last, expel, apply, endure, lead, daub, banish, (taşıt) to drive; (at, bisiklet, vb.) to ride; to lead; to banish (from), to exile; to drive away, to expel; to apply, to lay/rub on, to smear, to spread; to release, to place on sale; (toprağı) to plough; to spend (life/time); to continue, to go on; to l, through, wipe on, (boya/sıva) coat, (boya) distribute, herd, continue, expatriate, ostracize, keep up, steer, bedaub, dure, cast out, wheel, thru, exile, run, burgeon, rub, bud, push, roll, slip in, smear, till, transport, stuff, stream, spread, relegate, pitchfork, hang over, drive, drive out, dispose, thro, lay on, outlaw, persist, extend, move, (araba) tool along, (bitki) throw out, to drive (an animal), to let (one thing) touch (another): Elini oraya sürme! Don't touch that bit over there! Atkını yere sürme! Don't let your scarf touch the ground!, to drive (a vehicle); to push (a vehicle), to dispose, (boya vb.) splash, (filiz) stock, to plow (a field), to exile (someone) to (a place), huddle, place on sale, hold out, go on, expulse, go ahead, plaster, plough, run on, shoot out, ride, release, proceed, durer, drag on, (for something) to continue, go on, to lead (a good life): Adam orada son derece rahat bir hayat sürüyor. The fellow's leading the life of Riley over there, to lay (something) before (someone), place (something) in front of (someone), to spread (something) on/over (something); to rub (something) on (something); to smear (something) on (something), to send (soldiers) to (a place), to put (goods) on (the market); to put (money) into (circulation), (for a plant) to put forth new leaves or shoots, begin to grow, (for something) to take (a certain amount of time), deport, displace, carry on, abrupt, take time, kohl, dwell, mascara, continuation; application; driving; sliding; bolt; bunt, boring, cursor, smut ball, bunt, proscription, application, lasting, eye liner, smut, deportation, continuation, driving,
1
last fiil
ts
2
expel fiil
ts
3
apply fiil
ts
4
endure fiil
ts
5
lead
ts
6
daub
ts
7
banish
ts
8
(taşıt) to drive; (at, bisiklet, vb.) to ride; to lead; to banish (from), to exile; to drive away, to expel; to apply, to lay/rub on, to smear, to spread; to release, to place on sale; (toprağı) to plough; to spend (life/time); to continue, to go on; to l
ts
9
through
ts
10
wipe on
ts
11
(boya/sıva) coat
ts
12
(boya) distribute
ts
13
herd fiil
ts
14
continue
ts
15
expatriate
ts
16
ostracize
ts
17
keep up Ticaret
ts
18
steer fiil
ts
19
bedaub fiil
ts
20
dure
ts
21
cast out fiil
ts
22
wheel
ts
23
thru
ts
24
exile fiil
ts
25
run fiil
ts
26
burgeon
ts
27
rub fiil
ts
28
bud
ts
29
push
ts
30
roll fiil
ts
31
slip in
ts
32
smear fiil
ts
33
till fiil
ts
34
transport fiil
ts
35
stuff fiil
ts
36
stream fiil
ts
37
spread Tekstil
ts
38
relegate fiil
ts
39
pitchfork
ts
40
hang over fiil
ts
41
drive fiil
ts
42
drive out
ts
43
dispose Avrupa Birliği
ts
44
thro
ts
45
lay on
ts
46
outlaw fiil
ts
47
persist fiil
ts
48
extend
ts
49
move
ts
50
(araba) tool along
ts
51
(bitki) throw out
ts
52
to drive (an animal)
ts
53
to let (one thing) touch (another): Elini oraya sürme! Don't touch that bit over there! Atkını yere sürme! Don't let your scarf touch the ground!
