açık

listen to the pronunciation of açık
Turkish - English

Definition of açık in Turkish English dictionary

<span class="word-self">açıkspan>
open

When he openly declared he would marry Pablo, he almost gave his grandmother a heart attack and made his aunt's eyes burst out of their sockets; however, his little sister beamed with pride. - O Pablo ile evleneceğini açıkça ilan ettiğinde, neredeyse büyük annesine kalp krizi geçirtecekti , halasının gözlerini yuvasından fırlattıracaktı fakat küçük kız kardeşi gururla baktı.

He told me to leave the window open. - Bana pencereyi açık bırakmamı söyledi.

<span class="word-self">açıkspan>
bare

I can barely keep my eyes open. - Zar zor gözlerimi açık tutabiliyorum.

<span class="word-self">açıkspan>
{s} express

Express your idea clearly. - Fikrini açıkça ifade et.

Tom expressed himself clearly. - Tom kendini açıkça ifade etti.

<span class="word-self">açıkspan>
clear

You must speak clearly in company. - Şirkette açıkça konuşmalısın.

This drink clearly has the same flavor as tea. - Bu içecek açıkça çay ile aynı tadı içeriyor.

<span class="word-self">açıkspan>
{s} fair

She has a fair complexion. - Onun açık bir teni vardır.

She has a fair skin and hair. - Onun açık renkli bir cilt ve saçı vardır.

<span class="word-self">açıkspan>
shiny
<span class="word-self">açıkspan>
{s} distinct
<span class="word-self">açıkspan>
definite

It is definite that he will go to America. - Onun Amerika'ya gideceği açık.

<span class="word-self">açıkspan>
obvious

It's obvious he's wrong. - Onun hatalı olduğu açıktır.

This drink's flavor is obviously that of tea. - Bu içecek açıkça çayla aynı tada sahip.

<span class="word-self">açıkspan>
{s} pale

The turquoise colour evokes the colour of clear water, it's a light and pale blue. - Turkuaz rengi, berrak su rengini çağrıştırıyor, açık ve soluk bir mavi.

At daytime, we see the clear sun, and at nighttime we see the pale moon and the beautiful stars. - Gündüzleri açık bir güneş görürüz, ve geceleri solgun bir ay ve güzel yıldızları görürüz.

<span class="word-self">açıkspan>
{s} precise
<span class="word-self">açıkspan>
{s} forthright
<span class="word-self">açıkspan>
{s} light

We had Tom paint the fence light green. - Çiti Tom'a açık yeşile boyattık.

Your detailed explanation of the situation has let me see the light. - Durumla ilgili ayrıntılı açıklaman benim anlamamı sağladı.

<span class="word-self">açıkspan>
{s} plain

It is plain that you have done this before. - Bunu daha önce yaptığın açık.

It is plain that he is wrong. - Onun hatalı olduğu açıktır.

<span class="word-self">açıkspan>
wide

The back door's wide open. - Arka kapı sonuna kadar açık.

The window was wide open. - Pencere tamamen açıktı.

<span class="word-self">açıkspan>
(Bilgisayar) opens

The store also opens at night. - Mağaza gece de açıktır.

<span class="word-self">açıkspan>
lorry
<span class="word-self">açıkspan>
picturesque
<span class="word-self">açıkspan>
unreserved
<span class="word-self">açıkspan>
short and to the point
<span class="word-self">açıkspan>
signal
<span class="word-self">açıkspan>
opened

Hey, why is the window open? I just opened it to let in a little air. If you're cold, feel free to close it. - Hey, neden pencere açık? Biraz hava sağlamak için açtım. Eğer üşüyorsanız, onu kapatmak için çekinmeyin.

Tom opened the door and held it open for Mary. - Tom kapıyı açtı ve onu Mary için açık tuttu.

<span class="word-self">açıkspan>
legible
<span class="word-self">açıkspan>
in bulk
<span class="word-self">açıkspan>
(Havacılık) extended
<span class="word-self">açıkspan>
smutty
<span class="word-self">açıkspan>
straight

Tom is quite straightforward. - Tom oldukça açık sözlü.

We'll straighten everything out. - Her şeyi açıklığa kavuşturacağız.

<span class="word-self">açıkspan>
noticeable
<span class="word-self">açıkspan>
off

He rejected my offer flatly. - Önerimi açıkça reddetti.

Tom turned off the engine, but left the headlights on. - Tom motoru kapattı ama farları açık bıraktı.

<span class="word-self">açıkspan>
intelligible
<span class="word-self">açıkspan>
(Bilgisayar) powered on
<span class="word-self">açıkspan>
aperture
<span class="word-self">açıkspan>
outspoken

Tom is an outspoken person. - Tom açık sözlü bir kişidir.

