geçici

listen to the pronunciation of geçici
Turkish - English

Definition of geçici in Turkish English dictionary

<span class="word-self">geçicispan>
transient

The life of a person is a transient thing. - Bir kişinin hayatı geçici bir şeydir.

Everything is transient and therefore sorrowful. - Her şey geçicidir ve bu nedenle üzücüdür.

<span class="word-self">geçicispan>
transitory
<span class="word-self">geçicispan>
provisional

I've got a provisional licence. - Ben geçici bir ruhsat aldım.

I've got a provisional licence. - Ben geçici bir lisans aldım.

<span class="word-self">geçicispan>
{s} temporary

They employ temporary workers. - Onlar geçici işçi istihdam etmektedirler.

You'll need a temporary bridge. - Geçici bir köprüye ihtiyacın olacak.

<span class="word-self">geçicispan>
temporal
<span class="word-self">geçicispan>
makeshift

Sami set up a makeshift clinic in Cairo. - Sami, Kahire'de geçici bir klinik kurdu.

We used a barrel for a makeshift table. - Bir geçici masa için bir varil kullandık.

<span class="word-self">geçicispan>
{s} casual

I took a casual look at the magazine. - Ben dergiye geçici bir bakış attım.

<span class="word-self">geçicispan>
{s} volatile

Reputations are volatile. Loyalties are fickle. Management teams are increasingly disconnected from their staff. - Şöhretler gelip geçici. Sadakatler değişken. Yönetim ekipleri gittikçe elemanlarından daha kopuk.

The situation is extremely volatile. - Durum son derece geçici.

<span class="word-self">geçicispan>
(Kanun) caduceus
<span class="word-self">geçicispan>
transience

I am fascinated by clouds and clocks on old photographs - perhaps because they can be understood as symbols of the transience and continuous passage of time. - Belki onlar geçicilik ve sürekli zaman geçidi olarak olarak anlaşılabileceği için eski fotoğraflardaki bulutlardan ve saatlerden etkilendim.

<span class="word-self">geçicispan>
caducity
<span class="word-self">geçicispan>
caducous
<span class="word-self">geçicispan>
nonpermanent
<span class="word-self">geçicispan>
semipermanent
<span class="word-self">geçicispan>
tempore
<span class="word-self">geçicispan>
accidental
<span class="word-self">geçicispan>
(Bilgisayar) preliminary
<span class="word-self">geçicispan>
contagious
<span class="word-self">geçicispan>
momentary
<span class="word-self">geçicispan>
interim

Tom is serving as interim director. - Tom geçici müdür olarak görev yapıyor.

<span class="word-self">geçicispan>
ad interim
<span class="word-self">geçicispan>
short-lived
<span class="word-self">geçicispan>
ephemeral

Love's pleasure is ephemeral; regret eternal. - Aşkın zevki geçicidir; pişmanlığı sonsuzdur.

<span class="word-self">geçicispan>
tentative

All dates are tentative. - Tüm tarihler geçicidir.

I've made a tentative deal with Tom. - Tom'la geçici bir anlaşma yaptım.

<span class="word-self">geçicispan>
temp

This arrangement is only temporary. - Bu düzenleme sadece geçici.

They said this was just temporary. - Onlar bunun sadece geçici olduğunu söylediler.

<span class="word-self">geçicispan>
interlocutory
<span class="word-self">geçicispan>
impermanent
<span class="word-self">geçicispan>
extrinsic
<span class="word-self">geçicispan>
fugacious
<span class="word-self">geçicispan>
jury
<span class="word-self">geçicispan>
temporary , tentative
<span class="word-self">geçicispan>
curable

Love is a temporary insanity curable by marriage. - Aşk evlilikle tedavi edilebilen geçici bir deliliktir.

<span class="word-self">geçicispan>
pro forma
<span class="word-self">geçicispan>
fortuitous
<span class="word-self">geçicispan>
palliative
<span class="word-self">geçicispan>
(Hukuk) interim, temporary
<span class="word-self">geçicispan>
deciduous
<span class="word-self">geçicispan>
temporary, transitory, transient, passing, makeshift, provisional, short-lived, ephemeral; contagious, infectious
<span class="word-self">geçicispan>
Band-aid
<span class="word-self">geçicispan>
temporary, provisional, interim
<span class="word-self">geçicispan>
flying
<span class="word-self">geçicispan>
passing, ephemeral, fleeting, temporary, transitory, transient
<span class="word-self">geçicispan>
fugitive
<span class="word-self">geçicispan>
fading
<span class="word-self">geçicispan>
contagious, infectious
<span class="word-self">geçicispan>
{s} passing

It was only a passing fad. - Bu sadece geçici bir hevesti.

They don't want to admit that it's really a passing fad. - Onlar gerçekten bunun gelip geçici bir heves olduğunu kabul etmek istemiyor.

<span class="word-self">geçicispan>
mortal
<span class="word-self">geçicispan>
(Sosyoloji, Toplumbilim) transitional
<span class="word-self">geçicispan>
adinterim
<span class="word-self">geçicispan>
provo
<span class="word-self">geçicispan>
{s} provisory
<span class="word-self">geçicispan>
{i} suspension
<span class="word-self">geçicispan>
stopgap
<span class="word-self">geçicispan>
ad hoc
<span class="word-self">geçicispan>
{s} band aid
Turkish - Turkish

Definition of geçici in Turkish Turkish dictionary

<span class="word-self">Geçicispan>
(Hukuk) MUVAKKAT
<span class="word-self">Geçicispan>
(Hukuk) PALYATİF
<span class="word-self">geçicispan>
Yaya, yoldan veya karşıdan karşıya geçen kimse, yolcu: "Onları sokakta gördüğünüz zaman adi bir geçiciden farklı bulmazsınız, sanırsınız ki bir yazıcı ticarethanesine gidiyor."- C. Şehabettin
<span class="word-self">geçicispan>
Çok sürmeyen
<span class="word-self">geçicispan>
Yaya, yoldan veya karşıdan karşıya geçen, yolcu
<span class="word-self">geçicispan>
Çok sürmeyen: "Bunu evvela gençliğe mahsus geçici bir heves zannettim."- P. Safa
<span class="word-self">geçicispan>
Kısa ve belli bir süre için olan, geçeğen, muvakkat, palyatif
<span class="word-self">geçicispan>
Kısa ve belli bir süre için olan, geçeğen, muvakkat, palyatif: "Eğer yazmaktan para ve ün gibi iki geçici kıymet ve zevk elde edemezsem acaba yazı yazar mıydım?"- H. E. Adıvar
<span class="word-self">geçicispan>
Bulaşan, bulaşıcı