Nakido is better than Twitter.
- Nakido, Twitter'dan daha iyidir.
A laptop is better than a desktop.
- Bir dizüstü, bir masaüstünden daha iyidir.
It would be preferable for you to surrender.
- Teslim olmanız daha iyi olurdu.
Peace is preferable to war.
- Barış savaştan daha iyidir.
Maybe it would be better if I were to just stay inside. Who wants to go out when the weather's like this?
- Belki içerde kalsam daha iyi olur. Hava böyleyken kim dışarı çıkmak ister?
Tom probably has better things to do than hang out with us.
- Tom'un muhtemelen bizimle takılmaktan yapacağı daha iyi şeyleri vardır.
He is superior to her in math.
- Matematikte ondan daha iyi.
Let's try to make our world better.
- Dünyamızı daha iyi yapmak için çalışalım.
We've got to do better.
- Daha iyi yapmak zorundayız.
No matter how hard I try, I can't do it any better than she can.
- Ne kadar çok çabalarsam çabalayayım, onu, onun yapabildiğinden daha iyi şekilde yapamam.
I was in better shape back then.
- O zamanlar gerçekten daha iyi şekildeydim.
I have an even better idea.
- Benim daha da iyi bir düşüncem var.
I'm sure you can do even better.
- Daha da iyi yapabileceğine eminim.