düzenli

listen to the pronunciation of düzenli
Turkish - English

Definition of düzenli in Turkish English dictionary

<span class="word-self">düzenlispan>
neat

Tom always keeps his room neat. - Tom her zaman odasını düzenli tutar.

She always keeps her room neat and tidy. - Odasını her zaman temiz ve düzenli tutar.

<span class="word-self">düzenlispan>
{s} tidy

You must keep your room tidy. - Odanızı düzenli tutmalısınız.

She is always neat and tidy. - O her zaman temiz ve düzenli.

<span class="word-self">düzenlispan>
{s} regular

Does the error occur regularly or sporadically? Is the error reproducible? - Hata düzenli olarak mı yoksa ara sıra mı meydana geliyor? Hata yeniden üretilebilir mi?

There is no regular boat service to the island. - Adaya düzenli bir tekne servisi yoktur.

düzen
layout

The instrument panel has a very ergonomic layout. - Enstrüman paneli, çok ergonomik bir düzene sahip.

The only missing feature of Windows for Workgroups 3.11 is Turkish keyboard layout. - Windows'un Çalışma Grubu 3.11 için tek eksik özelliği Türkçe klavye düzenidir.

düzen
order

Tom thought everything was in order. - Tom her şeyin düzenli olduğunu düşündü.

Line up and walk to the door in order. - Sıraya gir ve kapıya doğru düzenli olarak yürü.

düzen
array
<span class="word-self">düzenlispan>
steady

But for your steady support, my mission would have resulted in failure. - Eğer senin düzenli desteğin olmasa, benim misyonum başarısızlıkla sonuçlanırdı.

düzen
system

We're not abusing the system. - Biz düzeni kötüye kullanmıyoruz.

Her sewing basket, dresser drawers and pantry shelves are all systematically arranged in apple-pie order. - Onun dikiş sepeti, şifonyer çekmeceleri ve külotlu çorap rafları hepsi sistemli olarak yerli yerinde düzenlenir.

düzen
arrangement

This arrangement is only temporary. - Bu düzenleme sadece geçici.

Thanks to the arrangements made by Ken'ichi, the women found various places to work around town. - Ken'ichi tarafından yapılan düzenlemeler sayesinde, kadınlar kasaba civarında çalışmak için değişik yerler buldu.

düzen
trim

I don't think Tom would like it very much if I used his electric beard trimmer without his permission. - İzni olmadan onun elektrikli sakal düzenleyicisini kullanırsam Tom'un bundan çok hoşlanacağını sanmıyorum.

düzen
(İnşaat) configuration
düzen
{i} scheme

Tom took part in a scheme set by the police to capture the serial murderer. - Tom seri katili yakalamak için polis tarafından düzenlenen bir entrikaya katıldı.

Tom warned the police about a scheme to assassinate the mayor. - Tom belediye başkanına suikast düzenlemek için bir plan hakkında polisi uyardı.

düzen
pattern
<span class="word-self">düzenlispan>
coordinated

Tom isn't very coordinated. - Tom çok düzenli değil.

<span class="word-self">düzenlispan>
orderly, tidy, trim, neat; ordered, well-arranged; systematic, methodical; regular
düzen
{i} regulation

Import regulations have been relaxed recently. - İthalat düzenlemeleri son zamanlarda gevşetilmiştir.

You should keep to the regulations. - Düzenlemelere uymalısınız.

<span class="word-self">düzenlispan>
settled
düzen
(İnşaat) schedule

Tom scheduled a last-minute meeting. - Tom bir son dakika toplantısı düzenledi.

I have to organize my schedule before the end of the month. - Ayın sonundan önce programımı düzenlemek zorundayım.

düzen
arrange

The two stamp collectors arranged a trade. - İki pul koleksiyoncusu bir takas düzenledi.

Yuriko arranges flowers in her spare time. - Yuriko boş zamanında çiçekleri düzenler.

düzen
(Muzik) tuning
düzen
get-up
düzen
(Kanun) deceit

Tom is being deceitful, isn't he? - Tom düzenbaz oluyor, değil mi?

Tom is deceitful, isn't he? - Tom düzenbaz, değil mi?

düzen
(Askeri) intrigue
düzen
programme
düzen
regulate

The Angkar regulated every moment of our lives. - Yaşamımızın her anını düzenleyen Angkar'dı.