Mary is outspoken and smart. - Mary açıksözlü ve akıllı.

<span class="word-self">açıkspan>
slipt
açıklar
(Ticaret) deficits

Are trade deficits good or bad? - Ticaret açıkları iyi mi yoksa kötü mü?

Lower taxes don't cause deficits. - Düşük vergiler açıklara neden olmaz.

<span class="word-self">açıkspan>
demonstrable
<span class="word-self">açıkspan>
undischarged
<span class="word-self">açıkspan>
graphic

Fewer graphics and more captions would make the description clearer. - Daha az grafikler ve daha fazla başlık açıklamayı daha net yapabilir.

<span class="word-self">açıkspan>
apparent

It was apparent that he did not understand what I had said. - Söylediğimi anlamadığı açıktı.

This should be obvious, but apparently it's not. - Bu açık olmalı ama görünüşe göre değil.

<span class="word-self">açıkspan>
decollete
<span class="word-self">açıkspan>
shortage
<span class="word-self">açıkspan>
undisguised
<span class="word-self">açıkspan>
outstretched
<span class="word-self">açıkspan>
evident

Evidently, Tom didn't want to go. - Açıkçası Tom gitmek istemiyordu?

You said you would text me in the evening, but you lied, evidently. - Akşamleyin bana mesaj atacağını söyledin ama açıkça yalan söyledin.

<span class="word-self">açıkspan>
perspicuous
<span class="word-self">açıkspan>
weak

Tom is obviously still very weak. - Tom açıkçası hâlâ çok zayıf.

I prefer weak coffee. - Açık kahveyi tercih ederim.

<span class="word-self">açıkspan>
deficient amount
<span class="word-self">açıkspan>
debit
<span class="word-self">açıkspan>
concrete
<span class="word-self">açıkspan>
patent

This is patently unfair. - Bu açıkça adil değil.

<span class="word-self">açıkspan>
broad
<span class="word-self">açıkspan>
manifest

What will happen in the eternal future that seems to have no purpose, but clearly just manifested by fate? - Hiçbir amacı yokmuş gibi görünen ama var olmaktan başka bir kaderi olmadığı da açık olan bir sonsuzluktaki sonsuz gelecekte neler olacak?

<span class="word-self">açıkspan>
specific

Can you be a bit more specific? - Biraz daha açık olabilir misin?

He offered no specific explanation for his strange behavior. - O, onun tuhaf davranışı için özel bir açıklama yapmadı.

<span class="word-self">açıkspan>
transparent
<span class="word-self">açıkspan>
blunt

To put it bluntly, he's mistaken. - Açık söylemek gerekirse, o yanılıyor.

Nobody will say it so bluntly, but that is the gist of it. - Hiç kimse bunu çok açıkça söylemeyecek ama bunun özü odur.

<span class="word-self">açıkspan>
diluted
<span class="word-self">açıkspan>
unconstrained
<span class="word-self">açıkspan>
ostensive
<span class="word-self">açıkspan>
fine

He wrote a fine description of what happened there. - O, orada ne olduğu ile ilgili güzel bir açıklama yazdı.

<span class="word-self">açıkspan>
self-evident
<span class="word-self">açıkspan>
uncovered
<span class="word-self">açıkspan>
explicit

Can you be more explicit? - Biraz daha açık olabilir misin?

I explicitly told Tom not to do that. - Tom'a açıkça onu yapmamasını söyledim.

<span class="word-self">açıkspan>
shadowless
<span class="word-self">açıkspan>
heart-to-heart
<span class="word-self">açıkspan>
spread
<span class="word-self">açıkspan>
loosy
<span class="word-self">açıkspan>
open to

The park is open to everybody. - Park herkese açıktır.

The castle has been restored and is open to the public. - Kale restore edildi ve halka açık.

<span class="word-self">açıkspan>
wide-open
<span class="word-self">açıkspan>
open on
<span class="word-self">açıkspan>
open for
<span class="word-self">açıkspan>
{s} free

There Akai joins them and it becomes a free-for-all in front of the finish line. - Orada Akai onlara katılır ve bu bitiş çizgisinin önünde herkese açık bir yarışma olur.

My door is always open. Feel free to visit when you want. - Kapım her zaman açık. İstediğin zaman ziyaret etmeye çekinme.

açıklar
Explain
açıklar
explaıns
açıklar
explains

She explains the literal meaning of the sentence. - O, cümlenin gerçek anlamını açıklar.

He explains things in a very clear way. - O, koşulları çok açık bir biçimde açıklar.

