fall, decline, drop, fall off, crumble, collapse, fall down, come down, fall over, to fall; to drop; to decline; (uçak) to crash; (çocuk) to be aborted; to fall down, to fall over, to go down; to fall on, to fall upon, to fall to (sb); to fall off, to decrease, to go down, to come down; to deduct, to subtract; to condescend (to), to sto, come off, stoop, tumble, dive, land, deduct, to fall, decrease, create, land in, flat, fail, reverie, run into, topple, go down, condescend, trail, fall in a heap, subtract, fall from, falter, fall among, whop, fall on evil days, go, fall on, plummet, plump down, rest with, scale down, sink into, sink, end up, lapse, plunk, plunge, plonk, pitch, step down, dip, come, fell, recede, end up in, flow, blow, subside into, tumble down, lower, slip, dump, behove, (iş) behoove, sag, (fiyat) recede, to fall, fall down, to fall from power, to fall into, be overcome by (doubts, worry, trouble), to get (tired, weak), (for a fetus) to be miscarried; to be aborted, to subtract; to deduct, to fall, drop, go down, decrease, crumple, drop down, droop, crumple up, degrade, drop off, ebb, crash, to be suitable; to suit, to lie within one's responsibility, be up to (one), come down in the world, to come to (one) by chance, to receive, get as one's share (by chance or allotment), (Denizcilik) to fall off course or make little headway (due to wind, waves, current), to fall on (a certain day), to lie in (a certain direction), to be left out of (accidentally), to wind up in, end up in (jail, court, a hospital), to be a close friend of, pal around with. Düşmez kalkmaz bir Allah. (Atasözü) Only God is free from trouble, to live in sexual intimacy with, sleep around with, slang to drop in on someone, appear unannounced. Düşenin dostu olmaz. (Atasözü) People in trouble have no friends. düşe kalka struggling along, with difficulty. düşüp kalkmak colloq, to get involved with (a disagreeable and unpleasant person), descent, decadence, falling from, diminution, slump, spill, knockdown, dropping, precipitation, falling down, falling away, (fiyat) sag, falling off, falling, stepdown, flop, abatement, loss, downfall, deletion, elision, comedown, ebbing, trip, fall, falling,
1
fall fiil
ts
2
decline fiil
ts
3
drop
ts
4
fall off
ts
5
crumble
ts
6
collapse
ts
7
fall down
ts
8
come down
ts
9
fall over
ts
10
to fall; to drop; to decline; (uçak) to crash; (çocuk) to be aborted; to fall down, to fall over, to go down; to fall on, to fall upon, to fall to (sb); to fall off, to decrease, to go down, to come down; to deduct, to subtract; to condescend (to), to sto
ts
11
come off
ts
12
stoop
ts
13
tumble fiil
ts
14
dive
ts
15
land fiil
ts
16
deduct fiil
ts
17
to fall
ts
18
decrease
ts
19
create
ts
20
land in
ts
21
flat
ts
22
fail
ts
23
reverie
ts
24
run into
ts
25
topple
ts
26
go down
ts
27
condescend
ts
28
trail
ts
29
fall in a heap
ts
30
subtract
ts
31
fall from
ts
32
falter
ts
33
fall among
ts
34
whop
ts
35
fall on evil days
ts
36
go
ts
37
fall on
ts
38
plummet
ts
39
plump down
ts
40
rest with
ts
41
scale down
ts
42
sink into
ts
43
sink fiil
ts
44
end up
ts
45
lapse fiil
ts
46
plunk fiil
ts
47
plunge fiil
ts
48
plonk fiil
ts
49
pitch fiil
ts
50
step down
ts
51
dip
ts
52
come
ts
53
fell
ts
54
recede
ts
55
end up in
ts
56
flow
ts
57
blow
ts
58
subside into
ts
59
tumble down
ts
60
lower
ts
61
slip
ts
62
dump
ts
63
behove
ts
64
(iş) behoove
ts
65
sag
ts
66
(fiyat) recede
ts
67
to fall, fall down
ts
68
to fall from power
ts
69
to fall into, be overcome by (doubts, worry, trouble)
ts
70
to get (tired, weak)
ts
71
(for a fetus) to be miscarried; to be aborted
ts
72
to subtract; to deduct
ts
73
to fall, drop, go down, decrease
ts
74
crumple
ts
75
drop down
ts
76
droop
ts
77
crumple up
ts
78
degrade
ts
79
drop off
ts
80