Rice prices are regulated by the government. - Pirinç fiyatları hükümet tarafından düzenlenir.

düzen
(Denizbilim) arrencement
düzen
install
düzen
(Bilgisayar) schema
düzen
trick
düzen
regular

Sixty percent of Japanese adult males drink alcoholic beverages on a regular basis. - Yetişkin Japon erkeklerinin yüzde altmışı düzenli olarak alkollü içecekler içerler.

This year too there are many regular concerts for amateur musicians being held. - Bu yıl da, amatör müzisyenler için düzenlenen çok sayıda düzenli konserler var.

düzen
composition
düzen
range
düzen
(Ticaret) lay out
düzen
cheat
düzen
invention
düzen
(Bilgisayar) edit

Adobe and Apple both have top-notch video editing programs. - Hem Adobe'nin hem de Apple'ın üst seviye düzenleme programları var.

What's your favorite image editing software? - En sevdiğiniz resim düzenleme yazılımı hangisi?

düzen
establishment
düzen
organisation
düzen
shine

Rain or shine, the athletic meet will be held. - Her durumda, atletik karşılaşma düzenlenecek.

düzen
combination
düzen
set up

Tom wants to set up a meeting. - Tom bir buluşma düzenlemek istiyor.

Let's set up a meeting. - Bir toplantı düzenleyelim.

düzen
(Ticaret) law and order

The police are responsible for the maintenance of law and order. - Polis, kanun ve düzenin korunmasından sorumludur.

The British have a lot of respect for law and order. - İngilizlerin kanuna ve düzene çok saygıları var.

düzen
make-up
düzen
accommodation
düzen
{i} regime
düzen
{i} harmony
<span class="word-self">düzenlispan>
well-arranged
<span class="word-self">düzenlispan>
(Konuşma Dili) like clockwork
<span class="word-self">düzenlispan>
well-ordered
<span class="word-self">düzenlispan>
co-ordinate
<span class="word-self">düzenlispan>
equable
<span class="word-self">düzenlispan>
ordinate
<span class="word-self">düzenlispan>
even

Tom is organizing a fundraising event. - Tom bir bağış toplama etkinliği düzenliyor.

Tom has been calling me regularly every evening. - Tom her akşam düzenli olarak beni arıyor.

<span class="word-self">düzenlispan>
periodic

Your software needs to be updated periodically. - Yazılımınızın düzenli aralıklarla güncellenmesi gerek.

<span class="word-self">düzenlispan>
shipshape
<span class="word-self">düzenlispan>
massively
<span class="word-self">düzenlispan>
taut
<span class="word-self">düzenlispan>
(Askeri) monochromatic waves
<span class="word-self">düzenlispan>
arranged
<span class="word-self">düzenlispan>
measure
<span class="word-self">düzenlispan>
clean-cut
<span class="word-self">düzenlispan>
(Askeri) monochromatic wave
<span class="word-self">düzenlispan>
measured
<span class="word-self">düzenlispan>
trim
<span class="word-self">düzenlispan>
(Ticaret) businesslike
<span class="word-self">düzenlispan>
elegant
<span class="word-self">düzenlispan>
systematic
<span class="word-self">düzenlispan>
organized

Tom isn't very organized. - Tom çok düzenli değil.

Tom is organized, isn't he? - Tom düzenli, değil mi?

düzen
regularity
düzen
method

Tom works methodically. - Tom düzenli olarak çalışır.

Tom is methodical, isn't he? - Tom düzenli, değil mi?

düzen
trickery
düzen
ordinance
düzen
chicanery
düzen
orderliness
düzen
sequence
<span class="word-self">düzenlispan>
stated
<span class="word-self">düzenlispan>
uniform

The firm provides its workers with their uniforms, but they are expected to have them regularly cleaned. - Firma, işçilerine üniformalarını sağlıyor ama onların düzenli olarak temizlenmesini bekliyor.

<span class="word-self">düzenlispan>
ordered
<span class="word-self">düzenlispan>
under control
<span class="word-self">düzenlispan>
straight

She's now straightening up her room. - O, şimdi odasındaki şeyleri düzenliyor.

<span class="word-self">düzenlispan>
orderly
<span class="word-self">düzenlispan>
together

We made a habit of getting together regularly. - Biz düzenli olarak bir araya gelme alışkanlığını edindik.

düzen
disposal
düzen
sort out
düzen
cosmos

Cosmos is the antithesis of chaos. - Kaosun antitezi düzendir.

düzen
disposition
düzen
the social order, the system
düzen
order, orderliness; arrangement
düzen
(Konuşma Dili) trick
düzen
right

Rightists often dislike regulatory legislation. - Sağcılar çoğunlukla düzenleyici mevzuatı sevmezler.