<span class="word-self">Açıkspan>
power on
<span class="word-self">açıkspan>
clear, easy to understand; not in cipher
<span class="word-self">açıkspan>
blank
<span class="word-self">açıkspan>
obscene; suggestive
<span class="word-self">açıkspan>
clear-cut
<span class="word-self">açıkspan>
open sea

When we awoke, we were adrift on the open sea. - Uyandığımız zaman, açık denizde akıntıya kapılıp sürükleniyorduk.

After the wind has stopped, let's sail the boat off to the open sea. - Rüzgar durduktan sonra, tekneyle açık denize yelken açalım.

<span class="word-self">açıkspan>
aboveground
<span class="word-self">açıkspan>
confessed

He confessed his crime frankly. - Suçunu çok açık bir şekilde itiraf etti.

<span class="word-self">açıkspan>
in blank
<span class="word-self">açıkspan>
uncovered; naked, bare, exposed
<span class="word-self">açıkspan>
expressly

Here everything is forbidden that isn't expressly permitted. - Burada açıkça izin verilmeyen her şey yasaktır.

<span class="word-self">açıkspan>
fortunate, promising
<span class="word-self">açıkspan>
visible

During clear weather, the coast of Estonia is visible from Helsinki. - Açık havada, Estonya kıyısı Helsinki'den görülebilir.

<span class="word-self">açıkspan>
unobstructed, free
<span class="word-self">açıkspan>
articulate
<span class="word-self">açıkspan>
deficiency
<span class="word-self">açıkspan>
cloudless
<span class="word-self">açıkspan>
on , open
<span class="word-self">açıkspan>
frank, open
<span class="word-self">açıkspan>
clean cut
<span class="word-self">açıkspan>
light (shade of color)
<span class="word-self">açıkspan>
wide open

The front door was wide open. - Ön kapı sonuna kadar açıktı.

The door was wide open. - Kapı sonuna kadar açıktı.

<span class="word-self">açıkspan>
spaced far apart, separated
<span class="word-self">açıkspan>
decided

He explained at length what had been decided. - O, neye karar verildiğini uzun uzadıya açıkladı.

We've decided to paint the walls light blue. - Duvarları açık maviye boyamaya karar verdik.

<span class="word-self">açıkspan>
vacancy, job opening
<span class="word-self">açıkspan>
excess of expense over income
<span class="word-self">açıkspan>
not secret, in the open
<span class="word-self">açıkspan>
open; (çay/kahve) weak; (yol/geçit) free, clear; (hava) clear, cloudless; (renk) light; uncovered; naked, bare; clear, plain, distinct; frank, outspoken; vacant" " boş, münhal; (çek) blank;" "(resim/kitap vb.) smutty, bawdy, pornographic, salacious; open air; open sea; vacant position; deficit; shortfall; openly, baldly, frankly, straight out
<span class="word-self">açıkspan>
declared

Tom has been declared brain dead. - Tom'un beyin ölümü açıklandı.

Tom declared himself bankrupt. - Tom iflas ettiğini açıkladı.

<span class="word-self">açıkspan>
shortfall
<span class="word-self">açıkspan>
open for business, open
<span class="word-self">açıkspan>
open, defenseless, unprotected (city)
<span class="word-self">açıkspan>
unclouded
<span class="word-self">açıkspan>
clear, cloudless, fine
<span class="word-self">açıkspan>
exposed

Fadil exposed his dark secret. - Fadıl karanlık sırrını açıkladı.

<span class="word-self">açıkspan>
frankly, openly
<span class="word-self">açıkspan>
outskirts; nearby place
<span class="word-self">açıkspan>
the open

We had a good time in the open air. - Açık havada iyi zaman geçirdik.

After the wind has stopped, let's sail the boat off to the open sea. - Rüzgar durduktan sonra, tekneyle açık denize yelken açalım.

<span class="word-self">açıkspan>
not roofed; not enclosed
<span class="word-self">açıkspan>
(Hukuk) deficit

The company incurred a deficit of $400 million during the first quarter. - Şirket ilk çeyrekte 400 milyon dolar açık verdi.

Lower taxes don't cause deficits. - Düşük vergiler açıklara neden olmaz.

<span class="word-self">açıkspan>
categorical
<span class="word-self">açıkspan>
candid

Tom is candid about his past. - Tom geçmişi konusunda çok açıktır.

Tom announced his candidacy for class president. - Tom sınıf başkanlığı için adaylığını açıkladı.

<span class="word-self">açıkspan>
crystal

Let me make myself crystal clear. - Kendimi açık seçik ifade etmeme izin verin.

