gerekli

listen to the pronunciation of gerekli
Turkish - English

Definition of gerekli in Turkish English dictionary

<span class="word-self">gereklispan>
required

The Romans would never have had the chance to conquer the world if they had first been required to study Latin. - Romalılar ilk önce Latince çalışması gerekli olsaydı, asla dünyayı fethetme şansları olmazdı.

Courage is required of everyone. - Cesaret, herkes için gereklidir.

<span class="word-self">gereklispan>
necessary

It is necessary that every member observe these rules. - Her üyenin bu kurallara uyması gereklidir.

When you go abroad, you'd better keep in mind that tipping is necessary. - Yurt dışına gittiğinizde, bahşiş vermenin gerekli olduğunu aklınızda tutsanız iyi olur.

gerek
need

At the age of six he had learned to use the typewriter and told the teacher that he did not need to learn to write by hand. - Altı yaşında o, daktiloyu kullanmayı öğrendi ve öğretmenine el ile yazmayı öğrenmesine gerek kalmadığını söyledi.

My clock needs to be fixed. - Saatimin onarılması gerekiyor.

<span class="word-self">gereklispan>
essential

The potato ricer, similar to the garlic press, is essential to making lefse. - Sarmısak presine benzer, patates presi lefse ,Norveç patates yemeği, yapmak için gereklidir.

Health is essential to happiness. - Sağlık mutluluk için gereklidir.

<span class="word-self">gereklispan>
wanted

I didn't feel wanted. - Ben gerekli hissetmiyorum.

Tom wanted to feel needed. - Tom gerekli hissetmek istiyordu.

<span class="word-self">gereklispan>
fundamental
<span class="word-self">gereklispan>
{s} obligatory
gerek
whether or

Tom was uncertain whether or not he should tell Mary. - Tom Mary'ye söyleyip söylememesi gerektiğinden emin değildi.

I wondered whether or not Tom had told Mary she didn't need to do that. - Tom'un Mary'ye bunu yapması gerekmediğini söyleyip söylemediğini merak ettim.

gerek
demand

I demanded that he should pay. - Onun ödemesi gerektiğini iddia ettim.

Raising a child demands patience. - Bir çocuk yetiştirmek sabır gerektirir.

gerek
want

You want answers to questions you shouldn't ask. - Sormaman gereken sorulara cevaplar istiyorsun.

It is not necessary for you to take his advice if you don't want to. - Siz istemiyorsanız onun tavsiyesini almanıza gerek yok.

gerek
concern

That's nothing you need to concern yourself with. - Bu kendinizi endişelendirmenizi gereken bir şey değil.

Should we be concerned? - Endişeli olmamız gerekiyor mu?

gerek
occasion
gerek
ought

I think that you ought to apologize to her. - Ben ondan özür dilemen gerektiğini düşünüyorum.

Admitting his lack of experience, I still think that he ought to do better. - Onun tecrübe eksikliğini kabul etmeme rağmen, hâlâ daha iyi yapması gerektiğini düşünüyorum.

<span class="word-self">gereklispan>
due

We have to follow due process. - Gerekli işlemleri takip etmek zorundayız.

<span class="word-self">gereklispan>
desired
<span class="word-self">gereklispan>
deficient
<span class="word-self">gereklispan>
needfull
<span class="word-self">gereklispan>
(Bilgisayar) requiredrequired
<span class="word-self">gereklispan>
dueness
gerek
requirement

Our college won't admit Tom until he meets all the requirements. - Bizim üniversite bütün gereksinimleri karşılayıncaya kadar Tom'u kabul etmeyecek.

In my opinion, happiness has a few fundamental requirements. - Bana göre, mutluluğun birkaç temel gereksinimi var.

gerek
involvement
gerek
required to

Newton discovered that a force is required to change the speed or direction of movement of an object. - Newton gücün bir nesnenin hareket hızını ya da yönünü değiştirmek için gerekli olduğunu keşfetti.

All passengers are required to show their tickets. - Tüm yolcuların biletlerini göstermeleri gerekir.

