içten

listen to the pronunciation of içten
Turkish - English

Definition of içten in Turkish English dictionary

iç
interior

He made over the interior of his house. - O, evinin içini yeniletti.

Tom is an interior designer. - Tom bir iç mimar olmak istedi.

iç
{s} domestic

I prefer to buy domestic rather than foreign products. - Yabancı ürünler yerine yerli ürünler almayı için tercih ederim.

Do you have a cheap flight ticket on a domestic line? - İç hatlarda ucuz bir uçak biletiniz var mı?

<span class="word-self">içtenspan>
candid
iç
inner

He looked confident but his inner feelings were quite different. - Emin görünüyordu fakat onun iç duyguları tamamen farklıydı.

Jupiter has four inner satellies: Metis, Adrastea, Amalthea, and Thebe. Their orbits are very close to the planet. - Jüpiterin dört iç uydusu vardır: Metis, Adrastea, Amalthea ve Thebe. Onların uyduları gezegene çok yakındır.

<span class="word-self">içtenspan>
sincere

I sincerely hope it won't come to that. - Ona ulaşmayacağını içtenlikle umut ediyorum.

At first, he sounded very sincere. - İlk başta, o çok içten görünüyordu.

iç
{s} internal

That is an internal affair of this country. - O, bu ülkenin iç işidir.

Tom is bleeding internally. - Tom'un iç kanaması var.

<span class="word-self">içtenspan>
frank
iç
{i} inside

I opened the box and looked inside. - Kutuyu açtım ve içine baktım.

Yuriko, a marine biology grad student, fell asleep inside a fish tank and awoke covered in octopuses and starfish. - Yuriko deniz biyolojisinden mezun bir öğrenci, bir balık tankının içinde uykuya daldı ve ahtapotlar ve deniz yıldızları ile kaplı olarak uyandı.

iç
intrinsic
<span class="word-self">içtenspan>
{s} familiar

On the one hand he is kind to everyone, but on the other hand he never behaves with too much familiarity. - Bir taraftan o herkese naziktir fakat diğer taraftan çok fazla içtenlikle davranmaz.

<span class="word-self">içtenspan>
{s} internal

Internal combustion engines burn a mixture of fuel and air. - İçten yanmalı motorlar, yakıt ve hava karışımını yakarlar.

<span class="word-self">içtenspan>
{s} interior
iç
interrior
<span class="word-self">içtenspan>
profoundly
<span class="word-self">içtenspan>
deeply

Do you love each other deeply? - Birbirinizi içten seviyor musunuz?

She bowed deeply to me. - O beni içten selamladı.

<span class="word-self">içtenspan>
{s} honest

I honestly think it's better to be a failure at something you love than to be a success at something you hate. - Nefret ettiğin bir şeyde başarılı olmaktansa sevdiğin bir şeyde başarısız olmanın daha iyi olduğunu içtenlikle düşünüyorum.

<span class="word-self">içtenspan>
sincerely

I sincerely hope it won't come to that. - Ona ulaşmayacağını içtenlikle umut ediyorum.

I sincerely hope that you will soon recover from your illness. - İçtenlikle umuyorum ki yakında hastalığından iyileşeceksin.

<span class="word-self">içtenspan>
{s} genuine
iç
interior equipment
iç
offal
iç
internus
iç
intestines
iç
stomach

The doctor used X-rays to examine my stomach. - Doktor midemi incelemek için X-ışınları kullandı.

Drinking on an empty stomach is bad for your health. - Boş mideyle içki içmek sağlığa zararlıdır.

iç
indoor

Catherine stayed indoors because it was raining. - Yağmur yağdığı için Catherine içerde kaldı.

Keep the kids indoors. - Çocukları içeride tutun.

<span class="word-self">içtenspan>
outright
<span class="word-self">içtenspan>
(deyim) from the bottom of one's heart
<span class="word-self">içtenspan>
expansive
<span class="word-self">içtenspan>
chummy
<span class="word-self">içtenspan>
outspoken
<span class="word-self">içtenspan>
kind

I deeply appreciate your advice and kindness. - Tavsiyen ve nezaketin için içten minnettarım.