<span class="word-self">açıkspan>
distance, space between
<span class="word-self">açıkspan>
empty, clear, unoccupied
<span class="word-self">açıkspan>
avowed
<span class="word-self">açıkspan>
deficit, shortage
<span class="word-self">açıkspan>
soccer wing, winger, player in a wing position
<span class="word-self">açıkspan>
explicitly

I don't like it when mathematicians who know much more than I do can't express themselves explicitly. - Benim bildiğimden çok daha fazla bilen matematikçiler kendilerini açıkça ifade edemedikleri zaman bundan hoşlanmam.

The government explicitly declared its intention to lower taxes. - Hükümet vergileri düşürmek için niyetini açıkça bildirdi.

<span class="word-self">açıkspan>
{s} lucid
<span class="word-self">açıkspan>
{s} definitive
<span class="word-self">açıkspan>
{s} unconcealed
<span class="word-self">açıkspan>
open ended
<span class="word-self">açıkspan>
flagrant
<span class="word-self">açıkspan>
(Nükleer Bilimler) on
<span class="word-self">açıkspan>
{s} unlocked

She was careful not to leave the door unlocked. - Kapıyı açık bırakmayacak kadar dikkatliydi.

I never leave my house unlocked. - Asla evimi açık bırakmam.

<span class="word-self">açıkspan>
clearcut
<span class="word-self">açıkspan>
{s} uncrossed
<span class="word-self">açıkspan>
revealing

Thank you for this revealing lecture! - Bu açıklayıcı ders için teşekkürler!

<span class="word-self">açıkspan>
{s} direct

I hope my directions were clear. - Umarım yol tariflerim açıktı.

He is very direct about it. - O, bu konuda açıktır.

<span class="word-self">açıkspan>
clarion
<span class="word-self">açıkspan>
{s} unequivocal

Their deep love for each other was unequivocal. - Onların birbirlerine duydukları derin aşk oldukça açık.

This is quite unequivocal. - Bu oldukça açık anlamlıdır.

<span class="word-self">açıkspan>
pointblank
<span class="word-self">açıkspan>
{s} vacant
<span class="word-self">açıkspan>
{s} expansive
<span class="word-self">açıkspan>
open air

A few seconds ago I was in the open air and the bright daylight, and now my eyes refuse to serve me in this darkness. - Birkaç saniye önce ben açık havada ve parlak gün ışığındaydım ve şimdi gözlerim bu karanlıkta bana hizmet etmeyi reddediyor.

People who regularly work in the open air do not suffer from sleeplessness. - Düzenli olarak açık havada çalışan kişiler uykusuzluk sıkıntısı çekmezler.

<span class="word-self">açıkspan>
{s} gaping
<span class="word-self">açıkspan>
{s} square
<span class="word-self">açıkspan>
{s} round

Strictly speaking, the earth is not round. - Açıkçası dünya yuvarlak değil.

The store is open all the year round. - Dükkan tüm yıl boyunca açıktır.

<span class="word-self">açıkspan>
{s} downright
<span class="word-self">açıkspan>
shirt sleeve
<span class="word-self">açıkspan>
{s} unprotected

Tom left the box unprotected. - Tom kutuyu açık bıraktı.

<span class="word-self">açıkspan>
{s} lucent
<span class="word-self">açıkspan>
pellucid
<span class="word-self">açıkspan>
outspread
<span class="word-self">açıkspan>
{s} translucent
<span class="word-self">açıkspan>
{s} unambiguous

Write clear and unambiguous texts! - Açık ve net metinler yazın!

Write unambiguous texts. - Açık anlamlı metin yazın.

<span class="word-self">açıkspan>
{s} deficient
<span class="word-self">açıkspan>
{s} unobstructed
<span class="word-self">açıkspan>
well marked
<span class="word-self">açıkspan>
clear cut
<span class="word-self">açıkspan>
bleak
<span class="word-self">açıkspan>
bluff
<span class="word-self">açıkspan>
{s} outdoor

Rugby is an outdoor game. - Ragbi bir açık hava oyunudur.

Tom doesn't have much interest in outdoor sports. - Tom, açık hava sporlarına büyük ilgi duymuyor.

<span class="word-self">açıkspan>
{s} unsealed
<span class="word-self">açıkspan>
patulous
<span class="word-self">açıkspan>
{s} unmistakable

He bore an unmistakable reference to his father. It made his mother cry. - O, babasına açık bir referans taşıyordu. Bu, annesini ağlattı.

<span class="word-self">açıkspan>
{i} upfront
<span class="word-self">açıkspan>
public

I defy you to make it public. - Onu açıklamak için sana meydan okuyorum.

