tek

listen to the pronunciation of tek
Turkish - English

Definition of tek in Turkish English dictionary

<span class="word-self">tekspan>
only

The only goal of the final match was scored by Andrés Iniesta. - Final maçındaki tek gol Andrés Iniesta tarafından atıldı.

The only room available is a double. - Mevcut tek oda iki kişiliktir.

<span class="word-self">tekspan>
{i} one

One, three, and five are odd numbers. - Bir, üç ve beş tek sayılardır.

I called his office again and again, but no one answered. - Onun bürosunu tekrar tekrar aradım fakat kimse cevap vermedi.

<span class="word-self">tekspan>
single

Get both a phone and internet access in a single package! - Tek bir pakette hem bir telefon hem de bir internet erişimi alın!

I don't have a single enemy. - Benim tek bir düşmanım yok.

<span class="word-self">tekspan>
sole

Being an only child, he was the sole inheritor. - O, tek çocuk olduğu için, tek mirasçıydı.

For him, divorce is a good invention, with one sole disadvantage: you have to get married first. - Onun için boşanma tek dezavantajla iyi bir buluş: ilk önce evlenmek zorundasın.

<span class="word-self">tekspan>
unique

His technique was unique and absolutely amazing. - Onun tekniği eşsiz ve kesinlikle şaşırtıcıydı.

United States want to be the World unique superpower. - Amerika Birleşik Devletleri dünyadaki tek süper güç olmak istiyor.

<span class="word-self">tekspan>
odd

After an uphill struggle against great odds they finally got the company on its feet again. - Büyük anlaşmazlıklara karşı zorlu bir mücadeleden sonra, onlar nihayet şirketi tekrar kendi ayakları üzerinde durdurdular.

Tapirs are odd-toed ungulates. - Tapirler tek toynaklıdır.

<span class="word-self">tekspan>
single, unique; alone; only, merely; (sayı) odd; single thing
<span class="word-self">tekspan>
alone

Hiroko sat there all alone. - Hiroko orada tek başına oturdu.

She likes to walk alone. - O tek başına yürümeyi sever.

<span class="word-self">tekspan>
{s} exclusive
<span class="word-self">tekspan>
solitary

She leads a solitary life in a remote area of Scotland. - O, İskoçya'nın uzak bir bölgesinde tek başına bir hayat sürüyor.

<span class="word-self">tekspan>
one and the same
<span class="word-self">tekspan>
turkish electricity authority
<span class="word-self">tekspan>
suit

Tom offered to carry Mary's suitcase, but she told him she wanted to carry it herself. - Tom, Mary'ye valizini taşımayı teklif etti ama Mary, valizi kendisinin taşımak istediğini söyledi.

There are no wheels on this suitcase. - Bu bavulda tekerlekler yok.

<span class="word-self">tekspan>
flat

I offered to fix Tom's flat tire. - Tom'un patlak tekerini tamir etmeyi önerdim.

He flatly turned down our request. - Teklifimizi açıkca geri çevirdi.

<span class="word-self">tekspan>
ceramics
<span class="word-self">tekspan>
uni-
<span class="word-self">tekspan>
particular
<span class="word-self">tekspan>
pure and simple
<span class="word-self">tekspan>
isolated
<span class="word-self">tekspan>
merely

History is merely repeating itself. - Tarih sadece kendini tekrarlıyor.

<span class="word-self">tekspan>
the one and only

Tom's pissed off because he's not the one and only. - Tom tek olmadığından dolayı sinirli.

This is the one and only thing he can do. He can't do anything else. - Bu onun yapabileceği tek şey. Başka bir şey yapamaz.

<span class="word-self">tekspan>
(Denizbilim) add

She added in her letter that she would write again soon. - O yakında tekrar yazacağını mektubunda ekledi.

Tom is a technology addict. - Tom bir teknoloji bağımlısı.

<span class="word-self">tekspan>
companion

Sami's only companion was his dog. - Sami'nin tek arkadaşı onun köpeğiydi.

