustrating
ağır ve sıkıcı iş
donkey work
can sıkıcı
displeasing
can sıkıcı
unexciting
can sıkıcı
sullen
can sıkıcı
bothersome

Why are women such bothersome creatures? - Kadınlar niçin böyle can sıkıcı varlıklardır.

can sıkıcı
worrisome
can sıkıcı
boring, dull, dreary, bothersome, worrisome
can sıkıcı
worrying
can sıkıcı
soulless
can sıkıcı
vexatious
can sıkıcı
painful

At times, he suffered from a painful headache. - Zaman zaman can sıkıcı baş ağrısı çekti.

That's got to be painful. - Bu can sıkıcı olmalı.

can sıkıcı
soul destroying
can sıkıcı
aggravating
can sıkıcı
chippy
can sıkıcı
disagreeable
can sıkıcı
provoking
can sıkıcı biçimde
annoyingly
can sıkıcı konuşmak
prose
can sıkıcı tip
humdrum
can sıkıcı tip
pain in the neck
can sıkıcı öğüt
jaw
ne sıkıcı şey
what a drag
ruhsuz ve sıkıcı
as dull as ditch water
uzun ve sıkıcı bölüm
longueur
uzun ve sıkıcı mektup
screed
zor ve sıkıcı işler
chores
Türkçe - Türkçe

sikici teriminin Türkçe Türkçe sözlükte anlamı

sıkıcı
İç sıkan, can sıkan, tedirgin eden: "Etrafında her şey ona sıkıcı ve manasız geliyor."- H. Taner
sıkıcı
İç sıkan, can sıkan, tedirgin eden
can sıkıcı
Üzüntü yaratan, üzücü
sikici