nektar, İçine, arılığını, saflığını bozacak hiçbir şey karışmamış olan, saf, arı, Kan bağı ile bağlı, üvey olmayan, Bitkilerin kök, gövde ve dallarının boydan boya ortasında bulunan, hafif, gevrek ve çoğu yumuşak bölüm, Can alıcı nokta, Çıbanların içinde ölmüş dokudan oluşan irinle birlikte çıkan parça, Nehirlerin etrafında bulunan eğimli arazi, lüb, çayırlık, Sulak yer, Bir şeyin en kuvvetli veya kıvamlı bölümü, hulâsa, Küçük dere, "Kendine, kendi kendini" anlamında birleşik kelimeler türetir, Bitkilerin kök, gövde ve dallarının boydan boya ortasında bulunan, hafif, gevrek ve çoğu yumuşak bölüm. Çıbanların içinde ölmüş dokudan oluşan irinle birlikte çıkan parça, Bir şeyin en kuvvetli veya kıvamlı bölümü, hülasa, Kendi, zat:"Bir od düştü yanar tatlı özüme / Dünya zindan görünüyor gözüme."- Karacaoğlan. "Kendine, kendi kendini" anlamında birleşik kelimeler türetir, Bir şeyin temel ögesi, künh, zübde:"Ortalıktaki krizi sebep gösteriyorlar ama asıl kriz şirketin kendi özünde."- A. Gündüz, Kan bağı ile bağlı, üvey olmayan:"Çocuğun bu yalanı bir anda onu bana bir öz evlat sevgisiyle bağladı."- R. N. Güntekin. İçine, arılığını, saflığını bozacak hiçbir şey karışmamış olan, saf, arı, Dere, çay, Kendi, zat, Bir şeyin temel ögesi, künh, zübde, Bir kimsenin benliği, kendi manevî varlığı, iç, nefis, derun, Sulak, verimli yer, Bir kimsenin benliği, kendi manevi varlığı, iç, nefis, derun:"Özünü bir yerde bırakıp sadece kalıbını gezdirmişti."- H. Taner,
67
nektar
ts
68
İçine, arılığını, saflığını bozacak hiçbir şey karışmamış olan, saf, arı
ts
69
Kan bağı ile bağlı, üvey olmayan
ts
70
Bitkilerin kök, gövde ve dallarının boydan boya ortasında bulunan, hafif, gevrek ve çoğu yumuşak bölüm
ts
71
Can alıcı nokta
ts
72
Çıbanların içinde ölmüş dokudan oluşan irinle birlikte çıkan parça
ts
73
Nehirlerin etrafında bulunan eğimli arazi
ts
74
lüb
ts
75
çayırlık
ts
76
Sulak yer
ts
77
Bir şeyin en kuvvetli veya kıvamlı bölümü, hulâsa
ts
78
Küçük dere
ts
79
"Kendine, kendi kendini" anlamında birleşik kelimeler türetir
ts
80
Bitkilerin kök, gövde ve dallarının boydan boya ortasında bulunan, hafif, gevrek ve çoğu yumuşak bölüm. Çıbanların içinde ölmüş dokudan oluşan irinle birlikte çıkan parça
ts
81
Bir şeyin en kuvvetli veya kıvamlı bölümü, hülasa
ts
82
Kendi, zat:"Bir od düştü yanar tatlı özüme / Dünya zindan görünüyor gözüme."- Karacaoğlan. "Kendine, kendi kendini" anlamında birleşik kelimeler türetir
ts
83
Bir şeyin temel ögesi, künh, zübde:"Ortalıktaki krizi sebep gösteriyorlar ama asıl kriz şirketin kendi özünde."- A. Gündüz
ts
84
Kan bağı ile bağlı, üvey olmayan:"Çocuğun bu yalanı bir anda onu bana bir öz evlat sevgisiyle bağladı."- R. N. Güntekin. İçine, arılığını, saflığını bozacak hiçbir şey karışmamış olan, saf, arı
ts
85
Dere, çay
ts
86
Kendi, zat
ts
87
Bir şeyin temel ögesi, künh, zübde
ts
88
Bir kimsenin benliği, kendi manevî varlığı, iç, nefis, derun
ts
89
Sulak, verimli yer
ts
90
Bir kimsenin benliği, kendi manevi varlığı, iç, nefis, derun:"Özünü bir yerde bırakıp sadece kalıbını gezdirmişti."- H. Taner
Some etymologies, pronunciations, function and usage date content for the English translation portion are from Merriam-Webster Online at www.Merriam-Webster.com. Thanks to Online Yunanca Dil Eğitimi for providing some parts of online greek dictionary. To contribute more resources please contact us. Visuals(images) are provided by Google Image Search API. Some parts of the dictionary is contributed by many users, thank you! The content on this site is for informational purposes only. Bu aramada öz kelimesinin sözlük anlamı ve eşanlamı nedir, nasıl okunur hakkında bilgi verilmektedir. öz kelimesinin etimolojik ve eşanlamları ile ilgili açıklamalar ve bilgiler eksiksiz ve hatasız olarak anılmamalıdır. Burada yer alan öz kelimesi ile ilgili tüm açıklamalar bilgi amaçlıdır. Eksik ve hatalı çevirileri lütfen bildiriniz.