<span class="word-self">gereklispan>
integral
<span class="word-self">gereklispan>
requisite

I won't be able to go travelling until the requisite visa fees are paid. - Ben gerekli vize ücretleri ödenene kadar seyahata gidemeyeceğim.

gerek
(Nükleer Bilimler) necessary

It is necessary that every member observe these rules. - Her üyenin bu kurallara uyması gereklidir.

If you are going abroad, it's necessary to have a passport. - Eğer yurt dışına gidiyorsanız, bir pasaporta sahip olmak gereklidir.

gerek
the need
<span class="word-self">gereklispan>
be necessary

I really don't think that'll be necessary. - Gerçekten onun gerekli olacağını düşünmüyorum.

Outside advice may be necessary. - Dış tavsiye gerekli olabilir.

gerek
necessity, need, requirement; necessary, needed; whether ... or
gerek
exigence
gerek
both ... and: Gerek annesi, gerek babası aynı yerdendirler. Both his mother and his father are from the same place
gerek
whether ... or: Gerek ben gideyim, gerek siz gidin, gerek o gitsin, farketmez. Whether it is I or you or he who goes, it does not make any difference
gerek
requisition
gerek
necessity

Art is not a luxury, but a necessity. - Sanat bir lüks değil fakat bir gerekliliktir.

Necessity is the mother of invention. - Gereksinim icatın annesidir.

gerek
exigency
gerek
repeated, preceding nouns or phrases in parallel position
gerek
pinch

You'll get used to living alone in a pinch. - Gerektiğinde yalnız yaşamaya alışacaksın.

This will come in handy in a pinch. - Bu gerektiğinde işe yarayacak.

<span class="word-self">gereklispan>
needful
<span class="word-self">gereklispan>
imperative
<span class="word-self">gereklispan>
material

I have not yet collected sufficient materials to write a book. - Bir kitap yazmak için henüz gerekli malzemeleri toplamadım.

<span class="word-self">gereklispan>
necessary, essential, requisite, needed, required
<span class="word-self">gereklispan>
ought
<span class="word-self">gereklispan>
necessary, needed, required
<span class="word-self">gereklispan>
indispensable

Sleep and good food are indispensable to good health. - Uyku ve iyi yemek iyi sağlık için gereklidir.

<span class="word-self">gereklispan>
prerequisite
<span class="word-self">gereklispan>
bounden
Turkish - Turkish

Definition of gerekli in Turkish Turkish dictionary

Gerek
(Hukuk) İKTİZA
<span class="word-self">Gereklispan>
(Hukuk) MUKTAZİ
gerek
Kelimeleri, kelime öbeklerini, görevdeş ögeleri birleştirme, eşitlik, istenileni seçme gibi anlamlar katarak bağlar
gerek
Bir şeyin yapılabilmesinin veya olabilmesinin bağlı olduğu (şey), lazım: "Mecnunlara Leylâ gerek, bana seni gerek seni."- Yunus Emre
gerek
Güçlü ihtimal belirtir
gerek
İcap

Bu yalnızca biraz istikrar icap ettirir. - Bu sadece biraz kararlılık gerektirir.

gerek
Bir şeyin yapılabilmesinin veya olabilmesinin bağlı olduğu (şey), lâzım
gerek
Kelimeleri, kelime öbeklerini, görevdeş ögeleri birleştirme, eşitlik, istenileni seçme gibi anlamlar katarak bağlar: "Gerek baba, gerek de ana tarafından sofuluk göreneğine vâris olmadım."- Y. K. Beyatlı. İcap: "... millî güvenlik gereklerinin ihlal edilmesi ... hâlinde belirli bir toplantı ve gösteri yürüyüşünü yasaklayabilir."- Anayasa
gerek
Güçlü ihtimal belirtir: "Bunların bir bildikleri olsa gerek."- M. Ş. Esendal
<span class="word-self">gereklispan>
Yapılması, olması veya bulunması uygun olan, yerinde olan, lüzumlu, vacip: "Bize gerekli olan şey, adamakıllı bir harita, bir de kılavuz."- H. E. Adıvar
<span class="word-self">gereklispan>
Yapılması, olması veya bulunması uygun olan, yerinde olan, lüzumlu, vacip