parça

listen to the pronunciation of parça
Turkish - English

Definition of parça in Turkish English dictionary

<span class="word-self">parçaspan>
piece

Please write the answer on this piece of paper. - Lütfen cevabı bu kâğıt parçasına yazın.

Please write the answer on this piece of paper. - Lütfen cevabı bu kâğıt parçasına yazınız.

para
money

He has lots of money. - O aşırı para harcıyor.

How much money do you want? - Ne kadar para istiyorsun?

<span class="word-self">parçaspan>
part

Music is an important part of my life. - Müzik, hayatımın önemli bir parçasıdır.

This factory manufactures automobile parts. - Bu fabrika, otomobil parçaları üretmektedir.

<span class="word-self">parçaspan>
bit

Tom brushed a bit of dirt off of his hat. - Tom şapkasındaki bir parça kiri fırçaladı.

Tom hasn't changed a bit since college. - Tom üniversiteden beri bir parça değişmedi.

parçalar
pieces

Cutting a cake into equal pieces is rather difficult. - Bir pastayı eşit parçalara ayırma oldukça zordur.

I tore the newspaper into pieces. - Gazeteyi parçalara ayırdı.

para
{i} cash

Tom caught Mary stealing his money from the cash register. - Tom Mary'yi yazarkasadan parasını çalarken yakaladı.

He's raking in the cash. - O, çok para kazanıyor.

<span class="word-self">parçaspan>
fragment

The American invasion of Iraq left the country devastated, fragmented and broke. - Irak'ın Amerikan istilası ülkeyi harap, parçalanmış ve beş parasız bıraktı.

Fragments of the mirror were scattered on the floor. - Ayna parçaları zemin üzerinde dağıldı.

<span class="word-self">parçaspan>
passage

Read this passage and translate it into Japanese. - Bu parçayı okuyup Japonca'ya çevir.

The following passage is a quotation from a well-known fable. - Aşağıdaki parça iyi bilinen bir fabldan bir alıntıdır.

<span class="word-self">parçaspan>
{i} component

He instantly regretted taking apart the laptop after realizing how many complex components there were inside. - İçinde ne kadar karmaşık parçalar olduğunu farkettikten sonra dizüstünü söktüğüne anında pişman oldu.

<span class="word-self">parçaspan>
{i} catch
para
means

She lives beyond her means. - O, kazandığından çok para harcıyor.

Tom lives beyond his means. - Tom kazandığından çok para harcıyor.

<span class="word-self">parçaspan>
segment
para
dough

She's rolling in dough. - O çok para kazanıyor.

I'm rolling in dough. - Ben çok para kazanıyorum.

parçalar
{i} parts

A whole is made up of parts. - Bir bütün parçalardan oluşur.

This factory manufactures automobile parts. - Bu fabrika, otomobil parçaları üretmektedir.

para
currency

The former Italian currency was the lira and its symbol was ₤. It's not related to the Turkish lira. - Daha önceki İtalyan para birimi liradır.ve onun sembolü £ dır.O Türk lirasıyla ilgili değildir.

The former Argentine currency was Austral. Its symbol was ₳. - Arjantin'in eski para birimi Austral'di. Sembolü ₳ idi.

para
shiners
<span class="word-self">parçaspan>
cake

I tried a piece of cake and it was delicious. - Bir parça kek tattım ve o lezzetliydi.

She shared her piece of cake with me. - O, kek parçasını benimle paylaştı.

<span class="word-self">parçaspan>
lump

He gave him a lump of silver as big as his head. - Ona kafası kadar büyük gümüş bir parça verdi.

Then little Gerda wept hot tears, which fell on his breast, and penetrated into his heart, and thawed the lump of ice, and washed away the little piece of glass which had stuck there. - Sonra küçük Gerda, onun göğsüne dökülen, oradan kalbine nüfuz edip, buz kalıbını eriten ve orada saplanmış olan küçük cam parçasını alıp götüren sıcacık gözyaşlarını döktü.

<span class="word-self">parçaspan>
portion

I'd like a large portion, please. - Lütfen, büyük bir parça istiyorum.