ts
54
to drive (a vehicle); to push (a vehicle)
ts
55
to dispose Hukuk
ts
56
(boya vb.) splash
ts
57
(filiz) stock
ts
58
to plow (a field)
ts
59
to exile (someone) to (a place)
ts
60
huddle
ts
61
place on sale
ts
62
hold out
ts
63
go on
ts
64
expulse
ts
65
go ahead
ts
66
plaster
ts
67
plough
ts
68
run on
ts
69
shoot out
ts
70
ride
ts
71
release
ts
72
proceed
ts
73
durer
ts
74
drag on
ts
75
(for something) to continue, go on
ts
76
to lead (a good life): Adam orada son derece rahat bir hayat sürüyor. The fellow's leading the life of Riley over there
ts
77
to lay (something) before (someone), place (something) in front of (someone)
ts
78
to spread (something) on/over (something); to rub (something) on (something); to smear (something) on (something)
ts
79
to send (soldiers) to (a place)
ts
80
to put (goods) on (the market); to put (money) into (circulation)
ts
81
(for a plant) to put forth new leaves or shoots, begin to grow
ts
82
(for something) to take (a certain amount of time)
Yönetip yürütmek, sevk etmek. Önüne katıp götürmek, Uzatmak, ileri doğru itmek:"Kahveyi ısıtıyor, suyu dolduruyor, cezveyi sürüyor, fincanı boşaltıyor."- M. Ş. Esendal, Oturduğu, bulunduğu yer veya ülkeden ceza olarak başka bir yer veya ülkeye göndermek, nefyetmek:"Mütarekede İngilizler onu Malta'ya sürdüler."- Y. Z. Ortaç, Bir malı satışa sunmak, piyasaya çıkarmak:"Satılamayan ne kadar bayat, bozuk mal varsa pansiyonerlere sürerler."- H. R. Gürpınar, Bir maddeyi bir yüzey üzerine ince bir tabaka olarak yaymak veya dökmek, serpmek:"Avcuna doldurup kokluyor; ensesine, şakaklarına, boynuna sürüyor."- R. H. Karay, Dokundurmak, değdirmek:"Yüzümü saçlarına sürmek için başımı eğdim."- H. C. Yalçın, KERD, HEDS, HADV, CEZF, vurmak, AKL, AZK, TESYİR, çekmek, gitmek, salmak, Yetişip ortaya çıkmak, bitmek, yeşermek, Zaman almak, Önüne katıp götürmek, Zaman geçmek, Zaman almak:"Her odanın ziyareti bir saat sürmüştü."- A. Haşim, Yetişip ortaya çıkmak, bitmek, yeşermek:"Bu gölgeli yerlerde otlar bütün bir yaz mevsimi yeniden yeniye sürer, rutubetli toprakta bir bir arkasına yoncalar fışkırır, çayırlar kabarırdı."- R. H. Karay, Olmaya devam etmek:"Baygınlığım ne kadar sürdü bilmiyorum."- A. Gündüz, Pulluk veya sabanla toprağı işlemek:"Öküzünün biri ölünce tarlasını süremedi."- Ö. Seyfettin, Yasal olmayan yolla piyasaya para çıkarmak, Herhangi bir durum içinde bulunmak:"Dört duvar arasında bir memur hayat sürüyordu."- Y. Z. Ortaç, Olağandan daha çok, daha sık ve sulu dışkı çıkarmak, Yönetip yürütmek, sevk etmek, Bir malı satışa sunmak, piyasaya çıkarmak, Herhangi bir durum içinde bulunmak, Pulluk veya sabanla toprağı işlemek, Bir maddeyi bir yüzey üzerine ince bir tabaka olarak yaymak veya dökmek; serpmek, Oturduğu, bulunduğu yer veya ülkeden ceza olarak başka bir yer veya ülkeye göndermek, nefyetmek, Uzatmak, ileri doğru itmek, Dokundurmak, değdirmek, Olmaya devam etmek, rastık, is, ZECR, TEDLİK, tutya, Kirpik diplerine sürülen siyah boya:"Genç güzel aşçı kadının kirpiklerinde sürme, parmaklarında kına yoktu."- A. Gündüz, Sürülerek kullanılan, Masa ve dolapta küçük çekmece, Kapı kanadını içeriden kapamak veya dolap kapağını yerinde tutmak gibi işlere yarayan ve yuvası içinde ileri geri sürülebilen sistem, sürgü:"Kapıyı kapadı. Üstünde anahtar ve sürme yoktu."- P. Safa, Sürme mantarıgillerin yol açtığı ve tanelerin içini kurum karası bir tozla dolduran ekin hastalığı, is, rastık, Küçük çekmece, Tanelerin içini kurum karası bir tozla dolduran ekin hastalığı, Kapı kanadını içeriden kapamak veya dolap kapağını yerinde tutmak gibi işlere yarayan ve yuvası içinde ileri geri sürülebilen sistem, sürgü, Kirpik diplerine sürülen siyah boya, Sürmek işi,
104
Yönetip yürütmek, sevk etmek. Önüne katıp götürmek
ts
105