On the one hand he is kind to everyone, but on the other hand he never behaves with too much familiarity. - Bir taraftan o herkese naziktir fakat diğer taraftan çok fazla içtenlikle davranmaz.

<span class="word-self">içtenspan>
from the inside
iç
{f} swig

If I don't drink a swig of water, I can't swallow these tablets. - Eğer bir yudum su içmezsem bu hapları yutamam.

He drank a great swig from the bottle. - O, şişeden büyük bir yudum içti.

iç
in
iç
knock back
iç
{i} within

Truman arrived at the White House within minutes. - Truman, Beyaz Saray'a dakikalar içinde ulaştı.

She will return within an hour. - O bir saat içinde geri dönecektir.

iç
endo-
iç
intra

We have to measure your intraocular pressure. Please open both eyes wide and look fixedly at this object here. - Göz merceğiniz içindeki baskıyı ölçmeliyiz. Lütfen iki gözünüzü genişçe açın ve sabit bir şekilde buradaki bu objeye bakın.

iç
inland
iç
{f} drink

Do you have alcohol-free drinks? - Alkolsüz içecekleriniz var mı ?

I'll buy you a drink. - Sana bir içecek ısmarlayacağım.

iç
quaff
iç
{f} drinking

Drinking much is dangerous. - Çok fazla içmek tehlikelidir.

We have to stop him from drinking any more. - Artık onu, içmekten alıkoymalıyız.

iç
drank

John drank many bottles of wine. - John birçok şişe şarap içti.

After taking a bath, I drank some soft drink. - Duş aldıktan sonra biraz meşrubat içtim.

<span class="word-self">içtenspan>
heartfelt

Where did you acquire your deepest, most heartfelt beliefs? - Sen en derin, en içten inançlarını nerede edindin?

Peter sent heartfelt wishes to his parents. - Peter anne ve babasına içten dileklerini iletti.

<span class="word-self">içtenspan>
authentic
<span class="word-self">içtenspan>
warm

Thank you for your warm words. - İçten sözleriniz için teşekkür ederim.

He embraced his son warmly. - O, oğlunu içtenlikle kucakladı.

<span class="word-self">içtenspan>
inly
<span class="word-self">içtenspan>
inboard
<span class="word-self">içtenspan>
hearty

They gave us a hearty welcome when we arrived. - Vardığımızda bizi içten karşıladılar.

On behalf of the company, I would like to express our hearty thanks to you all. - Şirket adına, hepinize içten teşekkürlerimi sunmak isterim.

<span class="word-self">içtenspan>
affable
<span class="word-self">içtenspan>
free
<span class="word-self">içtenspan>
cordial

They greeted each other cordially. - Birbirlerini içtenlikle selamladılar.

<span class="word-self">içtenspan>
artless
<span class="word-self">içtenspan>
deep

Do you love each other deeply? - Birbirinizi içten seviyor musunuz?

She bowed deeply to me. - O beni içten selamladı.

<span class="word-self">içtenspan>
friendly
<span class="word-self">içtenspan>
internally
<span class="word-self">içtenspan>
devout
<span class="word-self">içtenspan>
unreserved
<span class="word-self">içtenspan>
openhearted
<span class="word-self">içtenspan>
true

True beauty comes from within. - Gerçek güzellik içten gelir.

<span class="word-self">içtenspan>
heart-to-heart
<span class="word-self">içtenspan>
on the level
<span class="word-self">içtenspan>
simple
iç
stuffing
iç
bowels
<span class="word-self">içtenspan>
gut
<span class="word-self">içtenspan>
heartiest
<span class="word-self">içtenspan>
internality
<span class="word-self">içtenspan>
heartedly
iç
stuffing, filling (material used to stuff or fill something)
iç
the interior, the inside, the inner part or surface
iç
domestic, internal (as opposed to foreign)
iç
core
iç
inward

We have become an intolerant, inward-looking society. - Biz hoşgörüsüz, içe dönük bir toplum olduk.