<span class="word-self">parçaspan>
{i} scrap

I wrote down his phone number on a scrap of paper. - Bir kağıt parçasına onun telefon numarasını not aldım.

Tom asked for Mary's address and wrote it down on a piece of scrap paper. - Tom Mary adresini istedi ve onu bir parça kâğıt üzerine not etti.

<span class="word-self">parçaspan>
{i} item

These fragile items must be insured against all risks. - Kırılabilir bu parçalar bütün risklere karşı sigortalanmalıdır.

These items are rather hard to obtain. - Bu parçaları elde etmesi oldukça zordur.

para
{i} coin

Time is the coin of your life. You spend it. Do not allow others to spend it for you. - Zaman hayatınızın parasıdır. Onu harcayın. Başkalarının sizin için harcamasına izin vermeyin.

I got these old coins from her. - Bu eski madeni paraları ondan aldım.

<span class="word-self">parçaspan>
{i} fraction
para
gelt (yiddish)
para
(Pisikoloji, Ruhbilim) para
para
(Argo) benjamins
para
(Argo) ruff
para
iron
para
fund

When do you think his funds will run out? - Onun parasının ne zaman biteceğini düşünüyorsun?

The governor took the money out of a slush fund. - Vali, örtülü ödenekteki parayı aldı.

para
(Argo) dead prez
para
(Argo) dosh
para
kail
para
finances

A household is a group that shares the same living space and finances. - Ev halkı, aynı yaşam alanını ve parayı paylaşan bir gruptur.

para
banknote
para
(Ticaret) allowance
para
(Argo) dead presidents
para
(Argo) wonga
para
the wherewithal
para
{i} tin
para
(Argo) ends
<span class="word-self">parçaspan>
clip
<span class="word-self">parçaspan>
stretch

The dough broke up when Tom tried to stretch it. - Tom onu germeye çalıştığında hamur parçalandı.

<span class="word-self">parçaspan>
(Politika, Siyaset) extract
<span class="word-self">parçaspan>
length
<span class="word-self">parçaspan>
chop

Before forks and chopsticks, people usually ate food with a piece of flat bread. - Çatal ve çubuklardan önce, insanlar genellikle düz bir parça ekmek ile yemek yerdi.

And the servant came and chopped the Tree into little pieces. - Uşak geldi ve ağacı küçük parçalara ayırdı.

<span class="word-self">parçaspan>
clump
<span class="word-self">parçaspan>
clod
<span class="word-self">parçaspan>
slug 
<span class="word-self">parçaspan>
pass

The following passage is a quotation from a well-known fable. - Aşağıdaki parça iyi bilinen bir fabldan bir alıntıdır.

Read this passage and translate it into Japanese. - Bu parçayı okuyup Japonca'ya çevir.

<span class="word-self">parçaspan>
slice

Would you slice me a piece of ham, please? - Bana bir parça jambon dilimler misin?

<span class="word-self">parçaspan>
(Bilgisayar) parts

This factory manufactures automobile parts. - Bu fabrika, otomobil parçaları üretmektedir.

Tom is making spare parts in a car factory. - Tom bir araba fabrikasında yedek parça yapıyor.

<span class="word-self">parçaspan>
song

Did you listen to her new song? - Onun yeni parçasını dinledin mi?

<span class="word-self">parçaspan>
{i} moiety
<span class="word-self">parçaspan>
particle

Each kind of atom has a certain unique number of particles called protons, neutrons, and electrons in it. - Her tür atomun içinde protonlar, nötronlar ve elektronlar denilen belirli benzersiz parçacıkları vardır.

The Higgs boson has been called the God particle. - Higgs bozonu, Tanrı parçacığı olarak adlandırıldı.

<span class="word-self">parçaspan>
(Muzik) pieces

Give me two pieces of chalk. - Bana iki parça tebeşir ver.

There were four pieces of furniture in the room. - Odada dört parça mobilya vardı.

<span class="word-self">parçaspan>
snippet
<span class="word-self">parçaspan>
quote
<span class="word-self">parçaspan>
slide
<span class="word-self">parçaspan>
chapter
<span class="word-self">parçaspan>
chick

On the plate was a piece of chicken, a potato and some green peas. - Tabakta bir parça piliç, bir patates ve biraz yeşil bezelye vardı.