ebb
ts
81
crash
ts
82
to be suitable; to suit
ts
83
to lie within one's responsibility, be up to (one)
ts
84
come down in the world
ts
85
to come to (one) by chance
ts
86
to receive, get as one's share (by chance or allotment)
ts
87
(Denizcilik) to fall off course or make little headway (due to wind, waves, current)
ts
88
to fall on (a certain day)
ts
89
to lie in (a certain direction)
ts
90
to be left out of (accidentally)
ts
91
to wind up in, end up in (jail, court, a hospital)
ts
92
to be a close friend of, pal around with. Düşmez kalkmaz bir Allah. (Atasözü) Only God is free from trouble
ts
93
to live in sexual intimacy with, sleep around with
ts
94
slang to drop in on someone, appear unannounced. Düşenin dostu olmaz. (Atasözü) People in trouble have no friends. düşe kalka struggling along, with difficulty. düşüp kalkmak colloq
ts
95
to get involved with (a disagreeable and unpleasant person)
Yağmak, HÜLK, CE'F, SAKTA, boylamak, SAR', sukut etmek, TARR, TAHV, Bir zorunluk sebebiyle bulunduğu yerden ayrılmak, gitmek, Uğramak, kapılmak, Yakışık almak, Eksilmek, Vakti gelmeden (ölü) doğmak, Ödevi veya yetkisi içinde bulunmak, Durduğu, bulunduğu, tutunduğu yerden ayrılarak veya dayanağını, dengesini yitirerek yukarıdan aşağıya inmek, Vurmak, değmek, rastlamak, Yer çekiminin etkisiyle boşlukta, yukarıdan aşağıya inmek, Düşkünleşmek, Bir yere ansızın gelmek, damlamak, tesadüfen gelmek, Belirli zamana rastlamak, Savaşta savunulmaz duruma gelerek teslim olmak, Alışmak, müptela olmak, Eksilmek, azalmak, Biriyle yaşamak, çalışmak, birlikte olmak durumunda kalmak, Kötü bir sebeple istenmeden bir yerde bulunmak, İş başından uzaklaşmak, Bulunmak, Bazı deyimlerde "yürümek, birlikte gelmek" anlamlarında kullanılır, Bir zorunluk sebebiyle bulunduğu yerden ayrılmak, gitmek:"Bir lokma ekmek uğruna çoluk çocuğu ile gurbet ellere düşmüştü."- H. Taner, Eksilmek:"Gündelikleri yarı yarıya düşmüştü."- N. Cumalı, Aşırı ilgi veya sevgi göstermek, Uğramak, kapılmak:"Kadınlar yeni baştan telaşa, heyecana, korkuya düştüler."- A. Gündüz, Yakışmak, uygun gelmek, Atlanmak, aradan çıkmak, eksik kalmak, Vurmak, değmek, rastlamak:"İnce uzun dallı badem ağaçlarının alaca gölgeleri sahile inen keçi yoluna düşüyordu."- Ö. Seyfettin. Ölü doğmak, Durduğu, bulunduğu, tutunduğu yerden ayrılarak veya dayanağını, dengesini yitirerek yukarıdan aşağıya inmek:"Çocukken ağaçtan düşüp ayağım kırılmıştı da ağlayamamıştım."- S. F. Abasıyanık, Yer çekiminin etkisiyle boşlukta, yukarıdan aşağıya inmek:"Havada uçan kuş vurulmuş gibi birdenbire sokağa düşüyor."- R. N. Güntekin, Yere devrilmek, yere serilmek, Hava taşıtları kaza sonucu hızla yere inerek çarpmak, Vücuda bol gelen giysi aşağı kaymak, Yakışık almak:"Övünmesi de komşulara, arkadaşlara düşer."- H. Taner. Ödevi veya yetkisi içinde bulunmak:"Bana arada bir bakkaldan tuz, limon almak düşüyor, o kadar."- H. Taner, Bulunmak:"Birlikte evden çıkmışlar, limanda iskelenin karşısına düşen kahveye doğru yürümüşlerdi."- N. Cumalı, Belirli zamana rastlamak:"Babasının Sütlüce'de yeni bir ev alması bu tarihlere düşer."- M. Ş. Esendal, Bir yere ansızın gelmek, damlamak, tesadüfen gelmek:"Bir raslantı sonucu aralarına düşmüştüm."- H. Taner, Fırsat çıkmak, Olmak, olumsuz bir duruma girmek, Savaşta savunulmaz duruma gelerek teslim olmak:"Medine'nin düştüğünü söylemek istedim."- F. R. Atay, Sonradan düşmüş."- R. N. Güntekin, Düşkünleşmek:"Babam balıkçı amma, vaktiyle zenginmiş efendim, Bir bölüşme sonunda payına ayrılmak, Biriyle yaşama, çalışma, birlikte olma durumunda kalmak:"O asker, gittiğimiz yerde bir aralık benim bölüğüme düşmüştü."- R. N. Güntekin, Kötü bir sebeple istenmeden bir yerde bulunmak:"Bu yaşta mahkemelere düşmek..."- S. F. Abasıyanık. İşbaşından uzaklaşmak, Hızı, gücü, değeri azalmak, Isı, basınç ve ateş, eksilmek, azalmak:"İki gün içinde ateş düştü; ağrılar, sızılar hafifledi."- R. N. Güntekin, Bayağılaşmak, sukut, Bir geminin rüzgar ve akıntı etkisiyle bulunduğu rotadan veya mevkiden kayması, Düşmek işi,
