This is a good book, but that is better.
- Bu iyi bir kitaptır ama şu daha iyidir.
A laptop is better than a desktop.
- Bir dizüstü, bir masaüstünden daha iyidir.
It would be preferable for you to surrender.
- Teslim olmanız daha iyi olurdu.
Peace is preferable to war.
- Barış savaştan daha iyidir.
Tom probably has better things to do than hang out with us.
- Tom'un muhtemelen bizimle takılmaktan yapacağı daha iyi şeyleri vardır.
Some people think eating at home is better for you than eating out.
- Bazı insanlar senin için evde yemenin dışarıda yemekten daha iyi olduğunu düşünüyor.
He is superior to her in math.
- Matematikte ondan daha iyi.
Tom is going to have to do better than that.
- Tom ondan daha iyi yapmak zorunda kalacak.
We have to do better next time.
- Gelecek sefer daha iyi yapmak zorundasın.
We know we can do better.
- Daha iyi şekilde yapabileceğimizi düşünüyoruz.
I was in better shape back then.
- O zamanlar gerçekten daha iyi şekildeydim.
She's rich, and even better, she's gorgeous.
- O zengin ve daha da iyisi o çok güzel.
I'm sure you can do even better.
- Daha da iyi yapabileceğine eminim.