<span class="word-self">parçaspan>
dibs
parçalar
(Havacılık) bits

Love isn't a game, so you can't just cherry pick the best bits! - Aşk bir oyun değildir, bu nedenle sadece en iyi parçaları seçemezsiniz!

There were bits of broken glass on the floor. - Yerde kırık cam parçaları vardı.

parçalar
constituent components
parçalar
apart

The boy took the radio apart. - Çocuk radyoyu parçalara ayırdı.

He took apart a watch. - O, bir saati parçalara ayırdı.

parçalar
component

He instantly regretted taking apart the laptop after realizing how many complex components there were inside. - İçinde ne kadar karmaşık parçalar olduğunu farkettikten sonra dizüstünü söktüğüne anında pişman oldu.

para
capital

Mr. Morita started a business by using borrowed money as capital. - Bay Morita sermaye olarak borç para kullanarak bir işe başladı.

You worship money because you believe in capitalism. - Kapitalizme inandığın için paraya tapıyorsun.

para
oof
para
wealth
para
pelf
para
filthy lucre
para
obverse
para
leeway
para
lucre
para
take

It takes a lot of money to keep up such a big house. - Böylesine büyük bir evi geçindirmek için çok para gerekir.

The man claimed he didn't take the money. - Adam parayı almadığını iddia etti.

para
moolah
<span class="word-self">parçaspan>
article

Nouns, pronouns, verbs, adjectives, adverbs, articles, prepositions, conjunctions, and interjections are the parts of speech in English. - İsimler, zamirler, fiiller, sıfatlar, zarflar, makaleler, edatlar, bağlaçlar, ve ünlemler İngilizcede konuşma parçalarıdır.

<span class="word-self">parçaspan>
cut

Tom cut his finger on a piece of glass. - Tom bir cam parçası ile parmağını kesti.

Tom cut the pie into six pieces. - Tom pastayı altı parçaya böldü.

<span class="word-self">parçaspan>
grain
<span class="word-self">parçaspan>
snatch
<span class="word-self">parçaspan>
dollop
<span class="word-self">parçaspan>
ounce

It's clear Tom doesn't have an ounce of humanity. - Tom'un bir parça insanlığının olmadığı açık.

<span class="word-self">parçaspan>
cantle
<span class="word-self">parçaspan>
unit

Scotland is part of the United Kingdom. - İskoçya Birleşik Krallığın parçasıdır.

Tom didn't know that Hawaii was part of the United States. - Tom Hawaii'nin ABD'nin bir parçası olduğunu bilmiyordu.

<span class="word-self">parçaspan>
section
<span class="word-self">parçaspan>
jot
<span class="word-self">parçaspan>
slug
<span class="word-self">parçaspan>
bar

Can you break an apple in half with your bare hands? - Çıplak ellerinle bir elmayı parçalayabilir misin?

I can rip you apart with my bare hands. - Seni çıplak ellerimle parçalayabilirim.

<span class="word-self">parçaspan>
text
<span class="word-self">parçaspan>
quotation

The following passage is a quotation from a well-known fable. - Aşağıdaki parça iyi bilinen bir fabldan bir alıntıdır.

<span class="word-self">parçaspan>
gusset
<span class="word-self">parçaspan>
iota
<span class="word-self">parçaspan>
track

I found the track of the tire. - Lastik parçasını buldum.

This is my favorite track on the entire disc. - Bu, bütün diskteki favori parçam.

para
{i} chip

We all chipped in to buy our teacher a birthday present. - Hepimiz öğretmenimize bir doğum günü hediyesi almak için para verdik.

<span class="word-self">parçaspan>
{i} tool

I fixed the flashlight using a small tool. - Ben küçük bir parça kullanarak el fenerini onardım.

A pick is a long handled tool used for breaking up hard ground surfaces. - Bir kazma sert zemin yüzeyleri parçalamak için kullanılan uzun saplı bir araçtır.

para
rich

Even if I were rich, I wouldn't give money to him. - Zengin olsam, ona para vermem.