A ghost is an outward and visible sign of an inward fear. - Bir hayalet içe dönük bir korkunun dışa dönük ve görünür işaretidir.

iç
intestine
iç
inland (as opposed to coastal)
iç
(a person's) true self, heart, soul: Merak etme, Safigül'ün içi temiz. Don't worry, Safigül's a good soul at heart. Eğer içinde varsa, bir yolunu bulup üniversiteyi bitirir. He'll find a way to finish university, if he really wants to do so
iç
inner, inside; interior; internal
iç
guts

No one seems to have the guts to do that anymore. - Artık hiç kimsenin onu yapmak için cesareti var gibi görünmüyor.

Tom doesn't have the guts to do that. - Tom'un onu yapmak için cesareti yok.

iç
inner part (of a nut or seed), kernel; inner part (of a fruit), meat, flesh
iç
insides, innards (internal organs of a person or animal)
iç
inlying
iç
civil

While the civil war went on, the country was in a state of anarchy. - İç savaş sırasında, ülke anarşik bir durum içindeydi.

The civil war in Greece ended. - Yunanistan'da iç savaş sona erdi.

iç
inside, interior; stomach, intestines, offal; heart, mind; internal, interior, inner, inside; domestic, home
iç
refill

Tom grabbed his mug and walked into the kitchen to get a refill. - Tom kupasını aldı ve yeniden doldurmak için mutfağa gitti.

Tom held his cup out for Mary to refill it. - Tom Mary'nin onu yeniden doldurması için kupasını uzattı.

iç
(Hukuk) domestic, inner, internal
iç
inside , internal , intrinsic
iç
endo
iç
{i} kernel

Virtual memory is a memory management technique developed for multitasking kernels. - Sanal bellek çoklu görev çekirdekleri için geliştirilmiş bir bellek yönetim tekniğidir.

iç
biennial
iç
knockback
iç
entrails
iç
inset
iç
breast

2005 was a bad year for music sector. Because Kylie Minogue caught breast cancer. - 2005, müzik sektörü için kötü bir yıldı. Çünkü Kylie Minogue meme kanserine yakalandı.

She doesn't drink enough breast milk. - O yeterince anne sütü içmiyor.

iç
juvenilia
iç
nucleus

Helium is the second simplest atom. It consists of a nucleus containing 2 protons and two neutrons. Around the nucleus orbits 2 electrons. - Helium ikinci en basit atomdur. O, iki proton ve iki nötron içeren bir çekirdekten oluşur. Çekirdek etrafında 2 elektron döner.

<span class="word-self">içtenspan>
sincere, candid, frank, outspoken, openhearted, friendly, affable; true, unaffected, cordial, warm, heartfelt, hearty, devout; from within, from the inside
<span class="word-self">içtenspan>
heart to heart
<span class="word-self">içtenspan>
truly

I sincerely, truly believe that. - İçtenlikle, gerçekten ona inanıyorum.

<span class="word-self">içtenspan>
sincerely, unfeignedly
<span class="word-self">içtenspan>
honest to god
<span class="word-self">içtenspan>
earnest
<span class="word-self">içtenspan>
bona fide
<span class="word-self">içtenspan>
forthright
<span class="word-self">içtenspan>
bluff
<span class="word-self">içtenspan>
hail fellow well met
<span class="word-self">içtenspan>
inwardly
<span class="word-self">içtenspan>
childlike
<span class="word-self">içtenspan>
faithful
<span class="word-self">içtenspan>
kindly
<span class="word-self">içtenspan>
heart whole
<span class="word-self">içtenspan>
sincere, heartfelt, unfeigned
<span class="word-self">içtenspan>
from within: Onları içten yıkacağız. We are going to destroy them from within
<span class="word-self">içtenspan>
honest to goodness
<span class="word-self">içtenspan>
{s} unfeigned
<span class="word-self">içtenspan>
earnest(1)
<span class="word-self">içtenspan>
{s} undesigning
<span class="word-self">içtenspan>
{s} ingenuous
<span class="word-self">içtenspan>
true hearted
<span class="word-self">içtenspan>
heartwarming
<span class="word-self">içtenspan>
{s} open
<span class="word-self">içtenspan>
willing
<span class="word-self">içtenspan>
open armed
<span class="word-self">içtenspan>
sidesplitting
<span class="word-self">içtenspan>
{s} unaffected
<span class="word-self">içtenspan>
whole hearted
<span class="word-self">içtenspan>
wholehearted
<span class="word-self">içtenspan>
open hearted
<span class="word-self">içtenspan>
{s} truthful
Turkish - Turkish