Please refrain from smoking in public places. - Lütfen halka açık yerlerde sigara içmekten imtina edin.

<span class="word-self">açıkspan>
{s} overt

Racism today isn't so overt. - Irkçılık bugün çok açık değildir.

<span class="word-self">açıkspan>
hearttoheart
<span class="word-self">açıkspan>
{s} serene
<span class="word-self">açıkspan>
{s} outright
<span class="word-self">açıkspan>
{s} hospitable
<span class="word-self">açıkspan>
{s} raw
<span class="word-self">açıkspan>
openended
<span class="word-self">açıkspan>
cloudy

On cloudy days, you can hear distant sounds better than in clear weather. - Bulutlu günlerde, uzaktaki sesleri açık havadakilerden daha iyi duyarsın.

<span class="word-self">açıkspan>
{s} loose
<span class="word-self">açıkspan>
{s} uncomplicated
<span class="word-self">açıkspan>
opencast
<span class="word-self">açıkspan>
selfevident
<span class="word-self">açıkspan>
dilute
<span class="word-self">açıkspan>
{s} unashamed
<span class="word-self">açıkspan>
{s} luminous
<span class="word-self">açıkspan>
point blank
<span class="word-self">açıkspan>
wishy washy
Turkish - Turkish

Definition of açık in Turkish Turkish dictionary

<span class="word-self">Açıkspan>
(Osmanlı Dönemi) CEHVA'
<span class="word-self">Açıkspan>
(Osmanlı Dönemi) BÂZ
<span class="word-self">Açıkspan>
(Osmanlı Dönemi) MÜNFEC
<span class="word-self">Açıkspan>
(Hukuk) VAZIH
<span class="word-self">Açıkspan>
dekolte
<span class="word-self">Açıkspan>
(Hukuk) SARİH
<span class="word-self">açıkspan>
Bir ihtiyacın karşılanamaması durumu
<span class="word-self">açıkspan>
İşler durumda olan
<span class="word-self">açıkspan>
Açılmış, kapalı olmayan, kapalı karşıtı
<span class="word-self">açıkspan>
Denizin kıyıdan uzakça olan yeri
<span class="word-self">açıkspan>
Aralığı çok. Çalışır durumda olan: "Bazı dükkânları açık olan caddeden sola saptılar."- Ö. Seyfettin
<span class="word-self">açıkspan>
Gizliliği olmayan, olduğu gibi görünen
<span class="word-self">açıkspan>
Görevlisi olmayan, boş (iş, görev), münhal
<span class="word-self">açıkspan>
Aralığı çok
<span class="word-self">açıkspan>
Belli bir yerin biraz uzağı
<span class="word-self">açıkspan>
Açılmış, kapalı olmayan, kapalı karşıtı: "Açık pencerenin önünde denize karşı saatlerce dertleştik."- R. N. Güntekin
<span class="word-self">açıkspan>
Sevişme sahnelerini bütün çıplaklığıyla anlatan (kitap, resim, film)
<span class="word-self">açıkspan>
Rengi açık olmayan, koyu karşıtı: "Açık sarı saçlı, zayıf bir kadın keman çalıyordu."- Ö. Seyfettin
<span class="word-self">açıkspan>
Koyu olmayan (renk)
<span class="word-self">açıkspan>
Her türlü düşünceyi hoşgörüyle karşılayabilen, etkisinde kalabilen
<span class="word-self">açıkspan>
Kolay anlaşılır, vazıh
<span class="word-self">açıkspan>
Kolay anlaşılır, vazıh: "Açık konuşma zamanının artık geldiğine kani idim."- R. N. Güntekin
<span class="word-self">açıkspan>
Engelsiz
<span class="word-self">açıkspan>
Her türlü düşünceyi hoşgörüyle karşılayabilen, etkisinde kalabilen: "... her çeşit kafa ve gönül fırtınalarına açık bir adamdı o."- T. Buğra
<span class="word-self">açıkspan>
Engelsiz. Örtüsüz, çıplak
<span class="word-self">açıkspan>
Boş
<span class="word-self">açıkspan>
Örtüsüz, çıplak
<span class="word-self">açıkspan>
Doğru olarak, açıkça
<span class="word-self">açıkspan>
Denizin kıyıdan uzakça olan yeri: "Limanda bilinen gemiler, oysa açıklardadır."- B. Necatigil
<span class="word-self">açıkspan>
Doğru olarak, açıkça: "İnsan mağlubiyetini bu kadar açık kabul eder mi?"- M. Yesarî
<span class="word-self">açıkspan>
(Osmanlı Dönemi) sarih
<span class="word-self">açıkspan>
(Osmanlı Dönemi) küşâde