If I had been rich, I would have given you some money. - Zengin olsaydım, ben sana biraz para verirdim.

parçalar
items

These items are rather hard to obtain. - Bu parçaları elde etmesi oldukça zordur.

These fragile items must be insured against all risks. - Kırılabilir bu parçalar bütün risklere karşı sigortalanmalıdır.

para
monetary

Monetary donations are also welcome. - Parasal bağışlara da açığız.

It is important for a nation to have an adequate mix of monetary and fiscal policies. - Bir milletin para ve mali politikalarının yeterli karışımına sahip olması önemlidir

para
lolly
para
funds

Many of my friends tried to live on their own but moved back home because of insufficient funds for their lifestyle. - Arkadaşlarımdan birçoğu kendi başlarına yaşamaya çalıştı ancak yaşam biçimleri için yetersiz para nedeniyle eve döndü.

We exhausted our funds. - Biz para kaynağını tükettik.

para
bread

He had barely enough money to buy bread and milk. - Ekmek ve süt alacak kadar parası ancak vardı.

When he had no money, he couldn't buy any bread. - Parası olmadığı zaman hiç ekmek alamazdı.

para
rock

Tom and Mary have jumped together from Pulpit Rock with a parachute. It was a short but magical experience. - Tom ve Mary birlikte Pulpit Rock'tan paraşütle atladılar. Kısa ama büyülü bir deneyimdi.

para
kale
para
dust
para
money, cash, dough; (kâğıt) banknote; (madeni) coin; pecuniary
para
sugar
para
Chink
para
ducat
para
boodle
para
(a) para (one fortieth of a kuruş)
para
pecuniary
para
shekels

If you want to go to Israel, you need many shekels. Water costs only 0,50 ₪. - İsrail'e gitmek istiyorsan çok paraya ihtiyacın var. Su sadece 0,50 ₪.

para
pay dirt
para
(Hukuk) money, cash
para
Jack

My jacket has a secret pocket where I can hide money or other valuables. - Ceketimin para veya başka şeyler saklayabileceğim gizli bir cebi var.

Jack can't afford to buy a new bicycle. - Jack'in yeni bir bisiklet satın almak için parası yok.

para
green

Green is the color of money. - Yeşil, paranın rengidir.

para
coffers
para
brass

The five yuan coins are brass, and the ten yuan coins are made out of bronze. - Beş yuan paralar pirinç, ve on yuan paralar bronz dışında yapılır.

The 5 yen coin is made from brass and the 10 yen coin is made from bronze. - 5 yen bozuk para pirinçten yapılır ve 10 yen bozuk para bronzdan yapılır.

para
purse

Tom stole money from Mary's purse. - Tom Mary'nin cüzdanından para çaldı.

I put my money in a purse. - Paramı bir cüzdana koydum.

para
rhino
para
wherewithal
para
kale,kail
para
exchequer
para
coffer
para
effective
para
wampum
para
loot
para
kickback
<span class="word-self">parçaspan>
attachment
<span class="word-self">parçaspan>
used as a counting word: beş parça kumaş five lengths of cloth
<span class="word-self">parçaspan>
piece (of literature, music, fine art); passage (from a piece of literature, music, or fine art)
<span class="word-self">parçaspan>
member
<span class="word-self">parçaspan>
driblet
<span class="word-self">parçaspan>
slang hashish, hash
<span class="word-self">parçaspan>
(Hukuk) article, component, fragment
<span class="word-self">parçaspan>
patch

Tom has a patch of gray in his hair. - Tom'un saçında bir parça gri var.

<span class="word-self">parçaspan>
slang pretty woman, nice piece of goods
<span class="word-self">parçaspan>
piece; fragment; bit
<span class="word-self">parçaspan>
a poor substitute for ..., a worthless thing that goes by the name of ...: bu hekim parçası this worthless individual who's supposed to be a doctor
<span class="word-self">parçaspan>
(et) gobbet
<span class="word-self">parçaspan>
batch
<span class="word-self">parçaspan>
dribblet
<span class="word-self">parçaspan>
item (in a set of several items)
<span class="word-self">parçaspan>
morsel
<span class="word-self">parçaspan>
piece; bit; fragment; particle; component; morsel; item; part; piece, song; chick; quotation, quote, passage
<span class="word-self">parçaspan>
shred

There wasn't a single shred of evidence. - Tek bir parça delil yoktu.