Definition of içten in Turkish Turkish dictionary

iç
Pirinç, soğan ve baharatla hazırlanan, dolmalarda kullanılan karışım
iç
Akıl, gönül, irade gibi insanın manevi varlığını oluşturan şeylerden herhangi biri: "İçimizdeki sevinçleri, kederleri paylaşacak insan nerde?"- S. F. Abasıyanık
iç
Dolma yapmak için hazırlanan karışım
iç
Kabuğu olan veya dışı kabuk durumunda bulunan yiyeceklerde kabuğun sardığı bölüm
iç
Harem dairesi
iç
Değişik yemeklerde kullanılmak üzere et ile sebzelerin ince kıyımının karıştırılması ve yoğrulmasıyla meydana getirilen karışım
iç
Akıl, gönül, irade gibi insanın manevî varlığını oluşturan şeylerden herhangi biri
iç
Muhteva

Konuşmasının muhtevası, mevzu ile alakalı değildir. - Konuşmasının içeriği, konu ile ilgili değildir.

Şayet bir şeyi anlamıyorsanız, onun muhtevasının farkında olmamanızdandır. - Eğer bir şeyi anlamıyorsanız, onun içeriğinin farkında olmamanızdandır.

iç
İki veya ikiden çok şeyde merkeze daha yakın olan
iç
Kimse veya nesnelerin arasında bulunan kimse veya nesne
iç
Mide, bağırsak, karın
iç
Bir ülke, şehir, topluluk vb.nde olan veya yapılan
iç
İnsanın manevî varlığıyla ilgili olan
iç
Cisimlerin yüzeyleri arasında kalan her nokta
iç
Herhangi bir durumun, cismin veya alanın sınırları arasında bulunan bir yer, dâhil, dış karşıtı
iç
Somut kavramlarda iki veya ikiden çok şeyde merkeze daha yakın olan: "İç kapının perdesi yanlara doğru açıldı."- P. Safa. İnsanın manevi varlığıyla ilgili olan
iç
Oyuk olan veya oyuk sayılabilen şeylerin boşluğu
iç
Ten ile dış giysiler arası: "Boynumda kalın yün atkı, içimde çift kat fanila, gene de titriyorum."- E. Bener
iç
Toplu bir durumda bulunan kimse veya nesnelerin arasında bulunan kimse veya nesne: "Ama hepiniz, hepiniz / Hepiniz geçim derdinde / Bir ben miyim keyif ehli içinizde?"- O. V. Kanık
iç
Bir ülkede, şehirde, toplulukta vb.de olan veya yapılan
iç
Herhangi bir durumun, cismin veya alanın sınırları arasında bulunan bir yer, dâhil, dış karşıtı: "Deniz gecenin içinde, gece denizin içindedir."- Ç. Altan
iç
Ten ile dış giysiler arası
iç
derun
<span class="word-self">içtenspan>
Samimi
<span class="word-self">içtenspan>
En önemli, can alıcı noktadan
<span class="word-self">içtenspan>
Yürekten, candan, samimi davranarak: "Yumuşak ve içten sürdürdü konuşmasını."- T. Buğra
<span class="word-self">içtenspan>
Yürekten, candan, samimî (davranarak)
İÇ
(Osmanlı Dönemi) Kalb, vicdan, gönül
İÇ
(Osmanlı Dönemi) t. Herşeyin içerisi, dâhil, derun
İÇ
(Osmanlı Dönemi) Bir şeyin görünmez ciheti, bâtın
İÇ
(Osmanlı Dönemi) Harem dairesi
İÇ
(Osmanlı Dönemi) Karın, mide
İÇ
(Osmanlı Dönemi) Bir şeyin ortasındaki kısım, göbek
İç
(Osmanlı Dönemi) ZAMİR
İçten
derinden