Uzatmak, ileri doğru itmek:"Kahveyi ısıtıyor, suyu dolduruyor, cezveyi sürüyor, fincanı boşaltıyor."- M. Ş. Esendal
ts
106
Oturduğu, bulunduğu yer veya ülkeden ceza olarak başka bir yer veya ülkeye göndermek, nefyetmek:"Mütarekede İngilizler onu Malta'ya sürdüler."- Y. Z. Ortaç
ts
107
Bir malı satışa sunmak, piyasaya çıkarmak:"Satılamayan ne kadar bayat, bozuk mal varsa pansiyonerlere sürerler."- H. R. Gürpınar
ts
108
Bir maddeyi bir yüzey üzerine ince bir tabaka olarak yaymak veya dökmek, serpmek:"Avcuna doldurup kokluyor; ensesine, şakaklarına, boynuna sürüyor."- R. H. Karay
ts
109
Dokundurmak, değdirmek:"Yüzümü saçlarına sürmek için başımı eğdim."- H. C. Yalçın
ts
110
KERD
ts
111
HEDS
ts
112
HADV
ts
113
CEZF
ts
114
vurmak
ts
115
AKL
ts
116
AZK
ts
117
TESYİR
ts
118
çekmek
ts
119
gitmek
ts
120
salmak
ts
121
Yetişip ortaya çıkmak, bitmek, yeşermek
ts
122
Zaman almak
ts
123
Önüne katıp götürmek
ts
124
Zaman geçmek
ts
125
Zaman almak:"Her odanın ziyareti bir saat sürmüştü."- A. Haşim
ts
126
Yetişip ortaya çıkmak, bitmek, yeşermek:"Bu gölgeli yerlerde otlar bütün bir yaz mevsimi yeniden yeniye sürer, rutubetli toprakta bir bir arkasına yoncalar fışkırır, çayırlar kabarırdı."- R. H. Karay
ts
127
Olmaya devam etmek:"Baygınlığım ne kadar sürdü bilmiyorum."- A. Gündüz
ts
128
Pulluk veya sabanla toprağı işlemek:"Öküzünün biri ölünce tarlasını süremedi."- Ö. Seyfettin
ts
129
Yasal olmayan yolla piyasaya para çıkarmak
ts
130
Herhangi bir durum içinde bulunmak:"Dört duvar arasında bir memur hayat sürüyordu."- Y. Z. Ortaç
ts
131
Olağandan daha çok, daha sık ve sulu dışkı çıkarmak
ts
132
Yönetip yürütmek, sevk etmek
ts
133
Bir malı satışa sunmak, piyasaya çıkarmak
ts
134
Herhangi bir durum içinde bulunmak
ts
135
Pulluk veya sabanla toprağı işlemek
ts
136
Bir maddeyi bir yüzey üzerine ince bir tabaka olarak yaymak veya dökmek; serpmek
ts
137
Oturduğu, bulunduğu yer veya ülkeden ceza olarak başka bir yer veya ülkeye göndermek, nefyetmek
ts
138
Uzatmak, ileri doğru itmek
ts
139
Dokundurmak, değdirmek
ts
140
Olmaya devam etmek
ts
141
Sürme
rastık
ts
142
Sürme
is
ts
143
Sürme
ZECR
ts
144
Sürme
TEDLİK
ts
145
Sürme
tutya
ts
146
sürme
Kirpik diplerine sürülen siyah boya:"Genç güzel aşçı kadının kirpiklerinde sürme, parmaklarında kına yoktu."- A. Gündüz
ts
147
sürme
Sürülerek kullanılan
ts
148
sürme
Masa ve dolapta küçük çekmece
ts
149
sürme
Kapı kanadını içeriden kapamak veya dolap kapağını yerinde tutmak gibi işlere yarayan ve yuvası içinde ileri geri sürülebilen sistem, sürgü:"Kapıyı kapadı. Üstünde anahtar ve sürme yoktu."- P. Safa
ts
150
sürme
Sürme mantarıgillerin yol açtığı ve tanelerin içini kurum karası bir tozla dolduran ekin hastalığı, is, rastık
ts
151
sürme
Küçük çekmece
ts
152
sürme
Tanelerin içini kurum karası bir tozla dolduran ekin hastalığı
ts
153
sürme
Kapı kanadını içeriden kapamak veya dolap kapağını yerinde tutmak gibi işlere yarayan ve yuvası içinde ileri geri sürülebilen sistem, sürgü
Some etymologies, pronunciations, function and usage date content for the English translation portion are from Merriam-Webster Online at www.Merriam-Webster.com. Thanks to Online Yunanca Dil Eğitimi for providing some parts of online greek dictionary. To contribute more resources please contact us. Visuals(images) are provided by Google Image Search API. Some parts of the dictionary is contributed by many users, thank you! The content on this site is for informational purposes only. Bu aramada sürmek kelimesinin sözlük anlamı ve eşanlamı nedir, nasıl okunur hakkında bilgi verilmektedir. sürmek kelimesinin etimolojik ve eşanlamları ile ilgili açıklamalar ve bilgiler eksiksiz ve hatasız olarak anılmamalıdır. Burada yer alan sürmek kelimesi ile ilgili tüm açıklamalar bilgi amaçlıdır. Eksik ve hatalı çevirileri lütfen bildiriniz.