Tom put a bag of shredded cheese into his shopping cart. - Tom alışveriş sepetine bir kutu parçalanmış peynir koydu.

<span class="word-self">parçaspan>
(Nükleer Bilimler) substrates
<span class="word-self">parçaspan>
division
<span class="word-self">parçaspan>
remnant
<span class="word-self">parçaspan>
tablet
<span class="word-self">parçaspan>
versicle
<span class="word-self">parçaspan>
flake
<span class="word-self">parçaspan>
dregs
<span class="word-self">parçaspan>
clast
<span class="word-self">parçaspan>
smithereen
<span class="word-self">parçaspan>
fritter
<span class="word-self">parçaspan>
avulsion
<span class="word-self">parçaspan>
gobbet
<span class="word-self">parçaspan>
(İnşaat) armature
<span class="word-self">parçaspan>
gob
parçalar
fitment
parçalar
flinders
English - English

Definition of parça in English English dictionary

Pará
State in northern Brazil which has Belém as its capital
para
A woman who has had a certain number of pregnancies, indicated by the number prepended to this word
para
Short form of paralytic
para
A piece of Turkish money, usually copper, the fortieth part of a piaster, or about one ninth of a cent
para
paragraph(s)
para
Short form of parachutist
para
100 para equal 1 dinar
para
a soldier in the paratroops
para
(obstetrics) the number of live-born children a woman has delivered; "the parity of the mother must be considered"; "a bipara is a woman who has given birth to two children"
para
Ortho-, and Meta-
para
A prefix denoting: (a) Likeness, similarity, or connection, or that the substance resembles, but is distinct from, that to the name of which it is prefixed; as paraldehyde, paraconine, etc
para
Also used adjectively
para
prefix meaning behind, e g , para-appendiceal
para
That two groups or radicals substituted in the benzene nucleus are opposite, or in the respective positions 1 and 4; 2 and 5; or 3 and 6, as paraxylene; paroxybenzoic acid
para
(b) Specifically: (Organ
para
Short form of paragraph
para
Short form of paratrooper
para
an estuary in northern Brazil into which the Tocantins River flows 100 para equal 1 dinar
para
A para is a paratrooper. some guys just out of the paras. Para. is a written abbreviation for paragraph. See Chapter 9, para. 1.2. a paratrooper (paratrooper). par the written abbreviation of paragraph
para
port city in northern Brazil in the Amazon delta; main port and commercial center for the Amazon River basin
para
Chem
para
Short form of paramedic
para
prefix, beside, near
para
(pref ) far from, away, out, different from (k318)
para
A woman who has been delivered of a viable fetus
para
an estuary in northern Brazil into which the Tocantins River flows
para
A prefix signifying alongside of, beside, beyond, against, amiss; as parable, literally, a placing beside; paradox, that which is contrary to opinion; parachronism
para
also, an isomeric modification
para
having resemblance to certain features (e g Paralithic)
para
Formerly, one-hundredth of a dinar in Yugoslavia and, later, in the constituent states of that country
para
Paragraph Identifies a block of text It is a mix of #PCDATA and special text elements Attributes: N/A
para
Cf
para
Paraplegic
para
param: Sanskrit word meaning supreme
para
{i} coin of low value, penny
para
Beside/next to
para
A variety of forastero cacao bean cultivated in the Brazilian state of the same name
para
Refers to groups occupying 1,4 positions on a benzene ring
Turkish - Turkish