Tom's only companion is his dog. - Tom'un tek arkadaşı onun köpeğidir.

<span class="word-self">tekspan>
(Biyokimya) mono-
<span class="word-self">tekspan>
single thing
<span class="word-self">tekspan>
individual

Individual atoms can combine with other atoms to form molecules. - Tekil atomlar, molekülleri oluşturmak için diğer atomlarla birleşebilirler.

<span class="word-self">tekspan>
mono

He was opposed to monopolies. - O, tekellere karşıydı.

Don't let the children monopolize the television. - Çocukların televizyonu tekellerine almalarına müsaade etme.

<span class="word-self">tekspan>
uni

I know a girl who can ride a unicycle. - Tek tekerlekli bisiklete binebilen bir kız tanıyorum.

A unicycle has one wheel. - Tek tekerli bisikletin tek tekeri vardır.

<span class="word-self">tekspan>
solo

Charles Lindbergh made the first solo flight across the Atlantic Ocean in 1927. - Charles Lindbergh, Atlantik Okyanusu'nda, 1927 yılında ilk tek kişilik uçuşunu yaptı.

Amelia Earhart was the first woman to fly across the Atlantic solo. - Amelia Earhart Atlantiği tek başına uçarak geçen ilk kadındı.

<span class="word-self">tekspan>
homo
<span class="word-self">tekspan>
one and only

The one and only dessert my son eats is chocolate cake. - Oğlumun yediği bir çeşit ve tek tatlı çikolatalı pastadır.

Tom's pissed off because he's not the one and only. - Tom tek olmadığından dolayı sinirli.

<span class="word-self">tekspan>
(sayı) uneven
<span class="word-self">tekspan>
homoeo [Brit.]
<span class="word-self">tekspan>
fellow

I bid you greetings and may there be peace through fellowship between us. - Sana selam teklif ediyorum ve aramızdaki arkadaşlık yoluyla barış olabilir mi.

All you have to do is to cultivate the ability to put yourself in the other fellow's place. - Tek yapmanız gereken, kendinizi diğer arkadaşın yerine koyma yeteneğini geliştirmek.

<span class="word-self">tekspan>
singular

A noun can be singular or plural. - Bir isim tekil veya çoğul olabilir.

After the Singularity, we will all have nine dimensional sex organs. - Tekillikten sonra, hepimizin dokuz boyutlu cinsel organları olacak.

<span class="word-self">tekspan>
lone

Just because I'm alone doesn't mean I'm lonely. - Tek başıma olmam yalnız olduğum anlamına gelmez.

To Japanese, an American baby sleeping by himself seems lonely. - Japonlara göre, tek başına uyuyan bir Amerikan bebeği yalnız görünüyor.

<span class="word-self">tekspan>
mono , odd , single
<span class="word-self">tekspan>
All I ask is ...; ... as long as ...: Tek yapsın da, nasıl yaparsa yapsın! I don't care how he does it; all I want is for him to get the thing done! Her şeye razıyım, tek ondan kurtulayım! I'm agreeable to anything as long as I can get shut of him!
<span class="word-self">tekspan>
homeo
<span class="word-self">tekspan>
dolly
<span class="word-self">tekspan>
bellows
<span class="word-self">tekspan>
homoeo
<span class="word-self">tekspan>
res
<span class="word-self">tekspan>
azygous
<span class="word-self">tekspan>
running

Sometimes, I feel like a hamster running on a wheel. - Bazen kendimi tekerlek üzerinde koşan bir hamster gibi hissediyorum.

The deer was running by itself. - Geyik tek başına koşuyordu.

<span class="word-self">tekspan>
several

Jim has asked Anne out several times. - Jim Anne'e birkaç kez çıkma teklif etti.

He reiterated this advice several more times during the meeting. - O, bu öğüdü toplantı boyunca birkaç defa daha tekrarladı.

<span class="word-self">tekspan>
reindeer
<span class="word-self">tekspan>
suigeneris
tekler
singles
English - English

Definition of tek in English English dictionary

<span class="word-self">tekspan>
A Siberian ibex