He's not eating right. I think he's sick. - O düzenli yemek yemiyor. Ben onun hasta olduğunu düşünüyorum.

düzen
regime, seasonal flow pattern of a river
düzen
make up
düzen
convention
düzen
order, regularity; regime; tuning; trick, lie, invention
düzen
contexture
düzen
get up

Let's get up a party for Tom's birthday. - Tom'un doğum günü için bir parti düzenleyelim.

They will get up a party for Tom's birthday. - Onlar Tom'un doğum günü için parti düzenleyecekler.

düzen
mus. tuning
düzen
formation
düzen
arch. order
düzen
(Hukuk) co-ordination
düzen
coordination
düzen
rhythm
düzen
adjust

I didn't make any adjustments. - Herhangi bir düzenleme yapmadım.

düzen
program

Open an image and select an image layout. Click Open for opening an image. Click Quit for quitting the program. Image Layout feature allows you to view in any layout. - Bir resim açın ve bir resim düzeni seçin. Bir resim açmak için Aça tıklatın. Programdan çıkmak için Çıkışı tıklatın. Resim Düzeni özelliği herhangi bir düzende göstermenize olanak tanır.

Adobe and Apple both have top-notch video editing programs. - Hem Adobe'nin hem de Apple'ın üst seviye düzenleme programları var.

düzen
ordonnance
düzen
setup
<span class="word-self">düzenlispan>
systematical
<span class="word-self">düzenlispan>
clean cut
<span class="word-self">düzenlispan>
in order, orderly, tidy
<span class="word-self">düzenlispan>
snug
<span class="word-self">düzenlispan>
methodical

Tom is methodical, isn't he? - Tom düzenli, değil mi?

Tom works methodically. - Tom düzenli olarak çalışır.

<span class="word-self">düzenlispan>
equal
<span class="word-self">düzenlispan>
in good trim
<span class="word-self">düzenlispan>
right

He's not eating right. I think he's sick. - O düzenli yemek yemiyor. Ben onun hasta olduğunu düşünüyorum.

<span class="word-self">düzenlispan>
in order

Line up and walk to the door in order. - Sıraya gir ve kapıya doğru düzenli olarak yürü.

Tom thought everything was in order. - Tom her şeyin düzenli olduğunu düşündü.

<span class="word-self">düzenlispan>
harmonious
<span class="word-self">düzenlispan>
coordinate

Tom isn't very coordinated. - Tom çok düzenli değil.

<span class="word-self">düzenlispan>
dainty
Turkish - Turkish

Definition of düzenli in Turkish Turkish dictionary

Düzen
sıra
Düzen
nizam
Düzen
sistem
<span class="word-self">Düzenlispan>
SiSTEMLi
düzen
Bez dokuma tezgâhı
düzen
Dolap, hile: "Hile, düzen dağarcığından elbette yeni bir şey bulup çıkaracak."- E. E. Talu
düzen
Alet edevat takımı
düzen
Belli yöntem, ilke veya yasalara göre kurulmuş olan durum, uyum, nizam, sistem
düzen
Toplumsal bir yapı içinde ögelerin bütüne, bütünün ögelere ve ögelerin biribirlerine göre ilişkileri
düzen
Dolap, hile
düzen
Belli yöntem, ilke veya yasalara göre kurulmuş olan durum, uyum, nizam, sistem: "Evin en bozuk düzeninde bile hastalığa mahsus birtakım aletler vardır."- R. N. Güntekin
düzen
Müzik aletlerinde ses ayarı, akort
düzen
Soyut ve somut nesnelerin bir sıraya, bir hedefe, bir amaca göre sıralanması
düzen
Bir devletin belli başlı ilkeleri bakımından yönetimde tuttuğu yol, yönetim biçimi, rejim
düzen
Yerleştirme, tertip
<span class="word-self">düzenlispan>
Sistemli, nizamlı
<span class="word-self">düzenlispan>
Düzeni olan, yerli yerinde, kararlı, tertipli, muntazam: "Hele, düzenli giyim diye bir dertleri hiç yoktur."- S. Ayverdi
<span class="word-self">düzenlispan>
Düzeni olan, yerli yerinde, kararlı, tertipli, muntazam