Definition of parça in Turkish Turkish dictionary

Para
(Osmanlı Dönemi) AKÇA
Para
mangır
Para
tıngır
Para
(Osmanlı Dönemi) PAR
Para
mangiz
Para
tıkır
<span class="word-self">Parçaspan>
(Osmanlı Dönemi) PERGÂLE
<span class="word-self">Parçaspan>
(Osmanlı Dönemi) HUZVE
<span class="word-self">Parçaspan>
(Osmanlı Dönemi) HABBE
<span class="word-self">Parçaspan>
(Osmanlı Dönemi) FİRZE
<span class="word-self">Parçaspan>
lime
<span class="word-self">Parçaspan>
(Osmanlı Dönemi) FİLK
<span class="word-self">Parçaspan>
(Osmanlı Dönemi) FİRK
para
Devletçe bastırılan, üzerinde değeri yazılı kâğıt veya metalden ödeme aracı
para
Devletçe bastırılan, üzerinde saymaca değeri yazılı kâğıt veya metalden ödeme aracı, nakit
para
Kazanç: "Balıkçılıkta para vardır ama dalgıçlık kadar genç işidir."- S. F. Abasıyanık
para
Kuruşun kırkta biri
para
(Osmanlı Dönemi) akçe
<span class="word-self">parçaspan>
Birkaçı bir araya gelince bir bütünü oluşturan şeylerin her biri
<span class="word-self">parçaspan>
"benzeri", "bir örneği" gibi anlamlarda kullanılır
<span class="word-self">parçaspan>
Belirtilen durumunda bazen küçümseme ve değersiz sayma anlatır: "Bir çoban parçasısın, olmasa bile koyun / Daima eğeceksin başkalarına boyun."- K. Kamu
<span class="word-self">parçaspan>
Kısa bir süre
<span class="word-self">parçaspan>
Bir bütünden kopma, kırılma, yırtılma vb. yoluyla ayrılmış bölüm: "Alınacakları bir gece önceden küçük bir karton parçasına yazmıştır."- H. Taner
<span class="word-self">parçaspan>
Müzik eseri
<span class="word-self">parçaspan>
Sayı sıfatıyla "tane" anlamına gelir
<span class="word-self">parçaspan>
Tane. Edebiyat eserinin bir bölümü: "Hayatımın en acı ve tatlı saatleri bunun başında geçti, eserimin en güzel parçalarını onun kenarında yazdım
<span class="word-self">parçaspan>
Bir müzik eserinden alınmış tam bir bölüm
<span class="word-self">parçaspan>
Ay parçası, elmas parçası gibi deyimlerde "benzeri", "bir örneği" gibi anlamlarda kullanılır
<span class="word-self">parçaspan>
Edebiyat eserinin bir bölümü
<span class="word-self">parçaspan>
Belirtilen durumunda bazen küçümseme ve değersiz sayma anlatır
<span class="word-self">parçaspan>
Bir bütünden ayrılan, ayrı sayılan veya artakalan şey
<span class="word-self">parçaspan>
Bir bütünden kopmak, kırılmak, yırtılmak vb. yoluyla ayrılmış bölüm
<span class="word-self">parçaspan>
Güzel, alımlı kız veya kadın
<span class="word-self">parçaspan>
Az bir miktar
English - Turkish

Definition of parça in English Turkish dictionary

para
ötesinde
para
yakın

Onun felci ilerliyor ve yakında yataktan çıkamayacak. - His paralysis is progressing, and soon he won't be able to get out of bed.

para
(Biyokimya) yan

Bu paragraf iyi yazılmış ama son cümlede bir yanlışlık var. - This paragraph is well written, but there is a mistake in the last sentence.

para
(Pisikoloji, Ruhbilim) para
para
paragraf

Bu paragraf iyi yazılmış ama son cümlede bir yanlışlık var. - This paragraph is well written, but there is a mistake in the last sentence.

Provence iklimi üzerine bir paragraf yaz. - Write a paragraph on the climate in Provence.

para
paraşütçü asker

Tom paraşütçü askeri doktor olmak istemiyor. - Tom doesn't want to be a paramedic.

O bir paraşütçü asker miydi? - Was he a paratrooper?

para
(Diş Hekimliği) ' Yanında ' anlamında önek; bazen ' peri' ile aynı anlamda kullanılır
para
ikinci derecede
para
(Tıp) Benzol halkasında birbirine karşı mevkide bulunan elementlerin durumu
para
(Tıp) 1.Bir veya daha fazla doğum yapmış olan (çocuğu olan) kadın
para
benzer
parça

    Hyphenation

    par·ça

    Etymology

    [ 'pär-& ] (noun.) 1687. Turkish, from Persian pArah, literally, piece.
Favorites