121
Yağmak
ts
122
HÜLK
ts
123
CE'F
ts
124
SAKTA
ts
125
boylamak
ts
126
SAR'
ts
127
sukut etmek
ts
128
TARR
ts
129
TAHV
ts
130
Bir zorunluk sebebiyle bulunduğu yerden ayrılmak, gitmek
ts
131
Uğramak, kapılmak
ts
132
Yakışık almak
ts
133
Eksilmek
ts
134
Vakti gelmeden (ölü) doğmak
ts
135
Ödevi veya yetkisi içinde bulunmak
ts
136
Durduğu, bulunduğu, tutunduğu yerden ayrılarak veya dayanağını, dengesini yitirerek yukarıdan aşağıya inmek
ts
137
Vurmak, değmek, rastlamak
ts
138
Yer çekiminin etkisiyle boşlukta, yukarıdan aşağıya inmek
ts
139
Düşkünleşmek
ts
140
Bir yere ansızın gelmek, damlamak, tesadüfen gelmek
ts
141
Belirli zamana rastlamak
ts
142
Savaşta savunulmaz duruma gelerek teslim olmak
ts
143
Alışmak, müptela olmak
ts
144
Eksilmek, azalmak
ts
145
Biriyle yaşamak, çalışmak, birlikte olmak durumunda kalmak
ts
146
Kötü bir sebeple istenmeden bir yerde bulunmak
ts
147
İş başından uzaklaşmak
ts
148
Bulunmak
ts
149
Bazı deyimlerde "yürümek, birlikte gelmek" anlamlarında kullanılır
ts
150
Bir zorunluk sebebiyle bulunduğu yerden ayrılmak, gitmek:"Bir lokma ekmek uğruna çoluk çocuğu ile gurbet ellere düşmüştü."- H. Taner
ts
151
Eksilmek:"Gündelikleri yarı yarıya düşmüştü."- N. Cumalı
ts
152
Aşırı ilgi veya sevgi göstermek
ts
153
Uğramak, kapılmak:"Kadınlar yeni baştan telaşa, heyecana, korkuya düştüler."- A. Gündüz
ts
154
Yakışmak, uygun gelmek
ts
155
Atlanmak, aradan çıkmak, eksik kalmak
ts
156
Vurmak, değmek, rastlamak:"İnce uzun dallı badem ağaçlarının alaca gölgeleri sahile inen keçi yoluna düşüyordu."- Ö. Seyfettin. Ölü doğmak
ts
157
Durduğu, bulunduğu, tutunduğu yerden ayrılarak veya dayanağını, dengesini yitirerek yukarıdan aşağıya inmek:"Çocukken ağaçtan düşüp ayağım kırılmıştı da ağlayamamıştım."- S. F. Abasıyanık
ts
158
Yer çekiminin etkisiyle boşlukta, yukarıdan aşağıya inmek:"Havada uçan kuş vurulmuş gibi birdenbire sokağa düşüyor."- R. N. Güntekin
ts
159
Yere devrilmek, yere serilmek
ts
160
Hava taşıtları kaza sonucu hızla yere inerek çarpmak
ts
161
Vücuda bol gelen giysi aşağı kaymak
ts
162
Yakışık almak:"Övünmesi de komşulara, arkadaşlara düşer."- H. Taner. Ödevi veya yetkisi içinde bulunmak:"Bana arada bir bakkaldan tuz, limon almak düşüyor, o kadar."- H. Taner
ts
163
Bulunmak:"Birlikte evden çıkmışlar, limanda iskelenin karşısına düşen kahveye doğru yürümüşlerdi."- N. Cumalı
ts
164
Belirli zamana rastlamak:"Babasının Sütlüce'de yeni bir ev alması bu tarihlere düşer."- M. Ş. Esendal
ts
165
Bir yere ansızın gelmek, damlamak, tesadüfen gelmek:"Bir raslantı sonucu aralarına düşmüştüm."- H. Taner
ts
166
Fırsat çıkmak
ts
167
Olmak, olumsuz bir duruma girmek
ts
168
Savaşta savunulmaz duruma gelerek teslim olmak:"Medine'nin düştüğünü söylemek istedim."- F. R. Atay
Some etymologies, pronunciations, function and usage date content for the English translation portion are from Merriam-Webster Online at www.Merriam-Webster.com. Thanks to Online Yunanca Dil Eğitimi for providing some parts of online greek dictionary. To contribute more resources please contact us. Visuals(images) are provided by Google Image Search API. Some parts of the dictionary is contributed by many users, thank you! The content on this site is for informational purposes only. Bu aramada düşmek kelimesinin sözlük anlamı ve eşanlamı nedir, nasıl okunur hakkında bilgi verilmektedir. düşmek kelimesinin etimolojik ve eşanlamları ile ilgili açıklamalar ve bilgiler eksiksiz ve hatasız olarak anılmamalıdır. Burada yer alan düşmek kelimesi ile ilgili tüm açıklamalar bilgi amaçlıdır. Eksik ve hatalı çevirileri lütfen bildiriniz.